Gazete RED‘Gerileme Devri’nin altın çağı…

‘Gerileme Devri’nin altın çağı…

Türkiye Solunun Havuz Problemleri – 4

Kendini eğlemekle eyleme geçmek arasındaki çizgiye takılıp kalan toplumsal muhalefet ve özellikle bu muhalefete öncülük etmesi beklenen sol, bir atari oyununun içindeymiş gibi kritik virajların her birinde refüjleri yıka yıka şarampole yuvarlanıp, sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden “mücadeleye devam” yanılsaması içinde ilerliyor! Nereye? Hangi mücadele? Aslında ilerleyen sol veya muhalefet değil, iktidar ve avaneleri. Üstelik bütün kötülüklerine, rezilliklerine, alçaklıklarına ve sıfırlanmış itibarlarına rağmen. İlerlediğini sanan ama aslında yerinde sayan sol ise gerileme devrinin altın çağını yaşıyor!

İktidarın durumu/konumu açısından artık bir tehlikenin yaklaşmakta olduğunu söylemek körlüktür, hatta kötülüktür. Tehlike geldi, cehennemin ortasındayız! Dahası da var, geliyor.

Solun, mevcut durumu tahlil ve ifade araçlarına dönüşerek kalıplaşmış metal yorgunu kavramların hepsi halktaki karşılığı anlamında hurdaya çıkmış durumda; Dincileşme, gericileşme, diktatörlük, laiklik, sendikasızlaşma, ilericilik, devrimcilik, eylemlilik, anti-emperyalizm gibi takı üstüne takı alarak mantarlaşan kavramsallaştırmalar asıl muhatabına, halka meramını anlatmak bir yana hem teorik hem de pratik açıdan yer yer solun kendi apolitizmini kutsayan yer yer de gerçek durumunu ve konumunu maskeleyen bir işlev görmek dışında etkisiz. Bu noktada da tam bir astigmatizma hali, görüntüyü tüm mesafelerden bulanık görmenin ve yorumlamanın özeti gibi. Dinci olan, dincileşen iktidar mı, devlet mi, toplum mu, toplumsal kurumlar mı, yoksa her biri neredeyse birer tarikata dönüşen ve bir diğerine karşı “mezhepsel” düşmanlıklar güden sol öbekler mi?! Diğer kavramları da siz uyarlayıp, özünden nasıl uzaklaştırılarak işlevsizleştirildiklerini test edebilirsiniz.

İhtiyacımız olan ise, bu karavana atışlarla en azından artık o hedefi vurmanın imkansızlığını kavramak,  kavramların özünü ortaya çıkaracak bir yaklaşım içinde yeni bir dille kurulacak, program ve pratikle altı doldurulabilecek muhalefet yöntemleri geliştirmek. Tabii, yazılıp çizilen kimi önerilerde gördüğüm kadarıyla, şu ortamda öğrenci yurdu açmaya kalkarak değil! Kurulan suni çatıların, plastik mücadele platformlarının altında başlayan hızlı çürümeyle yok oluyoruz. Bu yok oluş süreci, devletin solu tasfiye ve yok etme projeleriyle yarışır. Sonuç olarak, elini taşın altına koyan bir avuç insanı, sosyal medyada açtığımız #YalnızDeğildir hashtag’leriyle koruyamıyoruz. Yalnızdırlar!

Özellikle, AKP faşizminin görünür olmaya başladığı, herkesin “köprüden önce son çıkış” yazıları yazdığı günlerden bu yana hangi politikayla, hangi programla hangi ilişkileri dönüştürüp mücadeleye kazandırdığımıza bakalım mı? Mahcup olursunuz, oluruz! İş, iktidarın kurduğu oyunun bir parçası olarak parmağının ucunda çevirdiği yargının OHAL kafasına göre delilsiz, hukuksuz göz altı ve tutuklama kararlarını protesto için emniyetten hastaneye, savcılıktan mahpushaneye süreci ablukaya alıp gerek iç gerek dış kamuoyunda tepkiyi örgütlemek yerine yine o yargının neredeyse hasbelkader bıraktığı insanları “aldık” diye mahpushane kapılarında çekilen fotoğraflarla kendini tatmine vardı. Almadık. Belki, kısa süre sonra tekrar içeri almak üzere, solla oynamanın bir parçası olarak şimdilik verdiler. Rezilliğimizdir! Yapmayın!

İçinde bulunduğumuz durumun tahlilini yapmak, çıkış yollarını aramak, olumlu/olumsuz yönlerini göstermek ve karşılaştırmak için yaşadıklarımız yetmiyormuş gibi halen 1917 öncesi Rusya’sından, Hitler Almanyası’ndan, Cumhuriyet Devrimi’nin kuruluş yıllarından, Lenin’den, Goebbels’ten, Mustafa Kemal’den, Abdülhamid’den iyi ve kötü örnekleriyle alıntılar yapmaya ihtiyaç duymak, tıkalı idrak yollarını kürdanla karıştırırken enfekte etmekten başka bir işe yaramıyor, yaramayacak. İnsanı serseme çeviren gündemin yoğunluğu altında oluşan dikkat bozukluğu, odaklanma sorunu tıbbi bir müdahaleyi gerektirecek boyutlardadır. Sınıf mücadelesinin teorik ve pratik tarihsel arka planını bilmek, özümsemek, mücadeleye aktarmak başka bir iştir. Tarih öğretmenliğine soyunanlarla, koşulların bugün dayattığı sorumluluklardan kendini azade etme niyeti güdenleri kendi oyun alanlarında bırakalım. Yüzümüzü iktidara dönerek neyle karşı karşıya olduğumuza bakalım. Karşı karşıya bulunduğumuz iktidar/devlet gücüyle mücadele araçlarını belirleyip yola çıkmak üzere adım atmakta geciktikçe mevcut koşulların ve buna bağlı olarak ödenecek bedellerin ağırlaşacağı tartışmasız bir gerçek.

Atılan güncel (ve günübirlik) adımların pompaladığı heyecanla sosyal medya çöplüğünde efelenmenin yarattığı ego tatmini, o gece uykuya dalana kadar sürecek bir geçici sarhoşluktur. Belki, sabah beş sularında polis tarafından kapı çalınana kadar. Oysa, geciktiğimiz her bir günün getireceği ek yük ve bedelleri göze almak kaydıyla, o gün de değilse bir sonraki gün gerçeğe uyanmanın imkanı halen vardır.

Bugün, 80 milyonluk Türkiye’de dört eylemcimiz var;

Ahmet Şık, tutuklu. Nuriye Gülmen, tutuklu ve açlık grevinde. Semih Özakça, tutuklu ve açlık grevinde. Veli Saçılık, gözaltında değilse Yüksel’de eylemde.

Evet, onlar gururumuzdur, onurumuzdur. Ama artık, içlerinden birinin dahi yalnız olmadığını yazıp çizmek şu saatten sonra sol için hayâ meselesidir. Yalnızdırlar! Varsa anaları, eşleri, çocukları, binbir güçlükle süreçleri takip etmeye çalışan avukatları var. Belki üç beş yakın dostları. Onları delilsiz, hukuksuz olarak, hepsi iktidarın birer suç ortağı olan gizli tanıkların ifadeleriyle göz altına almaya, tutuklamaya cüret eden iktidarın elinden o cüreti almaya, onu bundan men etmeye kalkışamayacak bir sol, gidip sosyal medyada #YalnızDeğildir hashtag’leri açıp içi boş umut balonları şişirmesin. Patlar! En çok bize, sola patlar. Pusuda bekleyen iktidar, onların yalnızlığından ve solun acizliğinden besleniyor.

AKP iktidarı Gülen Cemaati’nden boşalan yerleri diğer tarikatlarla doldurken, kendisinden başka solcu tanımayan bir sosyalist partimiz, “Çocuklarımızı asla Ensar’cılara teslim etmeyeceğiz” diye nara atıyor. Ne yapacaksınız? Somut öneriniz, çözümünüz nedir? Hangi programla? Hayata geçirmek için ne adım attınız? Yapmayın! En çok size güvenenlerden başlar o aşınma. Eğer, devrime daha var diyorsanız aşkın, çiçeğin, böceğin partisi olmak için de epey zaman var demektir. AKP iktidarı, millete küfür edip kepçeleriyle memleketin yaylalarına dalan iş adamı eliyle yöre insanının doğasını, yaşam alanlarını gasp ettiği için hesap verecek, evet. Peki siz, biz? Cerattepe için atılan sloganların hakkını veremeyen, doğanın kalbine dalan kepçeleri oradan söküp atamayan sol, bu hesap işlerinden muaf mı?

Ayağı eylem alanına basmamış ve tabi “öncülük teorisi”ne kafayı taktığı yerde, zamanda kalmış bir “entelektüel lider”in, imza attığı protokole değil devlete sığınarak, yıllarca aynı çatı altında politika yaptığı yoldaşlarına karşı tabela kavgası vermekten ar etmediği sol, sol mudur?  Yavuz Alogan’ın, Erdoğan’la aynı mevziden salyalarını saçan Perinçek’in koltuğunun altında, Aydınlık’ta yazmayı içine sindirebilirken kalkıp Gün Zileli’ye sataşması solculuk mudur? İktidar lehine bir misyonu yerine getirmek üzere görev üstlenmiş olanların “eski solculuğu”na bakıp daha ne kadar şaşırabiliriz?!

Haziran’ın da sorumluluk aldığı Gündoğdu ve Taksim mitinglerinin getirisiyle, gidip Yenikapı’da Erdoğan’ın “Milli Birlik” projesinden hisse alan, ona ortak olan, kısa süre sonra da Erdoğan ve projesiyle beraber iflas eden Kılıçdaroğlu ve ekibinin “Adalet” yürüyüşü toplumun beklediği muhalefet açlığına paralel olarak ciddi bir ses getirdi. Şimdi, istirahatteler! Bu sesi, Erdoğan’ın hangi “milli” oyununda halay başı olup mendil gibi sallayacağını kestirmek, bırakalım ondan medet umanların işi olsun.

Bütün bu süreç boyunca, 16 Nisan’ın sonuçları ve iktidarın gayri meşruluğu unutturuldu, OHAL dördüncü kez uzatıldı, OHAL’in olası grevlere karşı da etkin biçimde kullanıldığı Erdoğan tarafından itiraf edildi, Nuriye ve Semih halen içerde ve açlık grevi yaşamlarını tehdit edecek noktayı aştı, Selahattin Demirtaş’la beraber onca HDP milletvekili ve belediye başkanı tutuklu, evrim teorisi müfredattan çıkarıldı, imam nikahı yasalaşıyor, iç tüzük değişikliği ile meclis iktidarın “dilek ve şikayet” kutusuna dönüştürüldü.

16 Nisan’dan bu yana, iktidarın lehine işleyen neredeyse dört ay daha geçti. Ortadoğu’da yenilmiş Siyasal İslam, bu ülkenin başına o kokuşmuş çorabı örmeye devam ediyor. Ve bu yüzden, artık nefes almakta da zorlanıyoruz.

Kitlelere umut veremeyen, onlar için bir seçenek oluşturamayan sol için durum öyle sanıldığı kadar kolay bir tablo sunmuyor kuşkusuz. Ancak, ortak bir hedef için ve bu hedefe ulaşana kadar parti ve örgüt bayraklarını gömüp kafa kafaya, omuz omuza vermedikçe bu tablonun daha da ağırlaşması kaçınılmaz.

Ancak, Erdoğan ve AKP iktidarı da kendisi için öyle uzun bir gelecek umudundan yoksundur. Emperyalizm gibi tek ve genel geçer bir kavramla tanımlanan o gücün, AKP iktidarını orada tuttuğu yanılsaması ya bu işi gözünde olduğundan fazla büyütmek yada artık sorumluluktan kaçmanın kısa formülünü kurmaktan başka bir şey değildir. Emperyalizm nedir, hangi devletler birer emperyalist güçtür, nitelikleri ve bu oyundaki ağırlıkları nedir, AKP iktidarı ile ilişkilerinin nitelik ve kapsamı nedir, hangi dengeler üzerinde oturuyorlar, sorularının yanıtsız kaldığı genel geçer tahliller suya yazı yazmaktır.

AKP iktidarı, Ortadoğu’da içine girdiği ilişkilere ve kurduğu kötülük tezgahına elini vermiştir ve kolunu kurtaramamaktadır. Kellesini de kurtaramayacaktır. İşimiz, memleketi kurtarmaktır.

Bu iktidarı yenmek için, yoldaşlık kültürüne sarılıp bir araya gelmekten başka reçetemiz yok. Hem kendi içinde, hem iktidar tarafından yaratılan suni gündemler etrafında bölünmüş muhalefet güçlerinin, iktidara karşı mücadelenin imkanlarını yaratmak üzere bir araya gelmesi yaşamsal bir zorunluluktur. Bundan kaçınan solun her türü, iktidarın değirmenine dolaylı yoldan su taşır. Elindeki kovalarla Saray’ın kapısında fotoğraf çektirenler zaten konumuzun dışında, görülecek hesabın içindedir.

Gelecek umudu vaat eden bir program oluşturacak, ilişkileri dönüştürerek insanları korkularının içinden çekip alacak ve mücadeleyi hep birlikte omuzlayacak örgütlülüğü kurmak, önümüzdeki ilk görevdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,820BeğenenlerBeğen
17,104TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol