Gazete REDEpichairekakia: Başkasının Kötülüğüne Sevinmek

Epichairekakia: Başkasının Kötülüğüne Sevinmek

‘Kölelik’le tanışmamız kuşkusuz şu hayattaki ideolojik konumlanmamızı da etkiledi…

  • BORA ERCAN

ABD’li yazar Alex Haley’in kendi aile köklerine dayanarak kaleme aldığı Kökler adlı romanı 1976 basılır. Pulitzer ödülü başta olmak üzere birçok ödül kazanan bu eserin televizyona uyarlanması gecikmez. 1977’de ABD’de en çok izlenen yapım olur.

Aile hikayesinden yola çıkarak kölelik üzerine yazılmış olan bu yapıtın televizyon dizisi uyarlaması 1981’de dönemin tek kanallı yayını olan TRT1’de gösterilir…

Sanıyorum benim gibi birçok kişi kölelik olgusuyla ilk o zaman tanışır. Aradan onca yıl geçmesine rağmen birçok sahnesi hâlâ zihnimde olan bu yapım hiç şüphesiz ideolojik olarak hayatta konumlanmama da destek olmuştur.

Günümüzdeki bilgiler, bulgular insanlığın ilk çıkış yerinin bugünkü Etiyopya’ya denk gelen Doğu Afrika olduğu yönünde. Büyük büyük büyük dedelerimiz, ninelerimiz kuzeye yönelerek Süveyş kanalını aşıp bilinmeyen topraklara doğru dört bir yana açıldıklarında doğa koşulları, güneşin etkisi, yerküreye düşme açısı onların ten renklerini, göz yapılarını, saç şekillerini değiştirdi. Her topluluk yüz binlerce yıllık süreçte bulunduğu yere uyumlandı.

Irkçılık sömürüye dayalı sınıflı toplum için bir gerekçe, bir nedenselleştirme. 18. Yüzyıl İngiliz antropologları insanlığın alt düzeyine koyu tenlileri yerleştirerek onların ‘medeni’ olmadığını ama bir gün Anglosaksonlar gibi üst aşamaya evrimleşeceklerini, Beyaz Avrupalı’nın onları uygarlaştıracağını, bunun için Hıristiyanlaşmaları gerektiğini söylüyordu. Fransisken rahiplerin Güney Amerika’da yaptıkları, 1900 başlarında Avustralya’da zincire vurulan yerli halklar, hatta yine 1920’lerde Belçika’da tarihin yüz karası olan bir tür insanat bahçesi ‘Human Zoo’ kurulması hiçbir koşulda kabul edilemezdir.

Afrikalıların güçlü bedenleri nasıl da sömürüldü yüzyıllarca ve sadece Avrupa’da, Amerika’da değil Osmanlı İmparatorluğu’nda da bu oldu. Eski filmlerdeki ‘Arap Bacı’ o evin kölesiydi, ‘Arap Kızı’ yağmur yağınca, seller akınca neden camdan bakardı? Bu kadar duygusal mıydı olaylar, şiir mi yazardı dilinden, kökünden koparılmış ‘Arap Kızı’.

Osmanlı dizilerinde romantikleştirilen, bu nedenle hiç de sorgulanmayan haremağaları Habeş kökenliydi, çocuk yaşta hadım edilirlerdi, yeniçerilerse devşirmelerden oluşuyordu, yani savaş esiri çocuklar

Hatta esircilik diye loncası da olan bir esnaf grubu da söz konusuydu. Çocuk yaşta kaçırılıp muhtemelen kölelik borsasının olduğu Zanzibar’dan ya da Arabistan’dan satın alınıp saraya getirilmişlerdi.

Cariyeler de haremde gönül rızalarıyla kalmıyorlardı elbette. Onlar da birer köleydi.

Osmanlı’nın diğer köleleri özellikle Ege Bölgesi’nde büyük çiftliklerde çalıştırıldılar. Özgür olmaları sahiplerinin iki dudakları arasındaydı. Evet bu mümkündü, ama sahibinin beyanıyla.

Bir de kölelik için bir yıl sınırı vardı, fakat bu, yaşam koşulları gereği pek de işleyen bir sınır değildi çünkü kölelerin ne maddi ne de sosyal sermayeleri vardı.

Bu konu Türkiye’nin konuşulmayan, üzerinde durulmayan birçok konusundan biridir. Bugün, o kölelerin torunları ülkemizde İzmir, Aydın, Muğla gibi şehirler yaşamaktadır.

Peki, Amerika’da renk ayrımcılığına karşı duran birçok vatandaşımız kendi ülkesindeki renk ayrımcılığını neden görmezden gelir? Mesela siz bugün ve geçmişte hiç siyah tenli bir üst düzey bürokrat, polis, asker, milletvekili ya da varlıklı birini gördünüz mü? Ben görmedim, bir tane bile.

Bütün bunları bana anımsatan sadece George Floyd’un öldürülmesi değil yeni öğrendiğim Eski Yunanca’dan bir kelime: ‘epichairekakia’.

Başkasının, hem de hiç tanımadığı, bilmediği birinin ya da birilerinin başına gelen kötü bir olaya sevinir mi insan? Evet, ama aslında sevinmek değil de bu olay kendi başına gelmediği için bundan çok da temel bir içgüdüyle haz almak. İşte kelime tam da bunu anlatır.

İnsanın derin ikiyüzlülüğünü.

Mesela, ülkedeki kalıp konuşmalardır, bak şu Amerika’nın haline, yanıyor, çok şükür bizde bir şey yok, konuşmalarının altında gizliden gizliye bu haz yatar. Medya ve iktidar elbette bunu en iyi şekilde manipüle eder, kullanır.

Nazım Hikmet, “kardeşlerim bakmayın sarı saçlı olduğuma ben Asyalıyım, Afrikalıyım” derken sadece sömürgeciliğe karşı durmuyor, ırk ayrımcılığına da karşı duruyordu.

Nazım’ın muhtemelen epichairekakia duygu durumu değil ayna nöronları sayesinde empati duygusu gelişmişti.

Öncelikle kendi derin varlığımızdaki kötülüğü, ırkçılığı öldürelim. Hepimiz kendimizi işleyelim, kendimize dürüst olalım. Amerika ve diğer yerlerdeki ırkçılıkları lanetleriz o zaman, gönül rahatlığıyla.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,156BeğenenlerBeğen
17,024TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol