Guguk dünyası…

Hiçbir tedbir alınmadan milyonlarca çocuğun sağlığı, yani Türkiye’nin geleceği tehlikeye atılıyor.

  • T. AKMAN

Beş yıl önce aramızdan ayrılan Levent Kırca, “Hiçbir çalar saat, içindeki kuşlar sayesinde zamanı yenememiştir. O kuşların gugukları da, o saatin takâti kadardır; saat durunca, onların da gugukları kesilir. Ama hakikâtin sesi! O ses, zaman kadar solukludur. Çünkü zaman, hakikâtin mekânıdır!” demiş.

CoVID-19 ile “mücadelemizde” eninde sonunda gerçekler ortaya çıkacak, ancak saatin takati kesildiği halde, makyajlanmış kuşlar halen gak guk ötmeye devam ettiği için zamanı o guguk kuşlarından öğrenenlerin zamana karşı yaşanan hayatları da hakikât gizli kaldıkça, ne yazık ki heba oluyor.

Şu anda yaşanan yalan rüzgarının sonunu da artık herkes hissediyor, hatta biliyor, ancak yozlaşma ve çürüme gölgesinde guguk kuşlarının doğa üstü çabalarını izlemeye devam ediyor.

Salgına karşı ortalığı sıvayan hükümet, algı yönetimini başından beri akşamları servis edilen ve çizgi kalınlıklarından rengine kadar, binlerce dolar danışmanlık ücreti alan pazarlama ve iletişim uzmanlarınca tasarlanmış tablolar üzerinden yürütüyor. Aylardır da konuyu biraz bilen herkes bu sayıların yalan olduğunu bağırsa da net kanıtlar yeni yeni önümüze gelmeye başladı.

Hükümete yakın çevrelerde, işin feci boyutlarını anlayan ve ufuktaki felaketi gören, vicdan sahibi birileri kalmış olacak ki, sadece bir günlük olsa da gerçek tabloyu dışarıya çıkardıklarında, tablo üçüncü kez değişti ve ancak mühendislerin çözebileceği bir kıvama getirildi.

Ancak çatlak sesler kesilmedi ve bakan bey aylardır bize ve Dünya Sağlık Örgütü’ne yalan söylediklerini açıkça itiraf edip, “Her vaka hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var. Büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor. Bunların salgın açısından önemi bulaştırıcı yani taşıyıcı olmalarıdır” gibi bilimden uzak (bkz. Güney Kore meşhur 31. hasta) bir açıklama sonrası gerçek rakamları açıklamama sebeplerini ulusal güvenlik, ülkenin bekası, dış mihraklar, vb. bir sürü saçmalığa bağlamaya çalıştı:

“Bilelim ki, salgınla mücadele sürecinde, devletimiz, halkının sağlığı kadar, ulusal çıkarlarını da korumaktadır. Mesuliyeti olmayan bazı kişilerin tenkitleri, fotoğrafın bir noktasına mercekle bakıp, leke aramaktan farksızdır.”

Ancak ortadaki tek leke şeffaf olmayan yönetim olduğu için, iyice köşeye sıkışınca da 15 Ekim’den itibaren algı tablosunu bir daha değiştireceklerini duyurdu:

“Bu ayın 15’inden itibaren bütün rakamları açıklayıp bildireceğiz.”

Yani bir kez daha açık açık “bugüne kadar hep yalan söyledik” dedi.

Peki şimdi ne olacak? 1500 bandında gezen vaka rakamları bir anda 20 bin üzerine çıktığında ne tepki vereceğiz?

O pahalı danışmanlar ve TÜİK’in Excel cambazlarının muhteşem iş birliğinin ürününü bugün göreceğiz; bakalım ne kadar şeffaflaşabilecekler vaka sayılarında. (İhtimal vermesem de) tam sayıyı verseler dahi, hem tepkiyi soğurmanın bir yolunu bulacaklar, hem de vefat sayılarında gerçekleri göstermek gibi bir değişime gitmeyerek, eklenecek on binlerce günlük vakayı önemsiz kılmak için ellerinden geleni yapacaklar.

“Semptomsuz vaka” gibi yeni bir başlık altına ekleyecekleri bir kutucuğu tümüyle önemsizleştirecekleri gibi, iyice büyüyen tablodan farklı bir sonuç çıkarmak mümkün olmayacak.

CoVID-19’dan vefat edenlerin veri tabanını tüm şeffaflığı ile halka açmadıkları sürece açıklanacak hiçbir tabloya inanmam mümkün değil. Açıkladıklarında bir analizini yapacağım ve dünya ortalamalarına göre gerçekleşmesi gereken vaka/vefat sayılarına ilişkin fikrimi güncelleyeceğim, ancak buradan da hakikâte ulaşamayacağımızı şimdiden söyleyebilirim.

Guguk kuşlarının makyajı halkın saati okumasını engelliyor. İsveç’ten canlı yayınlarla şov yaparak özel ambulans uçaklarla getirttiğimiz hükümete yakın bir arkadaş vardı Nisan sonlarında hatırlarsınız. Semptom göstermeyen ve hastaneye yatması gerekmeyen bir CoVID-19 hastasıydı. Doktorlar da evine git karantina da kal, dinlen diyerek eve göndermişti

Ama hükümet yüzbinlerce doları çöpe atıp oy avcılığı için adamı ülkeye getirdi. Şu anda Türkiye’de vakaların yüzde 90’ına uygulanan prosedür tümüyle bu!

Duyduğumuz neye inanalım ki?

Yarın da dünyadaki ilk aşıyı 44 kişiye yapacaklarmış; kim bilir ne yalanlar var işin içinde ve ne tür bir algı operasyonu göreceğiz…

Ama bize tersi duyurulacak olsa da ortada bir aşı filan olmadığından emin olabilirsiniz; muhtemel serum verirler gönüllülere canlı yayında.

Ayıp! Yazık!

Nihayet bugün Millî Eğitim Bakanlığı EBA denilen ucube sistemin çöküşüne çözüm bulamamanın vebalini öğrencilere yüklemeyi seçti ve sadece seyirci alabileceğimiz için her zamanki gibi “halka hiçbir külfet getirmeden bedavaya ülkemize kazandırdığımız” palavrası ile geri getirilebilen Formula 1 yarışlarının seyircisiz yapılacağını açıkladığı gün “12 Ekim’de okulları açıyoruz” dedi.

Hiçbir tedbir alınmadan milyonlarca çocuğun sağlığı, yani Türkiye’nin geleceği tehlikeye atılıyor.

Açın araştırmaları okuyun hastalığı geçirdiğini bile anlamadığımız minikleri bekleyen potansiyel tehlikeleri ve bilinmezlikleri. Örneğin, The Lancet’in alt yayını EClinicalMedicine’de yayınlanan 1 Eylül tarihli “Multisystem inflammatory syndrome in children: A systematic review” makalesine göre COVID-19 ile bağlantılı olduğu düşünülen ve çocuklarda yeni görülmeye başlayan çok sistemli iltihap sendromu (MIS-C), çocukların kalplerine ciddi zararlar veriyor:

“Ölümcül olabilir çünkü birden fazla organ sistemini etkiliyor. İster kalp olsun, ister akciğer, mide bağırsak sistemi veya nörolojik sistem; başlangıçta klinik tedavi uzmanlarının anlamakta zorlandığı çok farklı yüzlere sahip.”

O ülke bunu yapıyor, bu ülke bunu yapıyor işlerini artık geçmemiz lâzım. Dünya 38 milyon raporlanmış vakaya gidiyor, gerçek tahmin 100 milyon sınırında. Ölümler 1 milyon 80 bini geçti, gerçek tahmin 2 milyon civarında. ABD 8 milyon, Hindistan 7 milyon, Brezilya 5 milyon vakaya ulaşmış, örnek aldığımız Avrupa ülkeleri sadece normalleşme ve okulları açma sevdasından virüsü yeniden hortlatmış.

Ortalamada küstah Fransa günlük 20 bin, yolunu kaybetmiş İngiltere günlük 15 bin, diğer Avrupa ülkeleri günlük 5-10 bin vakayla boğuşmaya başlarken, Avrupa’nın en başarılısı kabul edilen, disiplin ülkesi Almanya dahi günlük 3 bin vaka sınırına dayanmış durumda.

Unutmayın ki çok çaresiz ve bilgisiz yakalanan ve yardım edemediğimiz yaşlılar artık yok, vakaların ve vefatların yaşı giderek düşüyor. Artık yaşlılar ölüyor, gençlere bir şey olmuyor “yalanı” da terk edilmeli. Okulları köy ve mezralarda açmak konusunda kesinlikle hemfikirim, ancak internet altyapısının yeterli olduğu büyük şehirlerde okulların açılması hem öğrencileri hem de o şehirde yaşayan diğer insanları gereksiz yere tehlikeye atmaktadır.

Ben velilere bir kez daha sesleniyorum; çok geçerli bir sebebiniz yoksa çocuklarınızı lütfen okula göndermeyin ve belki bir ömür boyu sürecek pişmanlığın riskini almayın. 12 Ekim 1956’da, henüz 46 yaşında kaybettiğimiz ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı ölümsüz “otuz beş yaş” şiirini yazarken farkındalığın zirvesindeydi:

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Hayat her şeye rağmen çok güzel ve sadece Türkiye’nin gündemindeki saçmalıklardan ibaret değil. Lütfen normalleşme kaygısından uzak, zamanın gerçeklerine uygun hayatlara yelken açmaya çalışın. Güzel günlerin gelmesi için tüm dünyanın virüsü ciddiye alıp 3M (Maske, Mesafe ve teMizlik) kurallarını uygulaması yeterli.

Virüsün çıkış noktası olan Çin, kurallar uygulandığında virüsün yok edilemese de parmakla sayılabilecek sayılara düşebileceğinin iyi bir göstergesidir. Biz de bunu başaracağız ancak 1. Sağlık Bakanlığı aşı palavralarını terk ederek, şeffaf bir salgın yönetimiyle EĞİTİMe soyunmalı, 2. Millî Eğitim Bakanlığı yüz yüze eğitim palavrasından vazgeçip, TEKNOLOJİye soyunmalı.

Bu işin çözümü kesinlikle aşı değil, ilaç bulunana kadar elimizdeki en büyük silah halkın 3K ve 3M konusunda sürekli eğitimi. Televizyon bağımlısı bir ülkede, medyanın yüzde 90’ını kontrol eden ve istediği zırvayı yayınlatabilen bir hükümetin bu eğitimi başaramaması söz konusu olamaz.

“Dik durun… Adil olun, sabırlı olun. Daha iyi bir dünyada görüşmek dileğiyle.” Levent Kırca (28 Eylül 1950 – 12 Ekim 2015)

Son Haberler

“Ya canımızı alacaksınız, ya hakkımızı vereceksiniz!”

Karaman Ermenek’te ödenmeyen maaş ve tazminat hakları için Ankara^’ya yürüyüş başlatan maden işçilerinin direnişi büyüyor. İşçiler haykırıyor: Ölmek var, dönmek yok! RED Haber - Soma’dan...

İstanbul’da müthiş “çay keyfi”!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul’da pandeminin ekonomiye olan etkilerini değerlendiren bir rapor hazırladı. Veriler, ülkeyi “şirket gibi” yöneteceğini iddia eden iktidarın “çayları bile şirketten"...

İskenderun’da çatışma ve patlama

Hatay İskenderun'da kent merkezinde şüpheli iki şahıstan biri kendini patlattı, diğerinin ise polis tarafından öldürüldü. Şüphelilerin kimlikleri henüz belli değil. RED haber - İskenderun kent merkezindeki...

“Avrupa’yı dürbünle görürsünüz!..”

Avusturya ve İtalya'dan Tayyip Erdoğan'a sert tepki geldi: "Hakaret etmeden konuş, ortak dünyamızdan iyice uzaklaştınız..." RED haber - Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip...

‘Canlı bombalar’ geri mi döndü?

Hatay'ın İskenderun ilçesinde büyük bir patlama gerçekleşti. Bir 'canlı bomba'nın kendisini patlattığı öne sürülüyor. RED haber - İskenderun kent merkezindeki Fener Caddesi’nde bu akşam büyük...