Gazete REDEvrendeki en tuhaf 12 cisim -III-

Evrendeki en tuhaf 12 cisim -III-

Uzay boşluğunda insan aklının idrak etmekte zorlandığı tuhaflıkları anlatan yazı dizisinin son bölümü…

  • ÖNDER ŞAHİN

Serimizin sonuna geldiğimiz bu bölümde sizi gene “acayiplikler âlemi”ne götüreceğiz. Etrafımız yeterince tuhaf diye düşünmeyin, o doluluk evrensel ölçülerde hiç bile değil!

Üstelik tanık olduklarımıza nazaran inanın daha azla mantıkî ögeler içeriyor.

Keza, her biri son derece titiz ve uzun süreli çalışmaların ürünü olan aşağıda bahsedeceğimiz sonuçlar, bizim “LEBALEB ve Nur Topu Gibi Uzay Programı”mımızın eriştiği seviyeyi rahatlıkla göstermekte!

9. Kılavuz Kaptan” Nötrino

22 Eylül 2017’de Dünya’ya çarpan yüksek enerjili tek nötrino, tek başına o kadar da olağanüstü değildi. Nötrinolardan bahsedecek olursak, ad olarak benzeştikleri temel atom parçacıklarından nötronlara yapı olarak da benzer; zira elektrik yükleri yoktur.

Antarktika’daki “Buz Küpü” Gözlemevi’ndeki fizikçiler, ayda en az bir defa benzer enerji seviyelerine sahip nötrinoları zaten görmekteydiler. Ancak bu özeldi, şöyle ki…

Kökeni hakkında yeterli bilgiyle yeryüzüne ulaşan ilk nötrino oydu; dolayısıyla astronomların teleskoplarını onun geldiği yöne çevirmeleri çok uzun sürmedi. Dünya’ya yaklaşık dört milyar yıl önce, bir galaksinin merkezindeki süper kütleli bir “blazar” (milyarlarca ışık yılı uzakta olsa bile muazzam şekilde ışıyan madde püskürmeleri -jet- sayesinde benzerlerinden ayırt edilen kara delik) tarafından fırlatıldığını saptadılar.

Havsalalara sığmayan mesafeler kat eden bir “parçacık” ortada dururken gündüz gözüyle düz yolda şaşırıp kaybolanlara ne demeli artık, bilinmez! İlâveten, yukarıda bahsi geçen gözlemevinin sırf atom altı parçacıkları yakalayabilmek için tasarlandığını belirtelim.

10. “Yaşayan Fosil” Galaksi

DGSAT-I (uydu adını çağrıştırdığının farkındayım) aşırı dağınık bir gökadadır (Ultra Diffuse Galaxy); yani büyük olmakla beraber, yıldızları o kadar ince hat halinde yayılmıştır ki epey az ışık yaydığından neredeyse görünmezdir.

Fakat bilim insanları 2016’da hayaletimsi DGSAT-I’i gördüklerinde tipik olarak küme halinde bulunan diğer UDG (Türkçesiyle ADG)’lerin (Yakın komşular Samanyolu, Andromeda ve Üçgen gökadası gibi) aksine, tamamen izole biçimde konumlandığını fark ettiler.

Karakteristik özellikleri, evrenin çok farklı (erken) bir döneminde; Büyük Patlama’dan sadece 1 milyar yıl kadar veya daha da öncesinde oluşan bu sönük gök cismini âdeta yaşayan bir fosil kılmaktadır.

11. Çift (İkiz) Kuasar Görüntüsü

Bu madde serimiz içerisinde bana göre en dikkat çekeni, başlı başına tek bir yazı konusu. Başlarken bunun bir makaleden tercümeyle aktarım olduğunu belirtmiştim; fakat söz konusu fizik, üstelik birbirine zıt yapıda iki lisan ise işler o denli basit olmuyor.

Konu hakkında daha bir billur halde bilgiye erişebilmek için başka kaynaklara başvurdum ve bunun ne yazık ki ülkemiz dâhilinde merak cezbetmediğini arama motorları sayesinde görmüş oldum. Velhasıl…

Devasa nesneler, ışığı arkalarındaki şeylerin görüntüsünü bozabilecek kadar kavisli hale getirir. Tahminen 2018 sonu – 2019 başında yayımlanan bir çalışmanın içeriğine baktığım vakit gözüme araştırmacıların bir “ikiz” kuasar keşfettikleri haberi ilişti. Evrenin en parlak cisimlerinden olan kuasarlar (yukarıda bahsi geçen blazarlara bir gömlek altı olan cisimler) uzay boşluğundaki mesafeleri hesaplamak için biçilmiş kaftandır; zira en nihayetinde bu gaye için referans ışıktır.

İşte bu kuasardan gelen ışık Dünya’ya ulaşmadan arada bulunan bir galaksinin kütle-çekimi tarafından bükülünce bilim insanlarının ağzı bir karış açık kalmış olsa gerek. Neden mi?

Çünkü ortada ikiz ama ayrı ayrı kuasar yerine aynı kuasarın ikiz görüntüsü varmış da ondan!

Kuasardan yansıyan ışık aradaki galaksiye yolculuk ederken farklı “güzergâh” izledikleri sonucuna varılır. Ayrıca, yol üzerinde herhalde bir dinlenme tesisine uğramışlar ki fotonların dalgalanmalarından ötürü ikiz görüntülerin titreşimi farklılık arz etmektedir.

Parlaklığı sayesinde astrofizikçilerin üzerinde bolca kafa patlattıkları evrenin genişleme hızına da bir açıklama getirdiği düşünülürken önceki ölçümlerle çeliştiği için yeni soru işaretleri yaratır.

Hubble Teleskobunun isim babası Edwin Hubble’ın kozmostaki uzaklıkları hesaplama yöntemi olan “kırmızıya kayma”, burada da uygulanmıştır. Kırmızı renk, en uzun dalga boyuna işaret ettiği için ışık huzmeleri ne kadar uzun yol katederse o denli kırmızı ve devamında kızılötesine döner. Gün doğumu ve batımında gördüğümüz o “romantik” renk bundan mütevellittir.

Hülâsa, şimdi ilgili fizikçiler bu konudaki teorilerinin yanlış olup olmadığını veya garip bir şeyin meydana gelip gelmediği üzerine yoğunlaşmıştır. 

12. Uzaydan Kızılötesi Akış

Nötron yıldızları, ağır kütleli bir yıldızın ölümünden sonra oluşan son derece yoğun nesnelerdir.

Normalde, radyo dalgaları veya X-ışınları gibi daha yüksek enerjili radyasyon yayarlar: Ancak Eylül 2018’de gökbilimciler, Dünya’dan 800 ışık yılı uzaktaki bir nötron yıldızından gelen uzun bir kızılötesi ışık akışı buldular (daha önce hiç görülmemiş bir şey). Mevzubahis yıldızı çevreleyen bir toz diskinin bu sinyali oluşturabileceği görüşü öne sürülmekle beraber, kesin açıklama henüz yapılabilmiş değil.

12+1: BONUS / Auroralı “Serseri” Gezegen

Efendim, tüm gezegenlerin bir yörüngede kendi halinde salınıp “efendi” ve “uslu” davrandıklarını düşünüyorsanız aldanıyorsunuz!

Kimisi doğuştan ayaktakımıdır kimiyse güçlü çekim kuvveti odaklarınca ana yıldızlarından uzağa fırlatılan haydut gezegenlerdir. Antrparantez: Böylesine başıbozuk, daha doğrusu başıboş niteliğe bürünebilecek olan sadece gezegenler değil, pekâlâ yıldızlar da olabilir!

Ayrıyeten, bu tarz cisimlerin Dünya’yla asla karşılaşmayacağını sanmak için Ay’a sert (!) iniş yapacağımıza inanacak ölçülerde olmak gerekir.

Uzak geçmişte buna benzer bir vâkâda meydana gelen çarpışma, tek doğal uydumuzun oluşumuna zemin hazırlamıştır. Bir başka deyişle böylesi hadiseler günümüzde vuku bulsa Güneş’in yörüngesinden kopmak mı; yoksa çarpışmak mı daha iyi (!) olur diye varın siz düşünün!

Manyetik alanı Jüpiter’inkinden 200 kat daha güçlü olan bu kategorideki bir gezegen, J01365663 + 0933473 (SIMP) diye kataloglanmış olup hemen hemen iki yüz ışık yılı uzaklıktadır.

Bu denli haşmetli bir manyetik alan, atmosferinde radyo teleskoplarıyla görülebilen, yanıp sönen auroralar oluşturacak kadar güçlüdür.

Hal böyleyken bu cismin büyüklüğü, tıpkı yerküre gibi, Jüpiter’in yanına bile yaklaşamayacak düzeyde!

Peki ya aurora nedir?

Bu soruyu yanıtlayarak bölümümüzü de dizimizi de bitirelim: Gezegenimizin manyetik alanıyla Güneş’ten gelen parçacıkların etkileşime girmesiyle kutuplarda elektromanyetik göksel şovlar halinde ortaya çıkan ışık şeritleridir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol