Gazete REDGrotesk Bedenler ve Namussuz Ahlak

Grotesk Bedenler ve Namussuz Ahlak

Bu ülkede bazı konular konuşulmaz. Tabularla örülüdür her yan. Ya ayıptır ya günah ya da devleti ve milleti ile ayrılmaz bir bütün olan cumhuriyetimiz için bir tehdit…

  • BORA ERCAN

Konuşul(a)mayan konuların sayısı oldukça çok, gün geçtikçe de artıyor, çeşitleniyor…

Örneğin eskiden ülkeyi yöneten iktidarı gerek mizah yoluyla gerekse basın yoluyla eleştirmek nispeten mümkündü. Bugün bu pek de mümkün değil.

Oysa konuşulamadıkça sorunlar daha da içinden çıkılamaz bir hal alıyor çünkü konuşma karşılıklı olur, anlaşmanın, barışın önkoşuludur. Konuşulmazsa anlaşma da barış da olmaz. Bu bireysel yaşamlarımızdan toplumsala doğru böyledir. Yaşımı aldıkça tanıklıklarımdan böyle öğrendim.

İlkgençlik çağlarımda genelevler anlayamadığım bir olguydu. Eskisi kadar olmasa da galiba hâlâ varlar ve hâlâ anlayamıyorum.

Zira muhafazakar devlet ülkedeki cinselliğin bir ticari kanal olmasının yollarını açmış, bunu vergilendirmiş, yer tahsis etmiş, bütün bu işlemler için de bir ‘vesika’ belirlemiş.

Neredeyse biyoloji derslerinin olmadığı, o derslerde bazı konuların işlenmediği bir ülkede gerçekleşiyor bunlar.

Bir yandan da adı bilinen genelev patronları, patroniçeleri var. Onlardan kalan miras paylaşımları bile ana akım medya için haber konusu.

Kumarın dinen günah, kumarhanelerin de resmen yasak olduğu ülkemizde devletin büyük çaplı kumar oynatmasına tanık oluyoruz.

Bir milli piyango bayisinin cami yaptırması gibi garip durumlarla da karşı karşıyayız. Kaçak lüks inşaatların, tadilatların önüne, inşaatı örtecek kadar büyük bir bayrak asıldığında inşaatta resmi düzlemde bir sorun olmuyormuş mesela.

Yani sen ne yaparsan yap, belli etme, yüksek duvarlar ardında yap ama usülüne uydur, kılıfı minareye uysun yani, elbette de arada hayır işleriyle de ilgilen, çeşme yaptır falan, diyor derinden bir ses…

Amsterdam başta olmak üzere muasır medeniyet seviyesindeki ülkelerde ‘red light’ sokaklar yok mu, ne uzatıyorsun, dediğinizi duyar gibiyim. Evet, zaten onu da anlayamıyorum.

Bir ülkenin zengin olması, Avrupalı olması her şeyin orada daha iyi olacağı anlamına gelmez, öte yandan cinsellik eğitimi ailede ve okulda veriyor, tabularını kırmış bir yerden söz ediyoruz…

Asıl konumuzsa bizim aşılamayan tabularımız…

İlkgençlik haliyle, kulaktan dolma bilgilerle öğrendiğimize göre ‘düşmüş’ kadınlar var. Hani 60-70’lerdeki Türk filmlerinin ana konularından biridir ya ‘artiz’ olma hayaliyle Anadolu’nun bağrından kaçarak İstanbul’a gelen genç kadının başına gelenler. Bu genç kadın kolayca avlanır, içkisine ilaç atılarak borçlandırılır ve bu bitmeyecek olan borcu ödemek için pavyonda şarkı söyler, dansözlük yapar, bir süre sonra da seks işçiliği yapmaktan başka çaresi kalmaz.

Ahlak kavramını kadınlar üzerinden kuran, yasaları, eğitimi, ekonomik erki elinde tutan erkek egemen düzen babadan oğula geçerek, kadın ve namus cinayetlerini de meşrulaştırır.

İşin içinde kadın işbirlikçilerin de olduğu ideolojiler üstü kahrolası bir erkek dayanışması söz konusudur.

Kadın katillerinin kendilerine karşı aşırı özgüvenlerinin altında bu dayanışmaya olan inanç vardır ya da parasını basarak bir seks işçisiyle cinsellik yaşamak dindar olsun, laik olsun, muhafazakar olsun bir erkek için gayet normaldir, zira her şey onların hizmetindedir.

Hâlâ böylesi borçlandırılan, genelevlerde çalışan seks kölesi kadınlar var mı, bilemiyorum. Bu işin nasıl bir mafyası, örgütlenmesi var gibi soruların yanıtları bende yok, zira ülke öylesine kısır bir döngünün içinde ki bu konular, sorular lüks kalıyor, fakat artık durum biraz daha farklı çünkü kadınıyla, erkeğiyle, eşcinseliyle toplumun büyük bir kısmı borçlu.

Kredi kartı, ev taksiti, kira, faturalar, vergi borcu… say say bitmez. Sosyal medyada gerçeğin çarpıtılmış mutlu mesut görünen fotoğrafların altındaki ruh hali intiharlar, kendini yakmalar, öfke patlamaları, davranış bozuklukları…

İşte bütün bu süreçte maskeler tıbbi değil ama sosyolojik bir işlevde. Böylece birbirimizin bedbaht ifadelerini görmüyoruz.

Hepimiz ‘yüzsüzüz’. Yüksüsüz (nötral).

Ahlaksızlığımızı ne güzel örtüyoruz bu şekilde. Zira maskeler artık yüzümüzün bir uzantısı, bir parçası olarak ‘grotesk’ işlevini görüyor. Ağzımız artık daha da kapalı. Karşılıklı konuşurken dudak okuyamadığımız için kulağa perdeli gelen kelimeler ya anlaşılmıyor ya da yanlış anlaşılmaya çok elverişli.

Ortak bir dil tutturamayan, dolayısıyla toplumlaşma aşamasını tamamlayamamış paramparça bir toplamız, bir yığın olarak bize şu berbat salgın bir şeyler öğretmekten şimdilik çok uzakta.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol