Hafızlar muhafız, muhafızlar muhafazakar

Muhafazakarlar, muhafaza etmemiz gereken hiçbir şeye muhafızlık etmiyor. Adidasla tekkelere girmeye başladılar…

  • BORA ERCAN

Arapçada ‘koruma’, ‘saklama’ anlamında kullanılan ‘muhafaza’ kelimesine Farsça iş, yapmak anlamına gelen ‘kâr’ kelimesinin sonek olarak eklemlenmesiyle elde edilmiş bileşik bir kelime olan ‘muhafazakâr’ kelimesi, anlam olarak var olanı, mevcut durumu koruyan kişi demek…

Muhafazakâr sözcüğü Türk Dil Kurumu sözlüğünde sadece bir kelimeyle açıklanmış: ‘Tutucu’. Sözlüğü hazırlayanlara sormak gerek, neyin ‘tutucusu’? Yani sözlük öyle üstünkörü geçivermiş.

Biz biraz daha açıklayalım. İdeolojik olarak geleneklerine bağlı, kültürünün maddi ve manevi değerlerini koruyan, yeniliklere kapalı, kendi inancına sıkı sıkıya bağlı birey ya da toplum. Bir de tabii öyle olduğunu iddia eden de denebilir.

Bu tanım 1789 Fransa’sında parlamento başkanının sağ tarafına yerleşen monark yanlısı, devrim ve reform karşıtlarının sonradan evrensel olarak kabul görmüş tanımı. Muhafazakar olmayanların önlerinde pek de bir seçenek olmadığı için sol tarafa yerleşmişler. O zamandan bu yana solcuların çoğu zaman öteki olarak kalması bundandır.

İlginçtir, Sanskrit dilinde sol aynı zamanda ters (vama), Latin dilindeyse şanssız (sinister) anlamına gelir. Muhafazakârlar pek de sorgulamadan hızla hareket edip güçlünün yanında yer alırken solcular doğaları gereği bunu yapamamış. Öte yandan, yüzlerce yıllık ideolojileri bu kadar basite indirgeyerek açıklamak elbette olacak iş değil. Siyaset biliminin kavramlarıysa bizim gibi ülkelerde iyice anlaşılmaz bir karmaşa halinde.

Önümüzde muhafazakârlığın bize özgü hallerini açıklayacak çok aşikâr örnek durumlar, yüzlerce vaka olduğu için yazmaya bile gerek yok bu konuda. Evrensel anlamda birçok durumda standart dışı olduğumuz için bu durumda da genelgeçer kabul edilen tanımlara uygun olmamak bizi şaşırtmıyor.

Yine de şu korona günlerinde yerli tohum üreten Pamukkale Üniversitesi akademisyenlerinin emeklerle kurdukları bahçelere dozerlerin girmesi, Salda Gölü meselesi ve Kanal İstanbul projesi için tehlikede olan Mimar Sinan eseri bir köprünün durumu bana bunları yazdırttı.

Çocukluğumda bizim oralarda çok kullanılan bir sözcüktü metazori. ‘Zor’ Farsça, ‘i’ soneki Yunanca, ‘me to’ da yine Yunanca, yani kelime ‘zor kullanarak’ anlamında. Ne garip şu dil meselesi, önek bir yerden sonek bir yerden, sen ortada onu sahipleniyorsun. O artık senin oluyor. Bunda kötü bir şey yok. Ne güzel işte kültürel miras.

Ancak gelelim, bizler metazori evlerimizdeyken ki bu ideolojik değil daha çok biyolojik bir zorlamayken, iktidarın varını yoğunu emeğini ilgisini vatandaşlarına yoğunlaştırması gerekirken, sanki korona gibi bir musibet söz konusu değilmiş gibi Kanal İstanbul ihaleleri, yeni inşaatlar ve daha bilmediğimiz neler neler…

Türkiye toplumu kendince rönesansını geç ve çok eksik yapmış bir toplum. Oy oranları da toplumumuzun her dönemde muhafazakar bir toplum olduğunu gösteriyor. Batıyla ilişkisi bir yere oturmayan bir devlet ideolojisi de söz konusu. Genel muhafazakar yaklaşım “Batı’nın ilmini al ama ahlakını alma” şeklinde. Yani “interneti bulandan Allah razı olsun, biz interneti muhafazakâr amaçlarımız doğrultusunda kullanabilelim.”

Ülkemizde cinsel içerikli suçların herhangi bir Batı ülkesinden çok daha fazla olmasının da açıklanabilirliği yoktur. Kaldı ki imar affı, öğrenci affı, vergi affı gibi cinsel içerikli suç işlemişlerin affı da yine hiçbir şekilde kabul edilemez. Sorgulanması gereken yıllar yılı neden bu kadar fazla suç olduğudur.

Muhafazakâr kapalı toplum ve onun baskın olduğu devlet aygıtları vatandaşlarını, insanlarını bu tip suçlardan alıkoymak için bir şey yapmadıkları sürece, bundan masumlar zarar görecek, hapishaneler bir sonraki affa kadar hızla yeniden dolacaktır.

Bir yanlış anlamaya neden olmamak için öğrenci, imar ve vergi affına kısaca değineyim. Bir devlet vatandaşlarıyla ilişkisini suç, ceza, af, erken ödeme indirimi üzerinden kurmaz. Zaten bir öğrencinin okulundan atılması söz konusu olamaz, bir insan neden kaçak bina yapsın, bu devlet nasıl bir eğitim verdi vatandaşlarına, bir insan neden vergi kaçırsın? Ciddiyim, çünkü 1950’lerden bu yana tam anımsayamıyorum ama onlarca kez bu tip aflar çıkmış, yani muhafazakâr devlet değişmiyor.

Muhafazakârlık erkekegemen ve yaşlıegemen düzenle var edilirken muhafaza edilense toplumdaki cinsiyet ayrımcılığı, şiddet eğilimleri, doğa katliamları, şehirciliğin katli, eğitimin sistemsizliği, ekonomik dengesizlik, gelir dağılımdaki eşitsizlik.

Geçen gün ustalar anlatıyordu, kaçak bir iş yaparken ya şampiyon futbol takımının bayrağı ya da Türk bayrağıyla örtülürmüş inşaat. Baş bitince de bir yolu bulunur ruhsat alınırmış. Şimdi anlıyoruz işte o atasözü hâlâ yaşıyor: Minareyi çalan kılıfını hazırlar.

Yani, söylenen Mimar Sinan köprüsü taşınacakmış! 500 yıllık bir köprüyü hiçbir yere taşıyamazsınız. Bu nasıl mümkün olur? Çoğu zaman eski eserlerin restorasyonunda yapılan kabul edilemez hatalarla karşılaşıyoruz. Bu da onlardan biri olacaktır.

Üniversitedeki olayda ise rektör bey demiş ki, “Kökünden söküyoruz sonra yeniden ekeceğiz. Bu yapılanlar zarar vermeyecek.” Ne denli inandırıcı, değil mi? Diğer örneklere ise hiç girmiyorum…

Bütün bunlar akla Kaz Dağları’nı getiriyor. Maden şirketinin kestiği on binlerce ağaç, madeni anayola bağlayan yolu genişletmek için kesilen yine binlerce ağaç… Hatta, anımsayalım geçen yaz devlet yetkilileriyle kesilen ağaç sayısı polemiği olmuştu. Biz evdeki bir saksı bitkisinin bile üzerine titrerken ağaçlar kelle hesabı tartışma konusu yapılmıştı. Ne acı değil mi?

Sonuç olarak, muhafazakârlar çoğunlukla Klasik Türk Müziği dinlemiyor, bu müzik türünü sahiplenmiyor. Klasik şiiri de pek sevmiyorlar. Ney sesi duyunca hüzünleniyor ama ney üflemiyorlar. En basit bir düğünde bile halay çekmeyi bilen pek yok. Türküleri de unuttular. Halıları, kilimleri, desenleri, el emekleri yerine zevksiz lamineler sevildi. Ninelerin bindallıları yerine Katoliklerin beyaz gelinliklerini tercih edildi. Muhafazakârlık ve sonradan yaygınlaşan mütedeyyinlik adı altında olmayan bir kültür inşa edildi…

Cübbelerle son model otomobillere binmeler, alabildiğine ziyafet sofraları, saraylarda eski Türk devletlerinin askerlerinin simülasyonları, Fikret Kızılok’un da dediği gibi adidasla tekkeler gitmeler…

Son Haberler

Grev 205’inci gününde ama işçiler yalnız!

Yenibosna Yeditepe Tır Garajında faaliyet gösteren Samsun Çorum Nakliyat Ambarı (SONER AYDAR) işçilerinin işverenin sendika düşmanlığına karşı başlattığı grev 205'inci gününde, ancak işçiler yalnız! RED...

Korona testlerinde AKP’lilere kıyak!

Koronavirüs salgınıyla ilgili yeterli önlemleri almamakla eleştirilen AKP iktidarının koronavirüs testlerinde de kendilerine öncelik tanıdıkları iddia ediliyor! RED HABER - İstinye Devlet hastanesi çalışanı...

“Ekonomik refah” can alıyor!

Koronavirüs salgınında gerekli önlemleri almayan ve işçileri köle şartlarnda çalışmaya mecbur eden sermaye düzeni can almaya devam ediyor. İşçi örgütlerine göre Temmuz ayında en...

“Her yer korona, her yer sömürü!”

Koronavirüs salgını sermaye sahiplerinin işçiyi kâr hırsıyla nasıl acımasızca sömürdüğünü her gün açığa çıkarıyor! Vestel, Kumtel ve Dardanel fabrikalarında ölüm ve vakalar artarken işçiler...

Çok insan ölecek

Bugüne kadar yazdığım hemen her şey, sadece kötü senaryo dahilinde gerçekleşiyor ve bu beni çok üzüyor. T. AKMAN İnsana ne düşüneceğini şaşırtan, çok keyifsiz bir...