Gazete REDEksensiz Politizm ya da Antikapitalizm Modası

Eksensiz Politizm ya da Antikapitalizm Modası

‘Kapitalizm karşıtlığı’ yeniden yavaş yavaş bir ‘moda’ haline geliyor… Lakin katranlaşmış sorunların öyle bir iki basit sloganla ortadan kalkacağı yok…

  • BORA ERCAN

Günah Keçisi ne garip bir söz değil mi? Oysa o masum keçinin sütünden faydalanırken hiçbir sorun yok…

Eski Ahit, koyuna göre daha başına buyruk bir canlıyı günahkar ilan ederek kendi günahlarından arınma ritüelini öğretmiş insanlara. Bir tür exorcist (şeytan çıkarma) ayinine dönüşmüş sonra bütün bu ayinler.

Kimse günahkar olmamayı düşünmemiş, istememiş, ancak, “Günah işleyelim sonra da günah çıkaralım,” demişler. Bugün de tüm hızıyla sürüyor bu şeytan taşlama!

Bu nedenle, işte hep bir cadı gerek, evet, bir cadı, tüm suçların üstüne yıkılacağı… Her şeyin berbat gitmesini unutturacak, insanlık düşmanı bir cadı. Şimdiyse iktidarlara altın tepside sunulan bir fırsat: Önümüzdeki birkaç yıl için hazır. Korona!

CADI KİM?

Bu, “Cadı kim?” diye sorulduğunda, pek de tanımlanamayacak bir şey olmalı. Tanımlansa zaten cadı olmazdı. Yani sorsak düşman, hain kim, ne? Kimse doğru dürüst bir cevap veremez ama işte hem biraz korona hem de kapitalizm kötülüklerin başı, nedeni, sonucu, her şeyi kısacası.

Gül gibi yaşayıp gidiyorduk oysa ki, yaşantımız altüst oldu, bakın şu işe, nereden çıktı bu virüs, yoksa yeterince taşlamadık mı şeytanları?

Kapitalizm de buna paralel olarak her zamankinden daha çok sorgulanıyor karantina günlerinde. Kahrolsun kapitalizm! Son dönemde bunu söyleyenlerin hayatlarını kapitalizme verdiklerine tanık olabilirsiniz.

Gerçek bir sosyalist böyle ucuz bir nedenselleştirmeyle karşı bir teze hamasi olarak tutunmaz, zaten onun yıllardır hayatı pahasına savunduğu tezleri vardır.

HAYAT NE GARİP…

Muğla Belediyesi yazlıkçıları istemiyor, ne günlere kaldık, eskiden Bodrumlular, Marmarisliler yazlık sezon bir an önce açılsın diye ne de çok heyecanlanırdı ilkbaharlarda. Bakın ilginçtir, İstanbullular da zamanında Anadolu’dan göçü istemiyordu ama birileri kapıcı olmak durumunda, çöpleri kim toplayacak, evleri kim temizleyecek, değil mi ya?!

Şimdi kendileri istenmiyor, hayat ne garip.

İnsanevladı işte, sevgilisinin mavi gözlü bir zenci olmasını bile isteyebilir. Ne güzel, istiyoruz hep… Pek iyi de, Bodrumlular arazilerini İstanbullulara satarken akılları neredeydi?

Burada konu ne Bodrum ne de İstanbul, aman kimse üzerine alınmasın. Dünyanın en alıngan insanlarının oluşturduğu bir toplamız, toplum olamıyoruz, osuruktan nem kapıyoruz, adam internet bağlantısında canlı yayında osurmuş, bu gündem oldu. Oysa yıllardır bu adamların ağızlarında ishaller, ekranları bok götürüyor, osurmak da ne ki?

Yeni mi fark ettiniz, ayıptır sorması…

‘BİRAZ DA BUNUN TADINI ALALIM’

Yani affedersiniz, şimdilerde kapitalizme düşman olmak da ne? Öküz öldü ortaklık bozuldu mu? Bile bile lades değil mi kardeşim bütün bunlar? Belki de artık tavukların göğüs kemikleri hormonlu üretimden dolayı gelişemiyor ve bu nedenle lades tutma oyunu oynanamıyor… ama bakın işte ‘aklımda’ bütün bu yığınla kötülükler, oyun uzadıkça uzuyor, bitmiyor.

Antikapitalist olmak ciddi bir politik duruştur. Moda değildir. Romantik bir şey hiç değildir. Bedel ödemeye hazır mısınız, yoksa “biraz da bunun tadını alalım” duygusu mu var içinizde? Cidden merak ediyorum.

12 Eylül’den sonra apolitizm devletin temel politikasıydı. Uğur Mumcu‘nun ironik bir vurgusuyla ‘turizm dışında bütün -izmler’e karşıydı hükümet. İşte o zamanlar Düşünün Antalya’da Mutlu Bir Hollandalı diye bir şarkı yapılmıştı. Devlet kanalından Türkiye turizminin tanıtım müziği olarak yayımlanıyordu bu şarkı. O güne kadar kimsenin aklına Düşünün Türkiye’de Mutlu Bir Türkiyeli diye bir şarkı yapmak gelmemişti! Bu düşünülebilecek bir şey miydi?! Zaten hiç de olamazdı: Düşünün Hollanda’da Mutlu Bir Türkiyeli

O zamanlarda inşa edilen yüzlerce otel yerine ülkede fabrikalar kurulsaydı, üretim tüketim ilişkisi bugün bu denli hassas dengelerde olmazdı. Varını yoğunu turizm gibi güvenilmez bir sektöre yatırmanın acı sonuçları bu yaz kendini fazlasıyla belli edecek, maalesef.

Üzgünüm, ancak dediğimiz gibi, birazcık ‘acaba’ diye sorsaydınız? Acaba mı?  Kaldı ki, bakın paranızı dolandıran tosuncuğu affettiler, iyi de yaptılar, paranızı kaptırmasaydınız. Dost acı söyler.

SAĞI SOLU HEP VARDI

Evin kapısını açık bırakırsan, içeri hırsız girerse suçun bir kısmı sendedir, ama tabii, hırsızda da suç var. “Aman canım sağı solu mu kaldı?” söylemiyle itiraz, eleştiri, analitik düşünce sistematik olarak yok edildi. Vicdansız, vahşi kapitalist politikalarla insanların hayatlarıyla oynandı. Görünmez bir şekilde değil, tam tersi, gözlere, kör edercesine soka soka. Her şey çok açık ortada.

Sonuç olarak, gölgelerle kavga etmekten vazgeçelim. Katranlaşmış sorunların öyle bir iki basit sloganla ortadan kalkacağı yok.

Korkarak yaşamanın da hiçbir anlamı yok. Neden korkuyoruz, kendi yarattığımız gölgemizden mi?

Unutmayalım cadı avı toplumsal bilinçdışının bir patlamasıdır. Bilinç ne kadar sağlam olursa bilinçdışında böylesi bir birikme olmaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,098TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol