Faşizmin bisikleti ve “biz”…

Faşizm bir bisiklettir, sürekli pedal çevirmek zorundasınız. Pedal çevirmediğiniz takdirde bisikletten düşersiniz. Onlar da bunu yapıyor. Peki biz ne yapacağız?

  • ÖZGÜR TOPSAKAL

Türkiye siyaseti her zamanki gibi toz duman. Oylarının hızla eridiğini fark eden ve telaşa kapılan başta AKP olmak üzere “Cumhur İttifakı” bileşenleri, tutarsız politikalar izleyen ana muhalefet partisi, yeni kurulan siyasi partiler, maalesef ki hapiste olmalarını kanıksadığımız Kürt siyasetçiler, sıfırı tüketen ekonomi, yerlerde sürünen hukuk…

Her şey iç içe geçmiş bir durumda, memleketin her günü diğer gününden gergin ve yeni olaylara gebe.

Öncelikle, AKP tarihinin en güçsüz dönemini yaşıyor, bu açık. AKP içinden çıkan Gelecek Partisi ve Deva Partisi’nin memleketin geleceğine ve bugününe deva olmayacağı, bir dönem bünyesinde siyaset yaptıkları AKP’den farklı bir politika izlemeyecekleri ise tecrübeyle sabit.

Siyasal islamcılar birbirinin kopyasıdır. Birinin söylemi daha serttir ama diğerleri daha ılımlı görünür. Neticede mamül farklı olsa da maya aynıdır.

Hatta ılımlı görünenler, meselelere her daim daha sinsice yaklaşır ve bu yönleriyle daha tehlikeli olabilirler.

Saray rejimi, bu kopuşlardan sonra umudunu, küçük ortağı Bahçeli’ye ve bir takım mafya bozuntularına bağlamış durumda. Bahçeli’nin kullandığı nefret dili de, mafyozlar da Erdoğan’ın beklentilerini karşılamaya yetmiyor.

Bu sebepten milli görüş geleneğinin “akil” adamlarına bizzat sortiler gerçekleştirerek destek arıyor.

Bütün bunlar olurken, faşizmin dozu her gün daha da yükseliyor.

Faşizm bir bisiklettir, sürekli pedal çevirmek zorundasınız. Pedal çevirmediğiniz takdirde bisikletten düşersiniz.

Bu nedenle saray rejimi pedala daha sıkı yükleniyor.

Ancak arada, kendilerine oy getireceğini düşündükleri küçük sürprizler yapmayı da ihmal etmiyorlar. Vatandaşa “müjde” diye açıkladıkları aya çıkma projesi bu acziyetin açık bir göstergesi.

Muhafet cephesinde ise değişen fazla bir şey yok. Memlekette yaşanan sıkıntıları halka şikayet eden bir ana muhalefet partisi karşımızda duruyor. Öyle ki sandalye sayısını bahane edip Meclis’teki bir çok oylamaya katılmadıkları bir gerçek.

CHP, “endişeye mahal yok, nasıl olsa ilk seçimde yolcular” söyleminin rahatlığını dibine kadar yaşıyor.

Öte yandan CHP’den kopup yeni parti kuran Muharrem İnce ve yine kendisine parti kuran Sarıgül, şekil itibariyle muhalefet gibi görünse de, yandaş kanallarda bolca arzı endam eyliyor. Bu durum düşündürücü.

HDP ise yöneticileri, belediye başkanları, milletvekilleri hapiste, sürgünde olduğundan, dahası artık tüm düzen siyasetince “şeytanlaştırıldığından”, etkisi hayli sınırlanmış durumda. Ancak düzen siyaseti içindeki bu akıl dışı durumun, Kürt seçmenin seçimlerin kaderini etkileme gücüne engel teşkil etmeyeceği, tüm bir düzen siyasetinin de kara kara bu manzarayı düşündüğü açık.

İki milletvekiliyle Meclis’in tozunu attıran TİP ise devrimcilerin tarihten gelen mücadele geleneğini sürdürüyor. İki vekil halkla birlikte biber gazı yiyor, mücadeleyi hem Meclis’te hem sahada sonuna kadar sürdürüyor.

Açık konuşmak gerekirse, insan keşke Barış Atay ve Erkan Baş gibi vekillerden daha fazla olsaydı diyor. Onlar, bize, düzen siyasetinin içeriden nasıl parçalanacağını gösteriyor. Onların sınırlı gücünü desteklemeliyiz.

Öte yandan işçi sınıfının öfkesi kabarıyor.

Tüm bir devletin baskı aygıtlarına, zorbalığına rağmen işçiler sokaklar çıkıyor, yollara düşüyor, korku eşiğini tekrar tekrar aşıyor…

Sonuç itibariyle memleketi çok daha hareketli günler bekliyor. Saray rejimi içeride, dışarıda tüm siyasi ve finansal desteğini kaybetmiş durumda. Bu sebeple, faşizm bisikletinin pedalına yüklenmekten başka seçenekleri kalmadı.

Böyle tarihi bir dönemde doğru yerde, cesaretli bir tutumla durmak kaçınılmaz bir sorumluluktur. Mevzilerimizi tahkim etmeliyiz, düzen siyasetini “içeriden” ve “dışarıdan” parçalamalıyız, bunun en doğru yollarını bulmalıyız.

Son Haberler