El yıkayan adam

Tuna’nın incisi Budapeşte’ye doğru tarihte bir yolculuğa çıkıyoruz; konumuz ise “Semmelweis refleksi” veya “Semmelweis etkisi”… Ellerimizi yıkamamız gerektiğini anlatan adamın hikayesi…

  • T. AKMAN

“Semmelweis refleksi”, yani herhangi bir bilginin mevcut normlar, inançlar ve paradigmalar ile çelişmesi nedeni ile hiçbir değerlendirmede bulunulmadan doğrudan reddedilmesi ya da görmezden gelinmesi eğilimini tanımlayan metafor.

Sadece rant için milyonlarca ağaç ve milyarlarca canlıyı yok etmenin yanı sıra, ülkeyi iflas ettirme pahasına zorla dayatılan gereksiz projelerden, önce İstanbul Havalimanı ve şimdi de Kanal İstanbul’a karşı yapılan bunca bilimsel itirazı yok saymanın, her şeyi bilirmişçesine, özellikle televizyon üzerinden cahilliğe mahkûm edilen halkın konuya ilişkin algısını yönetmeye milyonlarca, belki milyarlarca dolar daha harcayarak devam eden bir zihniyeti tanımlayan metafor.

1 Temmuz 1818 günü, Budin’de dünyanın kaderini değiştiren, ancak savaşı kazandığını göremeden vefat edecek, bir inatçı adam doğar. Alman asıllı Macar, zengin bir Yahudi bakkalın oğlu olan Ignaz Semmelweis, daha büyük hayalleri olduğu için aile işinden izin isteyerek önce hukuk okumaya başlar.

Kısa bir süre sonra istediği mesleğin hukuk olmadığını anlayarak Peşte’de tıp okumaya geçer.

LOHUSA HUMMASI VE ALTI HAMİLEDEN BİRİNİN ÖLÜMÜ

Tahsilini Viyana’da tamamlayarak doktor olan Semmelweis, dahiliye uzmanı olmak istese de söylentilere göre, o dönemde Yahudi kökenleri nedeni ile kadın doğumcu olmaya zorlanır. 1846’da dünyanın kaderini değiştireceği Viyana Hastanesi Kadın Doğum Kliniği’nde çalışmaya başlar. 1847’de de kimsenin yönetmek istemediği doğum servisinin başına geçer.

Kimse yönetmek istemiyordu zira hastanede doğuma gelen her altı kadından biri, halk arasında “albastı” olarak bilinen Lohusa Humması nedeni ile doğumdan kısa bir süre sonra feci şekilde can veriyordu. Benim diyen tıp öğrencilerini bayıltacak kadar tatsız olan otopsi ve kadavra çalışmaları hep aynı feci tabloyu ortaya koyuyordu: Zavallı kadınların iç organları adeta parçalanıp, çürüyordu.

Yaygın ve korkunç ölümlere ilişkin açıklamalar, doğum kanalında “biriken” doğum sıvısından “vajinaya soğuk hava girmesine,” anne sütünün göğüsten sızarak vücudun içinde bozulduğu inancına kadar değişiyordu.

Bazı doktorlar bunun havadaki, sadece bazı insanları etkileyen zehirli partiküllerden kaynaklandığına inanıyordu ve çoğu bunun doğal olduğunu düşünüyordu.

Yani ne olduklarını tam açıklayamadıkları doğal bir nedenle bazı kadınlar hastalanıp ölecek, bazıları ise hastalanmayacaktı ve doktorların bu konuda yapacak pek bir şeyleri yoktu.

Ignaz Semmelweis ise takıntılı gözlemleri sonucu bunun doğal olmadığını anlamıştı, ancak adını koyamıyordu. Çıkardığı istatistiklere göre, aynı hastanedeki iki ayrı doğumhaneden sadece ebelerin doğum yaptırdığı doğumhanedeki ölüm oranları doktor ve asistanların sorumlu olduğu doğumhanenin dörtte biriydi.

Ancak ebe doğumhanesindeki düşük ölüm oranları bile, evde tek başına doğum yapan, hatta sokakta yaşayan dilenci kadınlara kıyasla oldukça yüksekti. Çocuğunuzu bir ara sokakta tek başına doğurmanın, en iyi hastanede, ülkedeki en iyi eğitimli doktorlardan biri tarafından doğurmaktan daha güvenli olmasının bir sebebi olmalıydı.

MİKROP TEORİSİ

Ölen kadınların otopsileri aynı binada yapılıyor ve doğum başlıyor haberi geldiğinde, o anda yaptıkları otopsiden ya da kadavra eğitiminden çıkan öğrenci ve doktorlar, derhal doğumhaneye koşuyordu.

O halde bu ateşli hastalığın sebebi doktorların cesetlerden taşıdığı bir şey olmalıydı. Bu da özünde, Louis Pasteur tarafından popülerleştirilmesinden neredeyse 20 yıl önce mikrop teorisiydi.

20 Mart 1847’de aynı hastanedeki adli tıbbın başındaki Profösör Jakob Kolletschka, lohusalara çok benzer bir hastalığa yakalanarak vefat edince, Semmelweis bulmacayı çözdü. Profösörün daha önce otopside kullanılan bir bıçağın eline saplanması sonucu öldüğünü anlayınca, o andan itibaren doğumhanelere girmeden önce ellerin yıkanmasını ve misket limonu (lime) ile dezenfekte edilmesini zorunlu hale getirdi.

Araştırmalara devam ederek, Fransa’da doktorların açık yaraların dezenfeksiyonunda, antiseptik özelliği nedeni ile, tekstil malzemelerini ağartmaya yarayan çamaşır suyuna benzer klorlu bir çözelti kullandığını öğrenir. Antoine Germain Labarraque tarafından formüle edilen bu sıvının ana maddesi olan klorun Fransa’nın başkenti Paris’te vebaya karşı dezenfektasyon için de kullanıldığını da duyan Semmelweis, tüm doktorlardan, her kadavra muayenesinden sonra ve doğumhaneye yaklaşmadan önce ellerini “Labarraque solüsyonu”yla yıkamalarını ister.

Sonuç olarak hastanede Lohusa Hummasından ölüm oranı bir yıl içinde yüzde 1,27’ye düşer ve 1848 Mart-Ağustos ayları arasında ölümler sıfırlanır.

UMURSAMAZLIK

Bununla birlikte, son derece ikna edici ampirik kanıtlara rağmen, tıp topluluğu Ignaz Semmelweis’ın teorisini büyük ölçüde gözardı eder ya da ulu orta küçümser. Neticede o dönemde doktorların önlükleri ve elleri, kasap gibi kan ve diğer vücut sıvılarıyla ne kadar kirlenmiş olursa, doktor o kadar iyi kabul edilirdi.

Genç doktorlar, sonuçları gördüğü için bu tavsiyeyi uygulasa da daha yaşlı ve nüfuzlu doktorlar, kendi hastalarına istemeyerek bile olsa zarar verebilecekleri fikrine ısınamamışlardı. Bazıları, korkunç bir umursamazlıkla centilmen bir doktorun ellerinin “kirli” olamayacağını savunuyordu. Hemen hiçbiri tüm kariyerlerinde öğrendikleri ve uyguladıkları her şeyi değiştirecek bir fikir için hazır değildi.

Henüz bu fikri kanıtlayacak bir mikrop teorisi ortaya konamadığı için gelenekselci tıp camiasının tepkisi çok sert oldu.

Semmelweis açıkça taciz edildi, tıbbi dergiler tarafından reddedildi, kongrelerde eleştirildi, dışlandı ve birkaç yıl içinde hastaneden ayrılmak zorunda kaldı. Bir daha Viyana’da iş bulamadığı için tüm zamanını meslektaşlarını ikna etmek için mektuplar yazmaya ayıran ve özel hayatındaki neredeyse her konuşmayı enfeksiyon kontrolüne getiren Semmelweis yavaş yavaş depresyona ve kaygıya teslim oluyordu.

1850’de Peşte’ye döndü ve St. Rochus hastanesinde göreve başladı. Derhal yaptığı değişikliklerle, halen Prag ve Viyana gibi komşu şehirleri kasıp kavuran ve yüzde 15’in altına düşmeyen Lohusa Humması ölümlerini derhal binde 8’e indirmesine karşın sesini bir türlü duyuramıyordu.

1855’te Peşte Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak göreve başladığında, mutlu denilebilecek bir evliliği, özel bir muayenehanesi ve 5 çocuğu vardı ama huzurlu değildi. Macaristan’da fikirleri kabul görse ve ülke çapında uygulansa da uluslararası çabalarında sürekli aşağılanıyor, mikropları ve dezenfektasyonun önemini kimseye anlatamıyordu.

ADAMI DELİRTTİLER

1860’ların ortalarına gelindiğinde, Semmelweis’ın tavırları tamamen değişmişti ve artık ailesi bile kendisine tahammül edemiyordu.

1865’te, Semmelweis’ın doktoru János Balassa sadece profesyonel olarak tesisi gezecekleri bahanesiyle onu bir akıl hastanesine götürdü. Düştüğü tuzağı anlayan Semmelweis gardiyanlarla bir süre mücadele etse de bu sadece deli gömleğini ve karanlık hücreyi görmeden önce esaslı bir dayak yemesi dışında bir işe yaramadı.

Ancak arbede sırasında sağ elinin orta parmağı ciddi şekilde yaralanan ve iltihaplanan Semmelweis, sadece 15 gün sonra, 13 Ağustos’ta, henüz 47 yaşında hayat boyu mücadele ettiği enfeksiyondan dolayı vefat etti.

“Anaların kurtarıcısı” ve “antisepsinin gerçek babası” Ignaz Semmelweis ölümünden sonra bile, yer yer anılsa ve çok sonraları itibarı iade edilmeye çalışılsa da hak ettiği övgüyü hiçbir zaman alamadı. Mikrop teorisi kabul edildikten ve el yıkama ve hijyen standartları oturtulurken dahi, bu fikirlerin ve uygulamaların savunucuları, Semmelweis adını hiç anmadı.

Ancak kıyıda köşede kalmış hikayeleri seven bazı deneme yazarlarının güncel dile sokmayı başardığı “Semmelweis refleksi” akılda kaldı.

CoVID-19 ile mücadelede en önemli savunmalarımızdan biri olan el yıkamayı insanlığa anlatmak için ölene kadar mücadele eden Semmelweis’lar bugün yok. Bir yandan bundan 200 yıl önce mikroorganizmaların varlığından bihaber bir dünyaya el yıkamayı mikrop, bakteri ve virüslerden korunmak için en kolay ve en doğru yöntem olarak tanıtan bir Semmelweis, öte yandan tüm uyarılara rağmen hiçbir tedbir almadan “normalleşmeyi” marifet sayarak virüsün kontrolünü imkânsız hale getiren ve virüsü bir kez daha hortlatan bir Semmelweis refleksi.

SIRAMIZIN GELECEĞİ GÜN

Kanal İstanbul için gösterilen refleks de CoVID-19’a karşı davranış da birebir aynı. Bilimsel hiçbir şeyi kabul etmeden, davaları neyse, kendilerini haklı göstermek için de hiç aralıksız, hiç utanmadan her konuda yanlış bilgi veren, yalan söyleyen, algı dışında hiçbir şeyi yönetmeye tenezzül etmeyen ve kendilerini ayrıcalıklı kabul edip bunu dayatan bir zihniyetin neferleri

Bu zihniyet ve koşulsuz algı yönetimi devam ettiği sürece, CoVID-19 etrafımızdaki çemberleri daraltarak artmaya, öldürmeye ve ne yazık ki kalıcı hasarlar bırakmaya devam edecek ve biz bunu giderek daha da doğalmış gibi kabul ederek yaşayacağız.

Oysa doğal ya da normal olan hiçbir şey yok; A’dan Z’ye her konuda çuvallayan ve rakamları gizleyen bir yönetim ile kontrolden çıkmış, hepimizi, hayatımızı, bekamızı ve geleceğimizi tehdit eden bir virüs var ve biz sadece kurbanlık koyunlar gibi, hiçbir şey yapmadan, düşük faizli tatil, ev ve araba kredileri karşılığında ruhumuzu satarak sıramızın geleceği günü bekliyoruz.

Son Haberler

Yol bitti…

Endonezya’nın Sumba adasındaki Bwanna plajından, bakmaya doyamayacağınız bir gün batımı fotoğrafıyla yazıya başlıyoruz... T. AKMAN Son 20 yılda biz ekonomik, sosyal, kültürel, özgürlüksel, yani hemen...

‘Pelikan’ın farklı yüzleri

Çiğ çıkışlarıyla zaman zaman gündem olmayı beceren ama AKP iktidarına abartılı bir yaranma peşinde olduğu anlaşılan 'Doçent' Selman Öğüt'ün ilginç bağlantıları var. RED özel -...

“Kemalizm virüstür!..”

Haber Global'de Erhan Ertürk'ün sunduğu Müzakere programında Pelikancı olarak tanınan Selman Öğüt, Kemalizm için "virüs" ifadelerini kullandı. RED haber - Haber Global'de Erhan Ertürk'ün sunduğu...

Zarrab dosyası yeniden açılıyor

ABD'de bir haber sitesi Zarrab ve onun kuryesi Adem Karahan'ın milyonlarla çekilmiş fotoğraflarını paylaşarak, "Karahan konuştu" diye haber yayınladı. RED haber - ABD'de yayın yapan...

Babalarının Çiftliği!

Atatürk Orman Çiftliği'ni babasının çiftliğine çevirerek Saray arazisi yapan AKP ve AKP'nin genel başkanı, şimdi de Kaçak Saray'da promosyon gezisi düzenliyor! RED haber - Halka...