Enternasyonalle kurtulur insanlık!..

Dostumuz, ağabeyimiz, yoldaşımız Ahmet Doğançayır’ı ani bir rahatsızlık sonucu kaybettik. Ahmet Hoca, 1980 öncesinde Troçkist hareketin örgütlenmesinde yer almış, 12 Eylül askeri darbesi sonrası ağır işkencelerden geçirilmiş, uzun yıllar hapiste kalmıştı. Bu süreçten alnı dik çıktı. Devrimci hareket içinde saygın bir yer edindi.

Hapishane sonrası devrimci hareketin örgütlenmesi çabasına hiçbir sorumluluktan kaçınmadan devam etti. İşçiler arasında örgütlenme çalışmaları yürüttü, hareketin lider kadrolarından biri oldu.

Ahmet Hoca RED Dergisi‘ne de uzun süre yazılarıyla katkıda bulunmuştu. Burada RED‘in Aralık 2008 tarihli 27. sayısında yayınlanan ve önemini hiçbir zaman kaybetmeyecek olan Enternasyonalle Kurtulur İnsanlık başlıklı yazısına yer veriyoruz. Seni hiç unutmayacağız sevgili ağabeyimiz…

  • AHMET DOĞANÇAYIR

Doğuşundan itibaren kapitalizm dünya pazarına yöneldi. Uluslararası ticaretin uzmanlaşması, manifaktür üretiminin sanayileşmiş ilk kapitalist ülkelerce dünyanın geri kalanına taşınması, azgelişmiş ülkelerden mal ithalatı, bu ülkelerde pazarın fethi, kapitalist üretim tarzının her adımına eşlik etti. Kapitalizmin emperyalist aşaması ise bu eğilimi daha yüksek bir düzeye çıkardı. Başka deyişle, kapitalizm bir dünya sistemi yarattı. Dolayısıyla, onun yerini alacak olan bütün üstün toplumsal sistemler bu konuda emperyalist sistemden daha enternasyonal karakterde olmak zorundadır. Bu nedenle, tek tek ülkelerde devrimler gerçekleşebilir ama sosyalizmin tek bir ülkede tamamlanması mümkün değildir; bu anlamda, ‘tek ülkede sosyalizm teorisi’ yalnızca siyasal açıdan değil, doğrudan doğruya ekonomik açıdan da hayalidir. Geçtiğimiz yüzyılda yaşananlar bunun kanıtıdır…

Çokuluslu şirketler kendi içlerinde uluslararası bir iş bölümü örgütlüyor. Yedek parçaları bir kıtada üretiyorlar ve bir başkasında montaj zincirini ellerinde bulunduruyorlar. Bir diğerinde
ise ‘call center’ kuruyorlar. Ürünlerinin imalatını bir ülkeden ötekine, olmazsa bir kıtadan ötekine aktarıyorlar. Birçok sanayi dalı bugün öylesine bir teknoloji düzeyine ulaşmış bulunuyor ki, aynı anda birçok ülkeyi kapsayan bir pazar için çalışmadıklarında bir tek makineyi bile kârlı bir şekilde kullanamıyorlar.

Doğası gereği, yani özel mülkiyet ve rekabet, sömürü ve eşitsizlikle olan bağları nedeniyle kapitalist sınıfın, insanlığın sorunlarına dünya çapında bir çözüm bulma imkanı, dahası niyeti yoktur. Üretici güçlerin nesnel uluslararalılaşması ile ulusal devletlerin yaşamaya devam etmeleri arasındaki çelişki, uluslararası mekanizmalar ve uluslararası kurumların bütün türlerince kısmen doldurulmuş olsa da, bu kurumların çalışma biçimleri ve mekanizmalarının işleyişi genelde sermaye yararına ve dünyanın bütün sömürülen ve
ezilenlerinin aleyhinedir.

Üretici güçlerin ve sermayenin uluslararalılaşma düzeyi yükseldiği ölçüde sınıf mücadelesinin kendisi de o denli uluslararası olmak zorundadır.

Henüz 19. Yüzyıl yarısında patronlar ya yabancı ülkelerdeki siparişleri transfer ederek, ya da yabancı el emeği ithal ederek grevleri kırmaya çalıştı. Grevciler tarafından bir milliyetçi tepki olarak gelişen ‘yabancı’ları düşman ilan etme eğilimi patronlar lehine rol oynuyordu.
Grevlerde ise tam anlamıyla ters tepiyordu. Uzun vadede bu ‘yabancı’ düşmanlığı, ancak farklı milliyetten emekçiler arasında mücadeleye yol açan, işçi sınıfı içinde rekabet yaratan,
işçi sınıfını sürekli bölmeye çalışan kapitalist sınıfa daha çok avantaj sağlayan bir işlev görüyordu. Farklı milliyetlerden emekçiler arasındaki rekabet sermayenin işine yarıyor,
emeği ise bölüyordu.

Marx’tan beri…

Yaşanan deneyimler emekçilere bu kapitalist manevralar karşısındaki en iyi cevabın sendikal örgütlenmeleri ve grevleri uluslararası düzeye yaymak olduğunu hızla öğretti. Marx
ve Engels’in 1864’te Uluslararası İşçi Birliği’ni (Birinci Enternasyonal) örgütlemelerindeki temel neden de buydu. Kapitalist sınıfın aksine, özel mülkiyetin varlığı ile bağlantılı olan rekabetle işçi sınıfının hiçbir bağı yoktu. Emeğiyle çalışması ve sınıf düşmanına karşı kendini koruması tarafından belirlenen temel çıkarları, dayanışma ve işbirliği üzerine kurulmuştu. Sermaye gitgide uluslararası ölçekte yaygınlaşırken, sınıf mücadelesini de gitgide uluslararası hale getiriyordu. İşçi sınıfı, bütün iplerin sermayenin elinde olduğu hileli bir oyunda önceden yenik düşmemek için işbirliği ve dayanışmayı uluslararası düzeye yaymak zorundaydı: Proletarya enternasyonalizmi!..

Bu nedenle, işçi sınıfının devrimci örgütlenmesinin olmazsa olmazı, Birinci Enternasyonal’den beri, işçi sınıfı mücadelesinin uluslararası birlik ve dayanışmasıdır.

Elbette tarih, doğrusal gelişen bir süreç değildir. Enternasyonalizm zaman zaman işçi sınıfı içinde zayıflayan bir eğilim oldu; milliyetçilik, şovenizm yükseldi. Bugün de, Sovyetler Birliği’nin önce bürokratikleşmesi, ardından da dağılması işçi sınıfı bilincini sınıf mücadelesinin nesnel ihtiyaçlarının oldukça uzağına itti. Burjuvazi ve ona hizmet eden işçi bürokrasileri emekçileri bölmek için ortak sınıf düşmanlarına karşı birleşmeleri yerine
birilerini ötekilerin karşısına dikerek milliyetçiliği, şovenizmi, ırkçılığı, etnik ve dinsel farklılıkları kullanmayı başardı. Ama bunun böyle olduğu her durumda, işçi sınıfının uluslararası görevlerini başaramadığı her seferde, yalnızca kapitalistlerin kârlı çıktıkları
ve emekçilerin ise büyük kurbanlar verdikleri tecrübeyle sabittir.

Bugün çokuluslu şirketler üretimi dünya ölçeğinde örgütlerken, siyaset her şeyden önce dünya siyasetiyken, işçi sınıfının acil ekonomik çıkarlarının savunulması ile ilgili sorunları bile ulusal planda çözme girişimleri gitgide çok daha güç hale gelmektedir. Proleter enternasyonalizminin zorunluluğunun nesnel nedeni çok basittir: Sınıf mücadelesi öyledir ki,
bir sınıfın her bozgunu ötekinin zaferi haline gelir. Bu yalnızca ulusal olarak değil, uluslararası olarak da doğrudur. Burjuvazi bunun çok iyi farkında. Burjuva siyasetçileri son derece gelişkin bir ‘enternasyonal bilinç’ geliştirmiş durumda. Onların karşıdevrimci örgütleri ve hareketleri tamamıyla uluslararası bir nitelik taşıyor. Farklı kesimleri arasındaki
çelişkiler ne kadar derin olursa olsun, mesele işçi sınıfına karşı birleşmek olduğunda hemen yekvücut olabiliyor, karşıdevrimci saldırılarda elbirliğiyle çalışabiliyorlar.

İşçi sınıfı ise, tersine, önce sosyal-demokrat, sonra da bürokratik liderlikler tarafından bölünerek ulusallığa hapsedilmiş, mücadeleleri ciddi bir biçimde frenlenmiştir. Ve emekçiler
enternasyonal yükümlülüklerini yerine getiremediği her seferde büyük yıkımlarla karşılaşmıştır.

Karşıdevrime bakın!

Elbette işçi sınıfının enternasyonal bir örgüte gereksinimi yalnızca dünyanın ekonomik gerçeklikleri üzerinde temellenmez. Aynı zamanda sınıf mücadelesinin bütün gerçekliği
üzerinde temellenir…

En azından 20. Yüzyıl başından itibaren kapitalizmin iç çelişkilerinin artması, derin krizleri ve şiddetli patlamaları beraberinde getirdi. Kapitalizmin emperyalist evresi, bir devrimler ve karşı devrimler çağını başlattı ve savaşlar gibi devrimler ve karşıdevrimler de gitgide uluslararası bir nitelik kazandı. 20 Yüzyıl’da önemli hiçbir devrim uluslararası gelişmelerce
etkilenmeksizin meydana gelmedi ve her devrimci gelişme başka ülkelere de yayıldı.

Aynı şekilde karşıdevrim de uluslararası ölçekte örgütleniyor. Hitler’in İspanya iç savaşı sırasında Franko’ya olan desteği bunun en tipik örneğidir. Yakın dönem de, işçi sınıfının dünyanın her tarafındaki ileri atılımlarına karşı, başta ABD olmak üzere emperyalizmin doğrudan ya da dolaylı müdahalelerine sahne olmuştur. Devrimlerin ve karşıdevrimlerin bu uluslararası niteliği, bir devrimci enternasyonalin gerekliliğinin siyasal temelini oluşturur.

Ulusal bir devrimin başarısı yalnızca ulusal unsurlara bağlı değildir. Her ülke milyonlarca bağla uluslararası ekonomiye ve siyasete, hatta askeri ilişkilere bağlıdır. Bu nedenle, devrimci bir hareket, sırf ulusal durumu değil, uluslararası durumu da hesaba katmak zorundadır. Toplumsal kurtuluş için ayaklanan işçi sınıfı ve yoksullar, dünya çapındaki
emperyalist ittifaklara ve onların iktisadi, siyasi, askeri saldırılarına dağınık bir biçimde ve yalıtılmış olarak karşı koyamaz. Bu durum, bir kez daha, işçi sınıfının devrimci örgütlenmesinin enternasyonal bir nitelik taşımak zorunda olduğunu ortaya koyar…

İkilem değişti

Enternasyonalin zorunluluğu, aynı zamanda insanlığın yaşadığı krizin çözümü için sosyalist bir dünya devrimine olan ihtiyaçtan da kaynaklanır. Dünyanın belli bölgelerinde işçi sınıfı hareketinin iktidara geldiğini ve emperyalist saldırıları savuşturduğunu varsaysak bile, tek tek ülkelerde mutluluk adaları yaratılamaz çünkü bir dünya sistemi olan kapitalizmin çılgın
işleyişi, bir bütün olarak gezegendeki canlı hayatı hızla yok oluşa doğru sürüklenmektedir. Buna yine gezegen ölçeğinde bir yanıt verilebilir. Başka deyişle, eskiden insanlığın önünde ‘ya sosyalizm, ya barbarlık’ olarak duran ikilem, bugün geldiğimiz aşamada ‘ya sosyalizm, ya ölüm’ olarak güncellenmiştir.

Lenin’in, “Kapitalizmi yıkmak gerekir. Eğer yıkılmazsa her zaman bir çıkış yolu bulabilir,” sözünü hatırlayalım ve o ‘çözüm’ün zamanında Nazi toplama kamplarında ve büyük emperyalist savaşta ölen 100 milyon insan, Afrika ve Asya’ya yayılmış açlık ve salgın
hastalıklar ya da tüm dünyayı saran savaş ve iç savaşlar olduğunu bir kez daha gözümüzde canlandıralım.

Kapitalizmi dünya ölçeğinde yıkacak bir Enternasyonal’e, yani işçi sınıfının uluslararası devrimci partisine olan ihtiyacı bu manzaradan daha iyi hiçbir şey gösteremez…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here