Dünyanın tükendiği gün…

Gezegenimizin o yıla ait kaynaklarının tükendiği gün dünya çapında ‘Earth Overshoot Day’ olarak adlandırılıyor. Bu tarihten başlayarak insanlar gelecek yılın kaynaklarından tüketmeye başlıyor. Buradan kalkarak insanlığın bugün varolan tüketim miktarını sürdürebilmesi için kaç tane dünyaya gereksinim olduğu hesaplanabiliyor. Burada bir detaya dikkatinizi çekmek isterim. İnsanlığın “bugün sahip olduğu yaşam düzeyini” demiyorum. Yaşam düzeyi ile tüketim miktarı birbirinden farklı iki kavramdır. Burada sözünü ettiğim şey yaşam kalitesinin yükseltilmesi ya da gereksinimlerin en iyi şekilde giderilmesi falan değil, hunharlık düzeyine ulaşan bir tüketme eylemidir.

BAŞKA DÜNYA YOK!
‘Earth Overshoot Day’ yani dünya kaynaklarının küresel ortalamaya göre tükenmiş olduğu gün bu yıl 29 Temmuz’du. Yani bu dünya bize artık yetmemektedir. Gideceğimiz bir başka dünyayı da kimse hayal etmesin, kırılgan insan vücudunun uzak galaksilerde bir yerde uzun süre canlı kalması sadece fantezi filmlerinin konusu olarak kalacaktır.

Bu, dünya ortalamasına göre yapılan bir hesaplamadır ve tam da gerçeği yansıtmayan bir işlemdir. Örneğin kişi başına tüketimi en düşük olan Kırgızistan ile en yüksek olan Katar aynı şekilde ortalamaya girmektedir. Hesaplama tek tek ülkeler bazında yapıldığı zaman manzara burada göründüğünden çok daha korkunç boyutlara ulaşmaktadır.

Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde kişi başı tüketime göre yapılan bir hesaplamaya göre dünya kaynakları 15 Mart’ta bitmiş olmaktadır. Almanya’da ise 3 Mayıs’ta. Dünya kaynaklarını harcamak konusunda birincilik Katar’da. Bütün insanlar Katar ortalaması kadar tüketseydi dünya kaynakları 10 Şubat’ta bitmiş olabilirdi. Yani toplam 10 adet dünyaya gereksinim olabilirdi. Bu arada merak eden arkadaşlar için söyleyeyim, eğer bütün insanlık Türkiye ortalamasında tüketseydi dünya kaynakları 27 Hazirana kadar yeterdi. Buna göre de iki adet dünyaya gereksinim olurdu. Yani Türkiye dünya ortalamasının çok az üstünde bir tüketime sahiptir.

Dünyanın tükendiği günün, örneğin 1987’de, Aralık ayı ortalarına denk geldiğini göz önünde bulundurursak, hatta 1960’ların ortalarına kadar dünya kaynaklarının yıl bittikten sonra fazla verdiğini de düşünürsek, aradan geçen kısa zaman içinde gezegenimizin ne kadar korkunç bir talana uğramış olduğunu görebiliriz.

Bu yılın verilerine göre kendimce bir döküm yaptım. Bu döküme göre Katar, Kuveyt ya da Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler başı çekseler bile bu üç beş milyon nüfusa sahip ülkelerin abartılı yüksek tüketim miktarları o kadar da ciddi bir tehlike oluşturmuyor. Oysa yukarda da belirttiğim gibi, bütün insanlık ABD’deki bir birey kadar yüksek bir tüketime sahip olsaydı, bu tüketimi karşılayabilmek için insanlığın tam 5 adet dünyaya gereksinimi olacaktı. İnsanlık Almanya, İngiltere ve Fransa’nın şu anda sahip olduğu düzeyde bir tüketime sahip olsaydı yaklaşık 3 adet dünya gerekecekti. Görece geriden gelen Çin’in tüketim düzeyi dahi dünya çapında geçerli olsaydı 2,5 adet dünyaya gereksinimimiz olabilirdi. Kırgızistan’ın en uzak köyündeki, en az tüketen, en yoksul köylüyü de ortalamaya dahil edersek, bütün insanlığın tüketim ortalamasına göre her yıl 1,75 dünyayı tüketmekteyiz.

Bütün bu rakamlar insanın kanını dondurmaya yeterlidir. Kapitalizmin ulaşmış olduğu nokta malesef budur. Ortada, Karl Marx’ın deyişi ile söylersek, çevresine kan ve çamur saçan bir sistem vardır ve bu sistem artık çalıştırdığı işçiyi, mal sattığı tüketiciyi, hatta malını sattırdığı bayiyi sömürmekle yetinmemektedir. Henüz doğmamış kuşaklarının ekmeği ve suyu dahi talan edilmektedir.

İşte bu nokta iğneyi başkalarına batırırken, çuvaldızı da kendimize dürtmenin gerekli olduğu noktadır. Kendimizi hariç tutarak, bütün suçu soyut bir küresel kapitalizme atıp kendi vicdanımızı rahatlatmak gibi bir lükse sahip değiliz. Eğer kapitalizm bugün bu kadar yıkılmaz görünüyor ve daha doğmamış torunlarımızın ekmeğine ve hatta suyuna dahi göz dikebiliyorsa, bunda, Nazım Hikmet’in deyişiyle, “demeğe de dilim varmıyor ama” suçun birazı da bizdedir. Gereksiz yere alınan her kredi, her SUV, her lüks otomobil, fazladan alınan her akıllı telefon sadece kendimize ve çocuklarımıza değil, torunlarımıza da taktığımız zincirin birer halkasıdır.

MANTIKSAL SONUÇ:
Elde varolan sonuçları bir araya getirir, önümüzdeki onyıllarda neler olabileceğini içerecek bir projeksiyon yaparsak, geleceğe iyimser bakabilmek ciddi bir zeka sorunumuz olduğunu gösterir.

ABD’nin gerek toplamda gerekse de birey bazında tüketimi korkunç bir noktadadır. Önümüzdeki on yıllarda bunu düşürmeye cesaret edebilecek bir politik girişim yoktur. Çin ve AB gibi görece büyük güçler de bu alanda ABD’yi çok yakından olmasa da takip etmektedir ve büyük insanlığın bütün bu tüketimi karşılaması yakın bir tarihte olanaksız hale gelecektir. Afrika’dan dalga dalga gelen mülteciler bu tükenmenin ete kemiğe bürünmüş halidir.

ÇATIŞMA KAÇINILMAZ
En azından uzak olmayan gelecekte emperyalistlerin birbirleriyle kaynaklar uğruna bir çatışmaya girmesi kaçınılmaz görünmektedir. Bugün en can ciğer dost gibi görünen güçler bile bu çatışmada karşı karşıya gelmek zorunda kalabilir.

Bu çatışma askeri de olabilir ekonomik de. Engel olmak zordur ama mümkündür. Engel olunamazsa sonucunda yaratacağı yıkım bütün insanlığın yok olmasına neden olacaktır.

Tehdit bu kadar açıktır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here