Gazete REDFethullah’ın siyasi uzuvları…

Fethullah’ın siyasi uzuvları…

Muktedirler iktidar edebilme yeteneklerini kaybettikçe tüm muhaliflere komplolar hazırlama eğilimindedir. Bu yazının yazılma maksadı da budur.

Durmadan konuşuyorlar, “FETÖ’nün siyasi ayağı” diyorlar. “Ordudan, Yargı’dan, Emniyet’ten, bürokrasiden, mahalle bakkalından FETÖ ayağı çıktı ama siyasi ayak ortada yok” diyen de var. Herkes bir şeyler konuşuyor. Gelgelelim, iş siyasete gelince, bırakın ayağı, ayak parmaklarının ucunu bile göremedik daha.

Olan bizim Torinolu Şaban’ın malına mülküne oldu. Muhteris babasının üç kuruş için uzattığı imza dönemi pazarlıklarında ne tırtıkladıysa hepsi gitti. Zaten “Torinolu Şaban” da pek “siyasi ayak” sayılmazdı. İttire kaktıra milletvekili yapılmış, bence kazma, bir topçu ne kadar siyasi ayak olursa o kadar siyasi ayaktı işte. Futbolculuk hayatı da, bütün pasları alıp içlerinden çok azını gole çevirebilen bir ayaktan ibaretti zaten.

Ama başka bir gerçek var ; 2002’den itibaren bütün AKP kabinelerinde yer alan isimleri arka arkaya yazın, o kabinelerin başında yer alan Tayyip Erdoğan dahil Fethullah Gülen’e methiye dizmeyen tek bir isim bulursanız size çelenk yaptırıp göndereceğim.

O yollarda beraber çok yüründü, bunu uzun uzadıya açıklamaya gerek bile yok. Hâlâ siyaset sahnesinde olan pek çok isim o dönemde Fethullahçıların siyasi ayağı, kolu, bacağı, muhtelif uzuvları olmak için birbiriyle yarışıyordu.

Geçen gün eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ onlardan bir kısmına işaret etti, konu sessizce geçiştirildi. Çünkü “hepsi ordaydı be!” Ve TSK’daki tasfiyeyi hep beraber yaptılar.
Ama kimsenin hakkını yemeyelim. Fethullahçılarla sadece AKP’liler “samimi” olmamıştı.

Mesela Ecevitler de onları faydalı bir topluluk gibi görüyordu. Gerçekten “kandırılmış” olabilirler mi?

Geçen hafta televizyona Ufuk Uras çıktı, “FETÖ’yle nasıl mücadele edilir, siyasi ayak nedir?” gibi bir konu tartışılıyordu. Akıllara ziyan. Aynı Ufuk Uras Fethullahçıların “Abant Toplantıları”nın gülüydü. “İtirafçı Fethullahçı” Nurettin Veren, o toplantılara katılanların hepsine zarf içinde iki-üç bin dolar harçlık verildiğini özellikle vurgulamıştı. Yani başta Ufuk Uras olmak üzere bir dönemin Yetmez Ama Evetçi diye anılan isimleri Fethullahçılarla flört halindeydi.

Unutacağımız sanılmasın, bugün Fethullahçılarla ilgili en çok bağırıp çağıran Doğu Perinçek de Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın önünde ceketini iliklemişti.
Arşiv ne güzel bir olay değil mi?

Çok uzatmayayım.

Bu ülkede Fethullahçı örgütlenmeyle ilişkisi olmayan, siyasi uzuvlaşmaya tenezzül etmeyen tek kesim devrimcilerdir.

Biz RED’i yayınlamaya başladığımız andan itibaren Fethullahçılarla mücadeleyi merkezi bir noktaya koyduk. Daha ikinci sayımızda, Kasım 2006’da Fethullahçı örgütlenmenin bir CIA projesi olduğunu yazdık. Devamını getirdik. RED’in matbaa basımı 102. sayısının üç kapağını Fethullahçı örgütlenmeye ayırdık.

Hrant Dink cinayetinin Fethullahçı bir operasyon başlangıcı olduğunu ilk ilan eden yayın RED oldu. ABD Büyükelçisi’nin Hrant Dink’in cenazesine katılması hakkında, “Amerikan mafya geleneğidir. Katil cenazede en önde saf tutuyor” yorumunu herkes ilk defa RED dergisinde okudu. “Hrant’ın Arkadaşları” adlı enteresan topluluğun aslında Hrant’ın katillerinin işbirlikçileri olduğunu da açıkça ve cesaretle ilk biz yazdık.

Fethullahçılardan karşılığını da gördük haliyle. RED’i düzmece “Devrimci Karargah” operasyonunun içine çekmeye çalıştılar. Beceremediler. Çizgimiz çok açıktı.

Fethullah Gülen’in bizzat kendisi, o dönem RED’in yazıişleri müdürü olan Hakan Gülseven hakkında avukatları aracılığıyla şikayette bulunup dava açtı. Dava İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi savcılığında takipsizlikle sonuçlandı. O kadar pespaye bir şikayetti.

Ne var ki Fethullahçıların tipik bir taktiği vardı: Torba operasyonlar. Düzmece iddianameler hazırlayıp, kendilerine düşman gördükleri her kesimi o torbaya koymaya çalıştılar. Biz yaptığımız her işi savunduk, bizi yapmadığımız işleri yapmadığımızı kanıtlamaya zorladılar. Bu yepyeni bir durumdu. Kalleşliğin sözlük tanımı tam karşılığını Fethullahçı Yargı operasyonlarında buldu.

Şimdi iktidarın tam denetimine geçmiş olan yargıda da aynı lanetli gelenek devam ediyor. Kimseyi yaptığı şeylerden yargılamıyorlar. Yaftalayıp hapse atıyorlar, ortada iddianame bile yokken insanlardan “masum” olduğunu kanıtlamalarını bekliyorlar!

Dün “lanetliler” “Ergenekoncular”dı, bugün işlerine gelmeyen herkesi “FETÖ’cü” diye suçluyorlar.

Fethullah adına para bastıranlar, “Okyanus ötesi”ne selam yollayanlar, KESK başta olmak üzere muhalif kurumları baskı altına almak, devletin her kademesinde muhalifleri “temizlemek” için Fethullahçıların kullandığı yöntemin aynısını kullanıyorlar.
15 Temmuz darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirmeleri, niyetlerinin açığa vurulmuş ifadesidir.

Şimdi, diyeceksiniz ki, “Bu yazının yazılma maksadı nedir?”

Ben, Özgür Topsakal, eğitimci, aydın anne ve babanın oğluyum. Ailem bana hangi koşulda olursa olsun güçlünün karşısında eğilmemeyi, haksızlıklara karşı dik durmayı öğretti. Cana kıymamayı, yalnızca insanları değil bütün doğayı sevmeyi öğretti. Cumhuriyetin yetiştirdiği iki aydın öğretmen bana ülkemi sevmeyi öğretti.

Bu doğrultuda bilinçli hayatımın tamamını bir devrimci olarak geçirmeye çalıştım. 10 senedir İsviçre’de yaşıyorum. Hayatımı çeşitli işlerde çalışarak alnımın teriyle kazanıyorum. Son süreçte RED’in Yayın Yönetmenliği görevini gururla üstlendim. Bu süreçte Tayyip Erdoğan’la davalarım sürüyor. O beni şikayet etti, ben onu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne “diplomasız” olduğu için şikayet ettim. “Vatana ihanet” suçundan yargılanması için girişimlerde bulundum. Hileli 16 Nisan Referandumu için AİHM’e ilk başvuruyu yaptım. Öte yandan bunların İsviçre’de yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları, diplomatik skandala dönüşen ajancılık oyunlarını yine ben teşhir ettim. Buradaki adamlarını da ismiyle cismiyle ortaya koydum. Yedikleri her herzenin peşindeyim. Dünya yıkılsa peşlerinde olmaya devam edeceğim.

Bu nedenle memleketteki ailemin evine durmadan polis yolluyorlar. Davalar açıyorlar. Açsınlar. Ama bizi yaptıklarımız ile suçlasınlar.

Buradan ilan ediyorum, bunlar iktidar edebilme yeteneklerini kaybettikçe tüm muhaliflere komplolar hazırlama eğilimindedir. Bu yazının yazılma maksadı da budur. Cümle alem bilmelidir ki, biz halkın kanını emen bu iktidarın düşmanıyız. Komploya gerek yok. Bizi bu iktidarın düşmanı olmak suçundan gönlünüzce yargılayabilirsiniz.

Ötesi ayağınıza dolaşır. Kimsenin önünde diz çökmedik, kimse bize diz çöktüremez!

Anadolu’da yaşayan halkların bin yıllara dayanan dirayeti bizim güvencemizdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,098TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol