Günü provokasyonla kurtarmak… Ve gerisi…

Toplumdaki desteği iyice eriyen ve meşruiyetini kaybeden Saray Rejimi, sonunu geciktirmek için muhalefet içinde provokasyonlar yaratma ve tüm muhalefeti ‘suçlu’ haline getirme yönelimine girdi. Bunun için ‘kullanışlı hainler’ de hazır!

  • HAKAN GÜLSEVEN

İktidarın meşruiyeti her geçen gün daha fazla eriyor. Yasama, Yürütme ve Yargı’nın bütün iplerini Saray’a bağlayan rejim, tüm baskı aygıtlarını kullanırken, halkın desteğini sağlama konusunda başarı elde edemiyor. Çünkü iktisadi ve toplumsal çöküş yoksul yığınlarda büyük bir öfke büyütüyor.

Bu süreçte muhalefetin her rengi güç kazanmaya başladı. Saray Rejimi’nin elindeki devasa medya gücü, yalan makineleri, ideolojik aygıtları artık yeterli gelmiyor. Dağıtılan sadakalar yoksulluğu örtemiyor. Saray’ın ve yamak MHP’nin kitle desteği eriyor.

Bu durumda Saray Rejimi, muhalefetin daha fazla güç kazanmasını engellemek, mevcut gücünü de dağıtmak hedefiyle yeni bir yönelime girdi.

Bir sonraki seçimleri yeniden iktidara gelecek şekilde dizayn etme çabası bir taraftan sürerken, muhalefete darbe vuracak planlar üzerinde çalışıyorlar.

Şimdi tehlikeli bir süreç başlatıldı: Muhalefet içindeki zayıf halkalar devşiriliyor, muhalif kesimleri ‘suçlu’ haline getirecek provokasyonlar imal ediliyor.

HDP’Yİ SEÇİME SOKMAYABİLİRLER

Kayyum saldırılarıyla, kitlesel tutuklamalarla tarumar edilen ama buna rağmen halk desteğini yitirmeyen, aksine kendi tabanı içinde gücünü ve prestijini daha da artıran HDP‘yi kapatma seçeneği dahi konuşulmaya başladı.

HDP’ye saldırının klasik bahanesi olan “PKK ile bağ” iddiası yeniden, HDP içinden devşirilen Altan Tan‘ın ağzından bir kez daha dile getirildi. Ağır saldırı altındaki partisini terk etmekle kalmayıp partiye yeni saldırı malzemeleri sağlayan Altan Tan konusunda HDP’lileri defalarca uyarmıştık. Altan Tan, şimdi utanç verici bir biçimde İslami-faşist iktidar blokuna iltihak etmiş vaziyette, yeni provokasyonlara zemin hazırlama gayretinde…

Altan Tan bir özne değildir, sürecin nesnesidir. Başkaları da bulunabilir. Amaç, zemini yaratıldığı takdirde, gelecek seçimlere HDP’siz girmektir.

Parti kapatma seçeneği tartışılıyor. Böylelikle, önde gelen kadroları hapislere tıkılmış HDP’nin ancak bağımsız adaylarla yer alabileceği genel seçimlerde özellikle Kürt bölgelerinden ve büyükşehirlerden daha fazla AKP milletvekili çıkarabilmeyi umuyorlar.

Altan Tan ve muhtemel benzerleri bu provokasyonların aleti olmaya adaydır. Bu provokasyonların devamı gelecektir.

(Bu yazı yazılıp yayına girecekken, HDP’nin Diyarbakır il ve ilçe binalarına polis baskını yapılıyordu.)

‘FETHULLAHÇILAŞTIRMA’ GİRİŞİMLERİ

İYİ Parti’de simetrik bir Altan Tan vakası ortaya çıktı: Hayatını faşist hareket içinde küçük hesaplarla tüketmiş olan Ümit Özdağ, bizzat kendi partisine yönelik salvolara başladı ve partinin -kendi mantığı içinde- başarılı İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’yu iktidarın tetikçisi Ahmet Hakan’ın programında Fethullahçı ilan etti.

Kavuncu’nun Fethullahçılarla ilişkisi var mıdır, ne düzeydedir, işin o kısmını biz bilmeyiz. Konuyu bu tartışmadan bağımsız ele aldığımızda, İYİ Parti’nin il başkanına yönelik hamlenin, son dönemde kamuoyu yoklamalarında belirgin biçimde güç kazandığı ortaya çıkan ve ‘merkez sağ’ tabir edilen oyları toplamaya başladığı anlaşılan İYİ Parti’yi frenlemeye yönelik bir iktidar provokasyonu olduğu kesindir. Ümit Özdağ şantaj ya da şahsi menfaat karşılığı iktidar tarafından devşirilmiştir.

Özellikle sağ partilerde, hiç kuşkusuz AKP’den kopan Babacan ve Davutoğlu’nun partilerinde de bir dönem Fethullahçılarla içli dışlı olan pek çok isme rastlamak mümkündür. Nitekim, Fethullahçılar deyince, CHP’ye ve YetmezAmaEvetçiler üzerinden sosyalist sola bile musallat olmuş bir şebekeden söz ediyoruz.

HDP’ye “PKK bağlantısı” bahanesiyle saldıran iktidar bloku, sağda güç kazanan ve AKP’nin ya da MHP’nin oylarını eriten her odağa “FETÖ bağlantısı” bahanesiyle saldıracaktır. Bu matematiksel bir kesinliktir. Söz konusu partiler, hatta CHP, kendi içlerinde yeni Ümit Özdağ vakalarına hazırlıklı olmalıdır.

Elbette AKP ve MHP içinde benzer dönemlerde Fethullahçılarla içli dışlı olan isimler yine gözardı edilecektir.

CHP’NİN YUMUŞAK KARNI

İktidar blokunun hedefindeki en büyük güç kuşkusuz CHP’dir.

CHP uzun süredir türlü saldırılar altında. Misal, yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını tanımaması Yargı içinde bir itaatsizlik değil, Kemal Kılıçdaroğlu’na atılan yeni bir yumruktur.

Kimse kimseyi kandırmasın; iktidarın CHP’yi ezdiği her hukuksuzluk, bu yumrukların tekrar tekrar atılması anlamına geliyor.

Ve CHP, yediği her yumruğu mutedil açıklamalarla geçiştiren ve “Seçimlerde görürsünüz siz” diyen bir pozisyon alıyor ama Anayasa Mahkemesi’nin tanınmadığı bir ülkede sağlıklı bir seçime gidilebileceğinin ya da seçim sonuçlarının tanınacağının garantisini veremiyor.

Şımartılan ve kitlesel bir biçimde silahlanan iktidar yandaşlarının hukuk tanımazlığı, hukuk üstülüğü, hatta hukuken himaye edilirliği ortadayken, bize sadece seçim vaat eden bir muhalefet esasen yok hükmündedir.

Genel başkanının yediği yumruğun hesabını soramayan, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen milletvekilinin haklarını savunamayan bir ana muhalefet partisinin, kazara kazanılmış bir seçim sonucunda iktidar koltuğuna oturtulmaması halinde ne yapacağını halka açıklaması gerekmez mi? Bir sonraki izahatları, 2053 seçimlerini beklemek mi olacaktır

Bu gözler neler gördü!..

Bu tartışmayı şimdilik bir kenara bırakalım…

CHP provokasyonlara alabildiğine açık bir durumda… Partide, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ‘Mustafa Kemal’ dedi de niye sonuna ‘Atatürk’ eklemedi diye bir ay tartışıldı, hâlâ yer yer gündeme geliyor!..

Bu saçmalık zeminini nerede buluyor?

CHP’nin üye ve seçmen profili içinde, yükselen dinci gericilik karşısında paniğe kapılan ve Mustafa Kemal figürünü bir çeşit ‘pop yıldızı’, kendilerini ise ‘fan’ haline dönüştüren bir kesim var. Bu kesimi provoke eden ve bunun üzerinden parti içi kariyer planları yapan unsurlar olduğu gibi, Doğu Perinçek ve Aydınlık ekibi de sürekli aynı kesimi hedef alarak iktidar namı hesabına CHP’nin içine oynuyor. Güncel ‘görev’leri budur.

Önümüzdeki süreçte Canan Kaftancıoğlu üzerinden geliştirilen provokasyonların benzerlerine tanık olacağımız kesindir. CHP’nin içine dönük ‘Fethullahçı’, ‘Kürtçü’, ‘Amerikancı’ suçlamaları üzerinden onlarca provokasyonun tabana yayıldığını, yayılacağını; bunların il, ilçe yönetim kurullarında çekişme konusu yapılacağını; parti içindeki konumlanmaya dönük küçük hesaplarda tüm bu dedikoduların/provokasyonların kullanılacağını söylemek kehanet olmaz.

Üzerine bir de ‘kaybeden adam’ Muharrem İnce’nin muhalefet içi muhalefetinde kullanılabilecek çeşitli argümanları düşünmek gerekir…

Herkes emin olsun, iktidarın hapis tehdidiyle yüz yüze bulunan Canan Kaftancıoğlu bu tür provokasyon girişimlerinin hedefinde yer almaya devam edecektir. İktidarın Kaftancıoğlu’nu hapse atması da hiç sürpriz olmaz. Bu ihtimal, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve CHP’yi nakavt edecek yumruklardan biri olma ihtimalidir.

İşin vahim yanı, öyle bir durumda CHP’nin ne yapacağını bilmiyor oluşumuzdur. 2093 seçimlerini beklemek? Mümkündür…

SOSYALİST SOL: İKİLİ GÖREV

Düzen içi muhalefet, sosyalistlerin geliştireceği devrimci bir muhalefetle aşılabilir. Ne var ki, Türkiye’de sosyalist sol nesnel ve öznel sebepler sonucunda, toplumsal bakımdan matematiksel olarak ihmal edilebilir bir noktaya geriledi.

Sosyalist solu yakından tanıyan herkes, ‘ana akımlar’ın mevcut süreci kazasız belasız atlatma kaygısıyla, ‘tam siper’ halinde, bir şeyler yapıyormuş gibi görünerek geçirmeye çalıştığını fark ediyor. Dikkat edilirse, bu ‘ana akımlar’ ciddi herhangi bir saldırıya da uğramıyor.

Saldırıya uğramak bir göstergedir.

Elbette sosyalist solda bazı istisnalar olduğunu söylemek gerekir. Gündelik olarak işçi mücadelelerinin içinde olan; çeşitli zeminlerde iktidar blokuna karşı sesini yükselten kesimler, teslim olmayan gazeteciler hedef tahtasına oturuyor. Bunların ötesinde, iki milletvekiliyle parlamentoda boyutundan büyük ses getirmeyi beceren bir Türkiye İşçi Partisi (TİP) örneği var: TİP saldırılara uğruyor.

Saldırılar, hiç kuşkusuz, fiili olabildiği gibi, pek çok örnekte gördüğümüz üzere çeşitli bahanelerle ‘terörist’ ilan edilme şeklinde açığa çıkıyor.

Bu atmosferde, Türkiye sosyalist solunun önünde ikili bir görev var:

Birincisi, Türkiye’de siyasetin ‘iktidar bloku’ ile ‘onun karşısında konumlananlar’ biçiminde keskin bir bölünme yaşadığını görmek ve bunun bilincinde olarak davranmak durumundayız. Sosyalist sol, iktidar blokunun şu ya da bu muhalif kesim içinde giriştiği provokasyonların aleti olmamalıdır. Hele hele, sosyalistler üzerinden yeni provokasyonlar geliştirme girişimlerine karşı herkes son derece uyanık olmalıdır. Sosyalist sol Türkiye’nin mevcut iktidar blokundan kurtulmasını faaliyetinin merkezine yerleştirmelidir.

Öte yandan, Türkiye işçi sınıfının ve yoksul halkın sorunları Saray Rejimi’nin son bulmasıyla çözülmeyecektir. Bugün halk, yoksulluğun ötesinde açlıkla sınanıyor. Milyonlar asgari beslenme imkanlarına ulaşamıyor. Türkiye’nin dış borcu, dünya tarihinde eşine rastlanmamış biçimde, milli gelirine yaklaşıyor. Saray’ın yarattığı ekonomik enkaz kolay kaldırılabilecek cinsten değildir.

Sosyalist solun ikinci görevi, kendini olabildiğince işçi mücadelelerinin ve örgütlenmelerinin içinde konumlandırmak, ekonomik çöküşün faturasının daha fazla emekçilerin ve yoksul halkın üzerine yıkılmasını önlemek, iktidar blokuna karşı ve bu blok çözüldüğü takdirde başlayacak yeni dönemde mücadeleyi sürekli kılacak, en önemlisi dış borçları reddedecek, geçmiş yolsuzlukların ve zulmün hesabını soracak bir zihniyet ve mekanizmayı yaratmaktır.

Matematiksel olarak ihmal edilebilir bir boyuta küçülmüş sosyalistlerin böylesine zorlu bir görevin altından nasıl kalkabileceği sorusu elbette akılcı bir sorudur.

Ne var ki, Türkiye’nin önümüzdeki dönem tam bir krizler dönemidir ve krizler her türlü tehdidi içinde barındırsa da, aynı zamanda kitlelerin zihninde ciddi sıçramaların yaşanabileceği önemli fırsatları da yaratır. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Fırsatları değerlendirmek için asgari bir siyasi ve örgütsel güç oluşturmak zorundayız.

Türkiye’de sosyalist solun benzer refleksler veren, çok yakın siyasi tutumlara sahip farklı kesimlerinin olduğunu görmeli ve bunun bir lüks sayılması gerektiğini kavramalıyız. Benzerler -birleşik değil- bütünleşmiş güçler yaratmalıdır. Geçmiş geleneklerin sırtımızda biriktirdiği yükleri vuruşturmayı değil, hep beraber ileriye doğru yürümemizi sağlayacak ilkesel zemini tartışmalı, tarif etmeli ve bütünleşmeliyiz.

Ve nihayet, doğru yerlerde -emekçi mücadelelerinin içinde-, doğru siyasi tutumlarla durmayı ve krizler karşısında cesur olmayı yeniden ve yeniden hatırlamalıyız.

Hakiki bir emekçi halk muhalefeti buradan doğacaktır.

Son Haberler

Maradona: Devrimci mi, serseri mi?

Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiğimiz gibi, Maradona’nın hakkını Maradona’ya vermek ve bu koşullarda, “serseri olduğu gibi devrimciydi de” demek lazım. YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Futbol dünyasından bir...

‘Medeniyet’in rezilliği!

Danimarka milyonlarca vizonu, koronavirüs mutasyonu endişesi ile katletti. Hayvanların cesetleri, gömüldükleri toplu mezardan fırladı!.. RED haber - Danimarka bir vahşet skandalıyla sarsılıyor. Milyonlarca vizon öldürüldü,...

Sıra dünyayı kandırmaya geldi

Türkiye Medrano Sirki'ne döndü. Vaka sayıları bir anda on binlere yükseltildi. Dün dünyayı "vaka yok" diye kandırmaya çalışan AKP iktidarı şimdi "vaka çok" demeye...

Yavru Arınç ‘reisçi’ çıktı

Bülent Arınç’ın AKP İstanbul Milletvekili olan oğlu Ahmet Mücahit Arınç, babasının istifasıyla sonuçlanan kriz sonrası açıklama yaparak, "Benim kabem Tayyip'tir" demeye getirdi... RED haber -...

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...