Dünyanın virüsle imtihanı

Türkiye’de iyimserlikle tedbirsizlik, kötümserlikle gerçekçilik karıştırılıyor…

  • T. AKMAN

Hokkaidō, Japonya’yı oluşturan “J” harfi şeklinde dizilmiş dört büyük adadan -ana ada Honshū, Shikoku, Kyūshū; bir de uzaklarda beşinci ada Okinawa var- ikinci büyük olanı ve o hayali “J” harfinin noktasını oluşturuyor.

5,3 milyon nüfuslu adanın en büyük yerleşim merkezi olan Sapporo, ülkenin beşinci büyük şehri.

Adanın yerlileri, Sibirya’nın doğu uçlarında da yaygın ırk olan Aynular 13. Yüzyıl’dan itibaren, bugünkü Japonya’nın etnik kökeni Yamato (Wajin) ırkı ile başarıyla mücadele etmiş. Ancak 18. Yüzyıl’daki çiçek hastalığı salgınında ciddi bir nüfus kaybına uğrayan halk, 19. Yüzyıl başlarından itibaren Japon hegamonyası altına girmiş, soykırıma benzer bir zorunlu asimilasyon başlamış ve nihayet Japonya adayı topraklarına katmış.

Hokkaidō çok güzel kar yağışı alan bir ada olduğu için kış sporlarına da çok uygun. 1940’ta Sapporo’da yapılması planlanan Kış Olimpiyatları savaş nedeniyle iptal edilince, St. Moritz’e kaydırılmış, Sapporo olimpiyatlara 1972’de kavuşabilmiş.

Ancak adanın karla olan aşkı hiç azalmamış. 70 yıldan beri her kış büyük bir kar festivaline sahne oluyor. 1950’de 50 bin kişinin katıldığı bir kartopu savaşı ve buzdan heykel yarışması ile başlayan yerel festival, II. Dünya Savaşı’ndan ağır yenilgiyle çıkan Japonya’nın normalleşmeye ne kadar ihtiyacı olduğunun göstergelerinden biriydi.

Her yıl daha da artan ilgiyle devam eden festival, 1953’te profesyonel katkılarla 15 metrelik bir buzdan heykelle boyut değiştirdi. 1955’te Japon ordusu da festivale daha da devasa buzdan heykellerle renk katmaya karar verdi. 1959’da 2 bin 500 kişinin katıldığı buz heykel yarışması, ada dışında da ses getirdi ve ilk kez televizyonda ve medyada kendine yer buldu.

Medyanın etkisi ile Honshū’dan turist çekmeye başlayan festival, 1972 Kış olimpiyatları ile uluslararası bir üne kavuştu ve dünyada buzdan heykel yarışmalarının yayılmasında öncü oldu.

2000’li yılların başından beri ortalama 2 milyondan fazla ziyaretçi çekmeyi başaran festival, Sapporo’nun ünlü birası ile birlikte dünyada şehrin bayrağını taşıyor. İlk kez 1876’da üretilen Sapporo Premium bugün dünyada en çok tüketilen Japon birası.

Güzel bira ve kış sporlarının yanı sıra kerestecilik, kağıt üretimi, tarım, hayvancılık ve deniz ürünleri yetiştiriciliği ile ekonomisini oldukça canlı tutan adada çok huzurlu bir hayat yaşanıyordu. Ta ki 31 Ocak’ta, 2020 kar festivaline, çoğu yeni yıl tatili kutlayan Çinlilerden oluşan 2 milyon ziyaretçiyle birlikte ‘malum misafir’ de gelene kadar…

28 Şubat’ta 66. COVID-19 vakası görüldüğünde yerel yönetim derhal OHAL ilan etti ve Japon anayasasına göre hiçbir kuvvet sokağa çıkma yasağı ya da mağazaları kapatma yasağı uygulayamadığı halde, ricalar karşılık gördü ve herkes evine kapandı. Salgın hemen kontrol altına alındı ve 3 hafta içinde vaka sayıları günde 1-2 gibi seyretmeye başladı.

Halkın tecritten sıkılması ve yerel yönetimin ekonomiyi bir an önce canlandırma isteği ile 19 Mart’ta OHAL kaldırıldı ve hem okullar, hem de birçok işletme kontrollü bir şekilde yeniden açıldı. Bütün dünyanın umutla örnek gösterdiği ve salgının çok kısa sürede kontrol edilebileceğinin bir kanıtı olarak izlenen Hokkaidō valisinin bu cesareti, ne yazık ki, çok kısa sürede ters tepti ve hızla yeniden yayılmaya başlayan virüs ile ilkinden daha da güçlü bir ikinci dalga başladı.

OHAL kaldırıldıktan 26 gün sonra, 12 Nisan’da bir kez daha OHAL ilan etmek zorunda kalan vali, riski küçümsediklerini, tedbirleri önümüzdeki yıldan önce kaldırmamaları gerektiğini anladıklarını söyleyerek özür diledi.

Bu yaşanan ikinci dalga sadece Hokkaidō’ya özgü değil. Daegu’da bir türlü tespit edilemeyen ünlü 31. süper taşıyıcının kilisesinden yeniden patlak veren salgını, Güney Kore eşi görülmemiş bir teknoloji destekli test kampanyası ile kontrol altına alabildi.

Çok az test yapan Japonya ise, salgını kontrol etmek için, yerel sağlık ocaklarının kendi bölgelerindeki tüm halkla birebir ilgilenmesine güveniyor. Bu taramayı daha da iyileştirmek için 7 Nisan’da da ülke çapında OHAL ilan edildi.

Ancak bu ikinci dalga sürecinde bir önemli fark var; üç hafta istisnasız evlerinde kalan halk, onca emeğin ve sıkıntının erken alınmış bir kararla heba olmasından sonra ikinci karantina sürecini aynı şekilde kabullenmedi. Okullar ülke çapında kapatıldığı halde halk evine kapanmayı reddederek mağazaları, hatta barları dahi kapatmadı. Bu nedenle de salgın, ilk dalgadaki gibi kontrol ediliyor havasından çıkmış durumda.

‘Sıfır vaka’ ile geçilen 17/3 gününden cesaret alınarak OHAL’in kaldırıldığı 19/03’te, yani ilk 71 gün sonunda, toplam 157 vaka vardı. Sonraki 45 tedbirsiz, salgın bitti gününde ise 677 vaka ile birlikte toplam 848 vakaya ulaşıldı

İkinci dalga, şimdilik, kabaca ilk dalganın 3 katı büyüklüğünde. 69 günde ‘0 vaka’ya gelmiş olmak salgının bittiğini göstermiyormuş demek ki.

2015’teki SARS salgınından dersini almış olan Güney Kore ise her iki dalgayı da oldukça iyi yönetti ve teknoloji destekli aktif sürveyans, istisnasız doğru maske kullanımı, sosyal mesafeden ödün vermeme, mobil kontrol noktaları gibi tedbirlerle salgını tümüyle kontrol altına aldı ve hayat yeniden başladı.

Ancak tedbirler hiç gevşetilmiyor, zira Güney Kore salgının bitmediğinin farkında ve bir küçük ihmalin bile salgını yeniden alevlendireceğini biliyor.

Keza olaylardan ders çıkartan Fransa hükümeti, ülkede pandemi ile mücadele için 24 Mart’tan bu yana uygulanan olağanüstü halin 24 Temmuz’a dek uzatılmasına karar verdi. 11 Mayıs’ta normalleşmeye dönüş sürecinin ilk etabının başlamasını planlayan Fransa, parlamentonun onayına sunulan kararda tüm tedbirleri kaldırmak için henüz çok erken olduğunun ve sokağa çıkma yasağı kalksa dahi tedbirlerin bırakılmayacağının altını çiziyor.

Almanya da daha önce 4 Mayıs’ta okulların açılma kararını erteleyerek, 6 Mayıs’ta yapılacak bir değerlendirme toplantısının sonuçlarını bekleme kararı aldı.

Konuyu çok daha iyi özümseyen İtalya ise Eylül ayına kadar okulları kapattı ve henüz bir gevşeme sinyali vermiyor.

İspanya haftasonu ilk kez insanlara 1 saat dışarı çıkma özgürlüğü verirken, 48 gün sonra açık havaya kavuşan halkta, 9 Mayıs’ta kademeli olarak gevşemeye başlayacak olan OHAL’in devam etmesi gerektiğine ilişkin görüş yaygın. Zira 6 haftalık fedakarlığın bir sonuç vermesini istiyorlar.

Danimarka okulları açtığından beri geçen iki haftalık süre içinde virüsün yayılma hızını gösteren R0 değerinin 0,6’dan 0,9’a yükseldiğini açıkladı. Henüz bir alarma geçmedikleri halde okulların virüsün yayılması için ideal bir ortam olduğunun ilk kanıtı sayılabilecek bu gelişmeyi tüm dünya takip ediyor.

R0 değerinin 1’in altında olması virüsün azaldığını, 1 üzerinde olması arttığının göstergesi. Hiçbir ciddi tedbir alınmadığında, COVID-19 için R0 değerinin yaklaşık 2,4 – 3,3 aralığında olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’de servis edilen yalan yanlış rakamlar üzerinden, ne yazık ki bizim bu değeri hesaplamamız mümkün değil. Ancak kesintisiz sokağa çıkma yasağı uygulayamadığımız için için bu skalanın iyi bölgesinde olmamız da pek mümkün değil.

Sağlık Bakanımızın verilerine göre, 3 Nisan tarihinde, İstanbul’da R0 değeri 16 gibi korkunç yüksek bir rakamdı. Yani her hasta virüsü 16 kişiye bulaştırıyordu! Anormal ve açıklanamaz bir düşüşle, bu değer önce 6,4’e, sonra aynı ivmeyle 2’ye indirildi. Bu sayıların hiçbirine inanmak mümkün değil tabii ki.

R0 değerini bilmek geleceğe ilişkin planlar yapabilmenin ön şartı. İyileşen hasta sayısının, yeni hastalananlardan daha fazla olması R0 değerinin 1’in altına düştüğü anlamına gelmediğini, bu açıklamaları yapanlar da biliyor. Türkiye’de de R0 bilinmedikçe ve gerçek veriyle analiz edilmedikçe konuşulan her şey havada kalıyor.

Algı yönetimi ile Türkiye’de iyimserlikle tedbirsizlik, kötümserlikle gerçekçilik karıştırılıyor.

Pandemiyi siyasetçiler değil halk sağlığı uzmanları yönetmelidir. Merkel ya da Macron karar verirken bu insanları dinliyor, bilgiyle karar veriyorlar. Ramazan bayramının tarihine ya da ülkenin sembolik bir gününe denk gelecek şekilde kararlar ve müjdeler vermiyorlar.

Hokkaidō ve Daegu örneklerinden öğreneceğimiz çok şey var oysa ki. Japonlar erken bir kararla salgını hortlatırken -yine sağlık ocakları ile bize göre çok iyi yönetiyorlar. Japonya’daki yaşlı nüfus dünyada hiçbir ülkede yok. BM rakamlarına göre 65 yaş üzerinin nüfustaki payı sıralamasında Japonya yüzde 28,4 ile açık ara ilk sırada. Bu oran İtalya’da yüzde 23,3, Almanya’da yüzde 21,7, Yunanistan’da yüzde 22,3, İspanya’da yüzde 20, Türkiye’de yüzde 9; dünya ortalaması ise yüzde 9,3).

Tayvan, Vietnam ve Singapur ile birlikte dünyanın en iyi salgın yönetim sistemini kuran Güney Kore durumu tümüyle kontrol altına aldı. Tabii kontrol altına almak neredeyse her gün ‘sıfır vaka’ bildiren bu ülkelerin hiçbirinin normale döndüğü anlamına gelmiyor. Halen hiç kimse yaz tatili, AVM, uçak bileti konuşmuyor; herkes maskesiyle, mesafesiyle önümüzdeki iki yıla ilişkin planlarını yeniden oluştururken, bir yandan da yeni normale psikolojik olarak hazırlanıyor.

Bizde ise yutturulmaya çalışanın aksine bir başarı hikayesi yok, aksine tam bir facia var. Dünyanın en pasif muhalefeti sayesinde, hükümetin rahatça eksik servis edebildiği resmi vaka ve vefat sayıları ortada. Her akşam bu durumu olağanlaştırmaya çalışan, bize zafer hikayeleri anlatanlar ise sadece umut simsarlığı yapıyor. İyimserlikle tedbirsizlik birbirine girmiş durumda.

Daha maske işini çözememiş ülkemizde, bu müjdeler nedeni ile, tedbirlerin bir anda gevşediğini hepimiz gözlemliyoruz. Bizim gerçek bir başarı hikayesi yazmak için ihtiyacımız olan adımları bir kez daha özetlemek gerekirse:

1. En az 14 günlük, mümkünse 21 günlük, ülke çapında sokağa çıkma yasağı uygulaması başlatılmalı.

2. Acil bir aktif sürveyans başlatılarak tüm ülke test edilmeli (mümkünse karantina dahilinde öncelikle en riskli illerdeki hanelerden başlayarak). Test sayısı günlük 120 bin, idealde tarama bitene kadar da günlük 400 bin kişiye yükseltilmeli.

3. Sonuçlara göre filyasyon çalışması ile her vakanın bulaşları tespit edilmeli ve her hasta zorunlu tecrit edilmeli.

4. Araç kullananlara kontrol noktalarından geçerken mobil sistemlerle, yayalara şehir meydanlarında kurulacak negatif basınçlı prefabrik yapılarda test yapılabilmeli.

5. Her yerde ve düzenli otomatik ateş ölçümleri yapılmalı.

6. Kapalı alanlarda doğru maske takılması zorunlu hale getirilmeli.

7. Sosyal mesafe (en az 1,5, idealde 3 metre) istisnasız korunmalı.

8. Veri yönetiminde şeffaflığa geçip, gerçek bir izleme uygulaması ile riskler düzenli takip edilmeli, insanlar çevrelerindeki tüm vakalardan anlık haberdar olmalı. (Bütün bunlar kişilerin özlük hakları gasp edilmeden de yapılabilir diye not düşelim.)

Bunların hepsi birden yapılmadıkça normalleşme planlarını aşı sonrasına bırakmamız ya da halihazırda yaşanan sapır sapır ölümlere alışmamız gerekiyor. Bir hatalı karar daha uygulamaya alınırsa da ikinci değil, üçüncü dalgayı tartışıyor oluruz.

Günün müjdesini vermek için test sayısını azaltıp, vakaları düşük gösteren bir zihniyetten ben dördüncü dalgayı da bekliyorum artık. Genel dünya gidişine göz atarsak, 3,5 milyon vaka 250 bin vefat; ölüm oranı yüzde 7 (günlük yüzde 4,2; bizde yüzde 2,7!)…

Yalan sayı servis eden diğer ülkelerden Rusya’da durum tümüyle kontrolden çıktı. Günlük 27 bin 300 vaka raporlayan ABD’nin ardından 10 bin 600 vaka ile ikinci sıraya oturdu. Ancak vefat sayılarını halen çok düşük raporluyor: Binde 5.

Başında ben tedbir almam deyip, sonra 180 derece dönüş yaptığı için vefat sayısında İtalya’yı da geçip ikinci sıraya yükselmek üzere olan İngiltere ise yine hatalı kararlar peşinde. Bir yandan okulları açmayı planlıyor, bir yandan günlük 4 bin-5 bin vaka raporlamaya devam ediyor.

Yazın sıcakta virüs bulaşmıyor, ölüyor, geçecek, kaybolacak diye düşünenlere de fikir vermesi açısından, şu anda yazın sonunu yaşayan Brezilya 4 bin 600 vakayla ciddi tırmanışta. Benim en üzülerek izlediğim yaz yaşayan bir diğer ülke Peru, ne yazık ki günlük 3 bin 400 vakaya çıktı. Hindistan’da hava 30 derecenin üzerinde, ancak günlük 2 bin 800 vakayla ciddi alarm vermeye başladı. Veeee, İsviçre ilk kez dün vefat raporlamadı. Haftaya ülkeyi açınca umarım benzer bir kötü tecrübe yaşanmaz da dünyaca bir ışık görürüz…

Son Haberler

Tecavüzcünün bahanesi: “Oruçluydum…”

Evet, bu da oldu. Oruç tutmak çocuğa cinsel istismarda bahane yapıldı. Ve tecavüzcü müdür yardımcısı öğretmenliğe devam ediyor!.. RED Haber - Urfa’nın Bozova ilçesinde bir...

Virüs kalıcı etki bırakıyor

Koronavirüs geçiren birçok kişi kalıcı hastalık sahibi oluyor. RED Haber - Koronavirüs ile enfekte olan her 10 kişiden biri, enfeksiyondan kurtulduktan sonra haftalarca yorgunluk, kas...

Belgrad’da virüs eylemi

Belgrad'da ortalık karıştı, yenilenen karantina tedbirleri halkı sokağa döktü. RED Haber - Sırbistan’da COVİD-19 için karantina ilan edilmesi şiddetli protestolara neden oldu. Protestodaki öfkenin çoğu, güvenlik...

Feyzioğlu’dan rekor denemesi!

Baro başkanları ve avukatlar direnirken, Metin Feyzioğlu iktidarın paçalarına sürtünüyor ve bir rekor denemesi yapıyor! RED Yorum - Türkiye Barolar Birliği'nin (TBB) istenmeyen ama gerisini...

Eski Latin filmlerine dönüyoruz

Covid-19 Latin Amerika'nın yeniden yoksulluk ve şiddet batağına sürüklenmesine hız kazandırdı. RED Haber - Küresel nüfusun yüzde 8'ini barındıran ancak son Covid-19 ölümlerinin neredeyse yarısına...