Gazete REDErcan Saatçi: Kerhaneden milliyetçiliğe…

Ercan Saatçi: Kerhaneden milliyetçiliğe…


Sonradan hepsi kıvırdı!

Ahmet Kaya’nın memleketi terk etmesine kadar uzanan sürecin önemli adımlarından biri, 11 Şubat 1999’da, Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde atıldı. Sahnedeki malum konuşmasının ardından, salonda hazır bulunan fevkalade milliyetçi hislerle bezenmiş cenahın fiili saldırısına uğradı Ahmet Kaya. Saldıranlar Ayna Grubu’ndan, daha sonra asker kaçağı olarak ceza yatacak Serdar Ortaç’a uzanan çeşitli popüler tiplerden oluşmakla birlikte, başı çeken pop şahıs, sonradan Ertuğrul Özkök’ün biricik damadı olacak olan Ercan Saatçi’ydi.

Bunlar henüz Grup Vitaminken akılları sıra Şafak Türküsü’yle dalga geçiyorlardı: “Beni burada arama anne, burası kerhane…” Çok muziptiler çok. Ama Vedat Özdemiroğlu o dönem Limon’daki köşesinden haklı olarak soruyordu: “Bu arkadaşların annelerinin kerhanede ne işi var?” diye. Bu cıvık ‘şarkı sözleri’ nedeniyle Saatçi’nin o dönem bizzat Ahmet Kaya tarafından, “Sen bir mahkumun duygularıyla alay edemezsin!” denilerek tokatlandığı da rivayet edilmektedir.

“Kürt,” demişti ya Ahmet Kaya, “Kürtçe” demişti ya konuşmasında, azdırmıştı kerhane şarkıcılarını. Ercan’la Sertaç çatal bıçak atıyorlardı Ahmet Kaya’nın masasına, vatanlarını savunuyorlardı. İşte böyle iğrenç bir linç girişimidir Ahmet Kaya’yı vatanından uzakta ölmeye mecbur bırakan.

KERHANEDEN ÇIKIP…

Geçen zamanda kendi başına Ercan Saatçi’nin kısa sanat serüveni de bizim açımızdan öğretici olacaktır mutlaka. “Nedir ulan bu çıkar kavgası / Ülke elden gidiyor dalgası / Burası Türkiye yerinde duruyor / Gidenler gider ablası” dizelerini dillere dolayan da kendisidir. Hatta yeterince vatansever görmediği insanlara ithaf ettiği, kurşun sesleriyle biten başka bir denemesi de bulunabilir. Düzey yerin altındadır böylelerinde ama işlerini bilirler. Örneğin birkaç yıl önce kerhane çevrelerinde kültürlenirken birkaç yıl sonra temsili vatan savunmaları düzenlemek bunlar için nasıl normal bir durumsa, “Zamanında biz de solcuyduk,” demek o kadar doğaldır.

Öyle bir sallamacılık var ki serde, 2003 yılı sonunda Radikal’de yayımlanan bir söyleşisinde, “Mahir Çayan toprağa verildiğinde, ufacık bir çocuk olarak tabutunu taşıyanların arasındaydım. Bir gün de nöbetçi olarak beni diktiler mezarının başına, su dökmüştüm,” demişti Ercan Saatçi. Ya, 1968 doğumlu Ercan Saatçi, 1972 senesinde Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan’ın cenazesini sırtlamış, mezarında 4 yaşında aslan gibi bir dev-çocuk olarak nöbetçi bırakılmış ve de su taşımıştı! Muhtemelen de altıbuçuk yaşında falan, solculuğun boş iş olduğuna karar verip, milliyetçi/mukaddesatçı ve kayınpederci bir fikriyata doğru yelken açmıştı…

Evet, iki örnek organizasyonun da başrol oyuncularından Ercan Saatçi için Ertuğrul Özkök gibi bir vatan evladının –bir dönem- damadı olmak son derece onur verici bir mertebedir. Kimse kayınpederini seçme lüksüne sahip değildir ancak yine kimse kayınpederin nimetlerinden yararlanmak için de zorlanmamaktadır. Özkök’ün kızının bu memlekete yapıp edeceği en büyük kötülük, evlenmek için bu adamı seçmiş olmasıdır herhalde. Böylelikle önünde, -bir dönem- her an suratını görebileceğimiz binbir kapı açılmıştır. Grup Vitamin, Ufuk–Ercan, İzel–Çelik–Ercan ve İzel– Ercan formlarından sonra tamamen şarkı söyleyemez hale gelen Saatçi’nin geniş vizyonu yetişir imdadına. DMC’nin başındadır artık. Elbette bu işte kayınpederin parmağının olmadığı iddia edilir, kimse inandırılamaz. Daha sonra Ertuğrul Özkök ricasının işlemediği tek örnek olay olarak tarih kitaplarına geçer ve DMC macerası da biter.

Ama sınıf atlamış, prodüktör olmuştur bir kere. Namı diğer ‘tiktak Ercan’ bu sayede yarışmacı olarak katılması durumunda, ön elemesini geçmesi mümkün olmayan Popstar yarışmasına juri olmuş, sağa sola laf yetiştirmektedir. Zaman geçtikçe makalelere konu olmaya başlar. Papyonunu görenin sanattan anlıyor sanacağı, Hürriyet yazarı Doğan Hızlan kim bilir hangi mesleki kaygılarla onun için şu satırları yazmıştır:

“Ercan Saatçi besteci, icracı olarak pop müziğin tanınmış bir adı. Ama Türkiye’nin çağdaş yönünü gören genç kuşaktan biri olarak, cazı ve klasik müziği dinleyicilere sunuyor. Türkiye’nin müziği için ne yapması gerektiğini iyi biliyor… ”

Bunların dışında bir de spor yazarlığı yönü vardır ki daha fazla sinirleri germemek için hiç açmıyoruz… Sonra kendi işini kurar, yeterince palazlanmıştır; firmasının adını da ‘Rec by Saatchi” koyar. Kürt olan ve Kürtçe konuşmak isteyen Ahmet Kaya’ya saldıran adam günü geldiğinde soyadını Saatchi diye yazacaktır. Öyle ya kayınpederle etkileşim yaşanmaktadır. Hatta kendi iddiasına göre, o kayınpederi biraz sağa, kayınpeder bunu biraz sola çekmiş, ortada buluşmuşlardır.

Ertuğrul Özkök tarafından sola çekilmiş bir insan evladının varlığıdır bu yazının konusu. Dingil kırılmıştır bir kere, elbette biraz sola çekecektir biraz sağa…

Neyse, bu kadar yeter. Ahmet Kaya ve Ercan Saatçi’nin hikayeleri 11 Şubat 1999 gecesi kesişmekle birlikte tamamen zıt istikametlerde ilerlemiştir ve bu zıtlık bizler için bir onur ve teselli kaynağı olmaya devam edecektir. Öyle görünüyor…

  • ÇAĞLAR KILINÇ, RED, Sayı 4, Ocak 2007

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,153BeğenenlerBeğen
17,019TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol