Felaketler ve olasılıklar…

Bugün dünyaya maliyeti trilyonlarca dolar ve geri dönüşü çok zor ve uzun olacak bir çöküş olasılığından bahsediyoruz…

  • T. AKMAN

Yukarıda Wayne Pinkston’ın 🇺🇸 16 Şubat 2015’te Norveç’in 🇳🇴 Kitdalen çiftliğinde çektiği bir fotoğrafını (Canon 1DX, Nikon 14-24 mm lens / 14 mm & f2,8, 3,2 saniye pozlama, ISO 8000) bulacağınız, evrenin en büyülü gösterilerinden biri olan “kutup ışıkları” ya da “kutup aurorası”, kutuplara yakın bölgelerde gökyüzünde görülen, yeryüzünün manyetik alanı ile güneşten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkan doğal ışımalardır.

Kuzey enlemlerde bu etki “Aurora Borealis” ya da kuzey ışıkları, güney enlemlerindeki oluşum ise “Aurora Australis” olarak adlandırılır.

Bu ışımalar, genellikle geceleri kutuplara yakın bölgelerde gözlemlenir.

Ağırlıklı olarak iyonosferde manyetik kutbun yakınlarında oluşan auroralar ufku yeşilimsi bir parlaklıkla, bazen de güneş alışılmamış bir yönden doğuyormuş gibi soluk bir kırmızıyla aydınlatırlar ve olağanüstü, ruhani bir ışık gösterisi sunarlar.

Dünyanın kutuplara yakın bölgeleri dışında ışımaları izlemek için güçlü bir teleskopla Jüpiter, Satürn gibi diğer gezegenlere bakmak gerekir.

Tabii bu durumun istisnaları da yaşanabilir ve kutup ışıkları sadece kutuplarla sınırlı kalmayabilir.

1 Eylül 1859 sabahı İngiliz astronom Richard Carrington, güneş teleskobu ile tarihte bilinen ve gözlenen en büyük jeomanyetik güneş fırtınasını, yani 17,6 saat önce güneşin koronasındaki patlamalar sonrasında uzaya yayılan 100 milyon ton yüklü parçacığın, dünyanın sıvı çekirdeğindeki akımlar tarafından üretilen koruyucu bir manyetik kılıf olarak tanımlayabileceğimiz manyetosfere çarpması sonucu oluşan “Carrington Olayı”nı gözlemlediğinde, genişleyen kutup ışıkları gösterisi Karayiplerden bile gözlenebildiğine göre, bu konuda hiçbir kaynak bulunamamasına rağmen, muhtemelen Anadolu üzerinde de bir büyülü an yaşandı.

Rocky Dağları üzerindeki ışıma o kadar güçlüydü ki, altın madencileri sabah olduğunu sanarak kahvaltı hazırlıyor, Avustralya’da ışıkta gazete okuyabiliyorlardı.

Dünya ampulün icadına henüz 20 yıl olduğu için durumun potansiyel tehlikesini pek anlamadığı, düşük bedeller ödediği ve bunu “kıyametin göstergesi” olarak yorumladığı bir görsel mucize yaşamıştı.

O dönemde dünyanın iletişimini sağlayan telgraf sistemleri çökmüş, çoğu telgraf teli elektrik yükünden dolayı yanmış, telgraf operatörlerini elektrik çarpmış ve sistemlerin enerji bağlantıları kesildiği halde, havadaki yükten dolayı kendi kendilerine çalışmaya devam etmişlerdi.

Ancak üç dört gün içinde birkaç bilim insanı ve çevresi dışında olayı hatırlayan bile kalmamıştı.

Çünkü insanoğlu anlamadığı, bilimsel karşılığını bulamadığı şeylerin cevabını her zaman din ve inançta aramış; cevabını ya da açıklamasını bulamadığı her şeyi de takdir, kader, kısmet, nasip ya da tanrıların işi diye süpürmeyi tercih etmişti.

Osmanlı’dan bu konuda hiçbir bilginin kalmamasını da ancak “yayın yasağı” gibi kör bir cehalet ve Lale Devri‘yle birlikte girilen bilimsellikten uzaklaşma açıklayabilir.

Elektriksiz ve elektronik eşyasız yaşamın nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemeyeceğimiz, hatta hayati öneme sahip bazı işlemlerin (su ve enerji dağıtımı) bile artık elektrik ve elektronik eşyalar olmadan yapılması çok zor olduğu günümüzde, Carrington olayına benzer büyüklükte bir CME (Coronal Mass Ejection – Koronal Kütle Atımı) gerçekleşmesi durumunda yaşanabilecek kaosu öngörmek amacı ile yapılan araştırmalar ve kurulan bilim kurullarının bazı üyeleri Haziran 2023’de benzer şiddette bir olayın tekrarlanacağı ihtimalini onda bir olarak veriyorlar.

Dünyadaki elektrik şebekelerini, genişleyen atmosfer nedeni ile uyduları, dolayısı ile GPS sistemleri başta olmak üzere cep telefonları, radarlar, internet, yeni nesil arabalar ve uçaklar gibi aklınıza gelebilecek her tür elektronik sistemi çok derin etkileyebilecek bir olayın dünyaya maliyeti trilyonlarca dolar ve geri dönüşü çok zor ve uzun olacak bir çöküş olacaktır.

Daha da kötüsü, görünür bir gelecekte bizi güneş fırtınalarından koruyacak bir sistem geliştirmemiz mümkün bile değil.

Yani deseler ki 15 Temmuz 2033’te böyle bir olay olacak, tüm dünya kafa kafaya verse bile, yapabilecek bir şeyimiz olduğunu düşünen kimse yok.

1921 ve 1960’taki radyo sinyallerini etkileyen CME’lerden sonra, 1989’da çok küçük bir CME Quebec’te 9 saat boyunca elektrik dağıtım ağını bozmuş, 23 Temmuz 2012’de en az Carrrington büyüklüğünde bir başka CME dünyanın yörüngesini ıskaladığı için Armageddon bir başka tarihe ertelenmişti ve biz tıpkı önceki pandemiler, hatta SARMS ve MERS gibi bize pek dokunmayan önceki koronavirüs salgınları gibi bunu görmemeyi tercih ettik.

Nasılsa çözemeyeceğimiz bir şeyle kendimizi üzmenin ve başımızı ağrıtmanın ne gereği var ki?

Şu anda dünyadaki 8 milyar kişinin mutlu mesut, yemeye, içmeye, pisletmeye, sevişmeye, üremeye devam ederek insan soyunu sürdüreceği gibi bir “normal” süreç beklentimiz var.

Ancak jeomanyetik fırtınaların yanı sıra, pandemiler, dev volkanik patlamalar ve özellikle ülkemizde depremleri hiç hesaba katmadığımız ne yazık ki ortada.

Ülkelerin halihazırda deneyimledikleri bu felaketlerden sadece biriyle nasıl mücadele ettiklerini (ya da acizliklerini) görmek, diğerleriyle nasıl başa çıkabilecekleri sorusunu gündeme getiriyor. Teknoloji bu noktada hem dostumuz hem de yeni zayıflıklarımızın bizzat kaynağı.

Örneğin CoVID-19’a karşı bir aşı bulunabilecekse, bunu teknoloji sağlayacak.

Ancak 1859’daki teknolojisizlik sayesinde az hasarla atlatılan CME için bugün teknoloji yumuşak karnımız.

Nükleer silahlar ve içten yanmalı motorlarla başlayan küresel hava kirliliği tümüyle teknolojinin yarattığı diğer felaket senaryoları.

Teknolojinin ilerlemesi ile insanlığın kendi sonunu, hatta dünyanın sonunu yazılandan önce getirmesi ihtimali güçlenmektedir. CoVID-19 ile bir nevi tatbikat yapan biyoteknolojik silahlar, 66 milyon yıl önce dinozorlar başta olmak üzere dünyadaki yaşam formlarının yok olmasına sebep olan, çarpma büyüklüğü 10 km büyüklüğünde bir göktaşından çok daha tehlikeli olabileceklerinin sinyalini çok net verdi.

Daha önce uzun uzun incelediğimiz yapay zekâ senaryoları ise insanlığın önümüzdeki 100 yıl içerisinde kontrolü yapay zekâya kaptırma ihtimalini altıda birlere çıkartıyor; yani altıpatlar ile Rus ruleti oynamakla eşit bir şans oranı.

İnsanoğlunun bütün savunma mekanizması ise geleceğin de geçmişin devamı gibi olacağı şeklinde, temeli akıl almaz boşlukta bir senaryoya dayanıyor. Yani yakın geçmişte tecrübe edilen sıkıntılara karşı tecrübemiz ve hazırlığımız var. Her yüz senede bir büyük pandemi yaşamamızın sebebi de aynı; 100 yıl unutmak ve tedbirleri bırakma küstahlığına başlamak için yeterli bir zaman dilimi.

İnsan ne yazık ki kendisi yaşamadığında, kendisini o kötü tecrübeleri yaşayan insanlardan daha akıllı ya da daha şanslı addetme hastalığından kurtulamıyor.

Bugün nasıl ki Quebec tecrübesinden sonra kuzey kutbuna yakın ülkelerde elektrik sistemleri çok daha iyi ve güvenli kurulmaya başladıysa, daha önce SARS ve MERS koronavirüslerinin vurduğu Hong Kong, Kanada, Singapur, Tayvan, Güney Kore gibi ülkeler de CoVID-19’a karşı en başarılı mücadeleyi yürüten ülkeler arasında.

Ancak gerçekten hiç bilinmeyen olası bir tehlikeye karşı hiçbirimiz tecrübeli ve hazır değiliz.

Şu anda da tüm dünyanın acı bir şekilde tecrübe ettiği pandemi bittiğinde, bir sonraki virüs bugün CoVID-19’un bulduğu şansı bulamayacak. Salgında virüs bulaşıp hasta olmasa bile özgürlüklerini ve hayallerini nasıl kaybettiklerini hatırlayacak olan nesiller bir sonraki virüse karşı her zaman hazır olacak.

Çünkü hiçbirimiz 2020 baharının tekrarını istemiyoruz, sadece Türkiye’de bunun sebebini bilmemize izin verilmiyor.

İnatla gerçek verileri gizleyerek turizmi açmak için 15 Temmuz’a kadar servis edilen rakamı AB’nin turist göndermeyi kabul edeceği sınır olarak düşündükleri sayının altına indirme niyetinde görünen hükümetimiz sayesinde emin adımlarla Ekim Eylül’den daha kötü olacak; Kasım Ekim’den daha kötü olacak; Aralık hepten berbat olacak gibi bir duvara doğru son sürat ilerliyoruz.

Aslında ciddi bir çoğunluk da bunun farkında tedbir alan ve tedbirli yaşayan azınlığın cehaletten sıtkı sıyrılmış; cehaleti marifet sayanlar ile mecburcular ise ekonomik durum nedeniyle duruma ses çıkartmayıp piyangoda şansını denemeyi tercih ediyor.

Kendisine ya da yakınlarına çıkana kadar herkese piyango bileti almayı salık veren, normalleşmeyi normal yerinden anlayamamış gruptaki bu cehalet salgını durdurulamadığı sürece ne yazık ki önümüz kara kış. İnsanoğlu bu yaklaşımdan kurtulabilir mi?

Sanmıyorum.

Yeni bir normale doğru köklü bir değişim biz istesek de istemesek de, bir şekilde olacak. Bunun sert bir geçiş olması, yavaş bir geçişten çok daha kolay ama elitler buna izin vermek istemiyor.

Dere yatağı sevicilerinin herhangi bir mantığı ya da öğretiyi irdeleyerek izleyecek bir zekâ gelişmişliği olmadığı için tüm inanç sistemleri de yavaş yavaş bir sona doğru geliyor ve insanlık yeni arayışlar içinde.

Dünyanın gerçekten yeni liderlere ihtiyacı var ve o liderler bugünkü elitler ve onların istemli ya da istemsiz kuklaları olan politikacılar değil.

O yüzden tüm dünyada yeni bir “Mesih” lafı dönmeye başladı; insanlar yolun bittiğini ve yeni bir yol göstericiye ihtiyacımız olduğunu düşünmeye başladı.

İnsanoğlunun kedicikli mesihlere, dünya liderlerine ve peygamberlere ihtiyacı yok, sadece ortak aklını kullanmaya ihtiyacı var.

Jay Roach’ın yönettiği Avanak Ajan üçlemesinde, Mike Myers’ın canlandırdığı Austin Powers’ın (yine Mike Myers’ın canlandırdığı) ezeli düşmanı Dr. Evil (Dr. Kötülük) gibi birileri eğer yeni bir virüs geliştirecek kadar ilerlediyse ve Dr. Evil tarzı “acaba kimleri yok etsem” düşüncesinin arifesindeyse, lütfen düşük IQ’ya ya da kullanılmayan beyinlere saldıran bir şeyler düşünsün.

Bugün virüse karşı almadığımız tedbirlerin sonuçlarını yavaş yavaş dış mihraklara yükleme çabasına girenleri de atlamamak için bir de “şark kurnazlığı” testi icat etmesi gerekiyor arkadaşın!

Virüs halen kontrol altına alınamadıysa bunun tek sebebi algı yönetimidir, başka bir sebebi yoktur.

5 Temmuz 1946’da ilk bikini Paris’te görücüye çıkmıştı; henüz şaka mı gerçek mi bilmiyorum ama 74 yıl sonra üçüncü parçayı maske olarak yüze takan “trikini”nin icadı çok düşündürücü…

Son Haberler

Grev 205’inci gününde ama işçiler yalnız!

Yenibosna Yeditepe Tır Garajında faaliyet gösteren Samsun Çorum Nakliyat Ambarı (SONER AYDAR) işçilerinin işverenin sendika düşmanlığına karşı başlattığı grev 205'inci gününde, ancak işçiler yalnız! RED...

Korona testlerinde AKP’lilere kıyak!

Koronavirüs salgınıyla ilgili yeterli önlemleri almamakla eleştirilen AKP iktidarının koronavirüs testlerinde de kendilerine öncelik tanıdıkları iddia ediliyor! RED HABER - İstinye Devlet hastanesi çalışanı...

“Ekonomik refah” can alıyor!

Koronavirüs salgınında gerekli önlemleri almayan ve işçileri köle şartlarnda çalışmaya mecbur eden sermaye düzeni can almaya devam ediyor. İşçi örgütlerine göre Temmuz ayında en...

“Her yer korona, her yer sömürü!”

Koronavirüs salgını sermaye sahiplerinin işçiyi kâr hırsıyla nasıl acımasızca sömürdüğünü her gün açığa çıkarıyor! Vestel, Kumtel ve Dardanel fabrikalarında ölüm ve vakalar artarken işçiler...

Çok insan ölecek

Bugüne kadar yazdığım hemen her şey, sadece kötü senaryo dahilinde gerçekleşiyor ve bu beni çok üzüyor. T. AKMAN İnsana ne düşüneceğini şaşırtan, çok keyifsiz bir...