Eğer hâlâ bir ‘biz’ varsa onun sayesindedir…

Ahmet Hoca’mızı, Ahmet Haşim Doğançayır’ı, ani bir kriz sonucu kaybettik. Çok ani bir kayıp… Daha geçenlerde Kadıköy’de oturmuştuk. Bir süre Datça’ya tatile gidecekti, İstanbul’a dönüşü sonrasına yine sürüyle plan yapmıştık…

Baktım, 6 Temmuz’da, Datça’ya gitmeden önce sosyal medya hesabından son olarak “İyi Günler…” diye yazmış ve Anthony Garner’ın (ANT-Karınca) Dinlenme Hakkı adlı çizimini paylaşmış. Sonuna da “Görüşmek üzere…” notunu düşmüş. “Görüşememek üzere” aramızdan aniden ayrılması onu tanıyan herkes için nasıl da hüzün verici bir veda oldu…

Ahmet Hoca’yı 1990’ın sonlarında tanıdım. İyi bir Maocu olmaya çalışırken, kitaplar, makaleler ve o günün dünyasında yaşanan akıl almaz gelişmeler beni bambaşka bir rotaya sürüklemişti. Berlin Duvarı’nın yıkılmasına, Sovyetler’in çözülmesine Tiananmen Meydanı katliamı da eklenmiş, olup biteni anlamaya çalışan bir gencin zihnini fazlasıyla aşan bir manzara ortaya çıkmıştı… Troçki’nin yazdıkları, tüm bu çöküşe sebep veren bürokratikleşmeyi yıllar öncesinden çok berrak bir biçimde çözümlüyordu ama ‘Troçkizm’ ve ‘Troçkistler’ hakkındaki rivayetler kafamızda bir sürü soru yaratıyordu. ‘Troçkizm’ konusundaki bildik Stalinci çarpıtmalar malum; ‘Troçkistler’ ise “Entelektüel gevezeler” başlığı altında bir sürü ithama maruz kalıyordu.

Bunun bir gerçeklik zemini var mıydı? Bence vardı. Elbette o gerçekliğin nesnel ve öznel nedenleri de vardı. Bunlar çok teferruatlı ele alınmalıdır.

Şanslıydım ki, birkaç ‘Troçkist’le karşılaştıktan sonra Ahmet Hoca’yı tanıdım. O ve bir başka ‘baba’ adam… Etrafta caka satmayı, toplantılarda boy göstermeyi sevmeyen görev adamları, devrimciler… Onlara tereddütsüz ‘katıldım’…

Ahmet Hoca’nın son sosyal medya paylaşımı…

Ahmet Hoca, Maltepe sigarasından bir nefes çektikten sonra davudi sesiyle konuşuyordu. Dünyada olup biteni kendine has yalın üslubuyla anlatıyordu. Yüzünde en ufak bir sahte iz yoktu, yaşadıkları yüzüne kazınmıştı. Güven veriyordu. İri gövdesine, sert görünümüne tezat yumuşak bir kalbi vardı. Sinirlendiği zamanlar dışında!.. O koca adamın koca koca kükrediğine birkaç kez tanık olmuştum… Ahmet Hoca zamanla farklı milletlerden başkalarını da tanıdığım bir Dördüncü Enternasyonal militanıydı…

1970’lerde Troçkist harekete katılmış, bir işçi mahallesi olan Pendik’te işçiler içinde örgütlenme faaliyeti yürütmüştü. 1980’de tek sayı yayınlanabilen İşçi Cephesi dergisinin yazıişleri müdürlüğünü üstlenmişti. Diktatörlük geldiğinde operasyonda alınmış, ağır işkencelerden geçirilmiş ve o ağır işkencelerden başı dik çıkmıştı. O zaman 26 yaşındaydı. 7 yılı aşkın bir süre hapishanede kaldı. Hapishane arkadaşları Türkiye sol hareketinin tanınmış simalarıydı. Her biri Ahmet Hoca’ya saygı duyardı.

Onunla Ankara’nın gecekondularında dolaştık. İstanbul’un işçi semtlerinde… Fasılalar halinde beraber çalıştık.

Evi genç devrimcilere hep açıktı. Eşi sevgili Nevin Abla çok kahrımızı çekti. Oğlu sevgili Caner ayaklarımızın dibinde sürerdi oyuncak otomobilini. Ahmet Hoca bir yanda örgütçülük oynanan bir müsamere salonu bir yanda ise steril bir hayat kurgulamadı hiç. İki ayrı hayatı olmadı. Emekçiydi. Son nefesine kadar devrimci olarak yaşadı. Sözünün eriydi. O yüzden onu tanıyan herkes severdi. Gidişi ise o yüzden farklı çevrelerden pek çok sosyalist için acı bir kayıp oldu.

Son yıllarında pek çok yazı yazdı. Bir yön çizmeye çalıştı. Yılmadan birleşik bir devrimci Marksist inşa çabasını savundu. Bir yandan herkese elinden gelen katkıyı yaptı.

En son Kadıköy’de oturduğumuzda, Datça’ya biraz tatil yapmaya gideceğini söyledi, “Abi git bir güzel dinlen, döndüğünüzde çok işimiz var” dedim. “Yine ne iş açacaksın başımıza?!” diye gülerek karşılık vermişti. Vallahi ne yalan söyleyeyim, ben o babaların başına hep iş açıp durdum. Sonra heyecanlı heyecanlı, “Şunu yapmak lazım, öyle olmaz o iş”lere başladık yine. Ahmet Hoca’da her zaman bir “sıfırdan başlama” iradesi oldu. Gıpta edilecek bir özellik…

Ve eğer hâlâ bir ‘biz’den söz edebiliyorsak, onun gibi mert insanların, fedakar liderlerin yüzü suyu hürmetinedir.

Ahmet Hocam, seni hiç unutmayacağız.

(Ahmet Haşim Doğançayır’ın cenazesi ailesinin isteği üzerine 26 Temmuz Cuma günü öğle namazı sonrası Karacaahmet Şakirin Camii’nden kaldırılarak Karacaahmet’te defnedilecek.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here