Gazete REDDürüst edebiyat gerçeği yansıtır

Dürüst edebiyat gerçeği yansıtır

Toplumcu-gerçekçi bir roman içinde fantastik kurguya rastlamış bir ruh halindeyiz. Şaşkın ama korkulu çünkü bu hayatın tam ortasında…

  • ÖZGE DOĞAR

Evlerimize döndüğümüz bu şaşırtıcı ve korkulu zaman diliminde kendi içimize de döndük, canlı olarak neye gerçekten ihtiyaç duyduğumuzu hatırladık. Bizim gerçekten ihtiyaç duyduğumuz şey para mı yoksa fiziksel/psikolojik anlamda güven-korunma mı?

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi geldi aklımıza, hani fizyolojik ihtiyaçlarımızın giderilmesinden sonra güvenlik ihtiyacı geliyordu ya, para bunun neresinde seyri sefa sürüyordu… Peki insanların fiziksel ve psikolojik yapıları tehdit altındayken bir maskenin 20 liraya satılması ne ile açıklanırdı, ekonomiyi bilmiyorken bile paranın benim güvenliğimle ne ilgisi vardı… Kafamızda hep deli sorular mı uyanır bu dönemlerde yoksa bunları sorgulamak vicdan ve ahlak meselesi mi?

Evet, dedim ya içimize döndük, kabuklarımızı temizleyip güvenlik tedbirlerini arttırdık. Sadece ellerimizi yıkamadık, arındık da dış dünyadan. Sıkıntımız geçsin diye kitap okumamız öneriliyordu her mecrada… Bir ilki görüyordu gözlerimiz, içeriğin ne olduğunun dışında, kitap okumak yoksa bir moda haline mi geliyordu?

Kitap okumak boş zamanları değerlendirmek için bir ‘aktivite’ miydi, insanlarla teması kesmenin yolu kitap okumaktan mı geçiyordu? Acaba…

Bu vurgu çok incitici değil mi, yazara ve okura… Neyse ki edebiyat hep tarihsel cevabını veriyor, duygu ve düşünce bağını perçinliyor, derinleştiriyor, dost kılıyor dünyayla.

ÇÜRÜYEN TOPLUM

Peki ya sonra;

Fischer’in de söylediği gibi; “Çürüyen bir toplumda sanat dürüstse, çürümeyi yansıtmalıdır” Edebiyatımız da bu doğrultuda şekillenecek elbette, sadece kendi edebiyatımız da değil, dünya edebiyatı da…

Unuttuğumuz aynılığımızı ve tabiatın bir parçası olduğumuzu hatırlıyoruz; içimize kapandık, korkuyoruz, şaşkınız, ağlıyoruz kendi tabiatımızla yüzleşiyoruz; belki de yeniden mücadele etmek için nefes alıyoruzdur, bilmiyoruz. Bunu ancak süreçten çıkınca anlayabiliriz.

Canımız acıyor çünkü doğa karşımıza her zaman güneşin doğuşu, Boğaz’ın eşsiz manzarası gibi huzurla çıkmıyor; bazen sert bir öğretmen oluyor. Belki de bize kendisinin bir parçası olduğumuzu, üstün olmadığımızı öğretiyor, kendimizle-insanlıkla aynılığımızı anlatıyor. Sınıfsal farklılığın bize sonradan yüklendiğini, insanın özünde olmadığını söylüyor…

EDEBİYAT VE YÜZLEŞME

Edebiyat ve sanat, kendisiyle ve insanlıkla yüzleşiyor. Elbette dönemini yansıtacak ve gerçek olanı anlatacak.

Mesela, yıllar sonra çocuğumuz bizlere, “2020 Corana Salgını döneminde işçiler neden çalıştı?” diye sorduğunda, bunu okuduğu romandan, şiirden, öyküden öğrendiğini bileceğiz. Çünkü biliyoruz edebiyat dönemini yansıtır.

Peki ya biz onlara ne cevap vereceğiz? Yoksa soru sormasın diye kitap okumasını mı engelleyeceğiz?! Çocuklarımıza bu dönemi nasıl anlatacağız, nasıl hatırlayacağız? Yine edebiyattan yardım almayacak mıyız?

Öyle edebiyat, boş zamanlarımızı değerlendireceğimiz bir ‘aktivite’ değil çok daha ötesi… Evde kal, kitap arkadaşın olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,097TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol