Gazete REDDostoyevski, 2×2, ölüm…

Dostoyevski, 2×2, ölüm…

(Ön not: Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “özgeçmiş” yazısı hayli ilgi çeken matematikçi Zafer Ercan da bundan sonra gazete.red’de yazmaya başlıyor.)

Dostoyevski “iki kere iki dört eder”den neden korkuyor?

  • ZAFER ERCAN

Çünkü, Dostoyevski iki kere ikinin dört etmesini ölümün başlangıcı olarak görüyor. Dostoyevski de dahil olmak üzere herhangi biri, bu da nereden çıktı; yok böyle bir şey, diyebilir, ama ben öyle olduğunu varsayıyorum, var mı itirazı olan?!

Yukarıda verilen iki kere ikinin dört etmesiyle ölüm arasındaki bağlantı, Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı eserinden alınmıştır. Bu kitap daha detaylı incelendiğinde, Dostoyevski’nin ilgili yaklaşımında belirli çekingenlikler ve korkular yaşadığı düşünülebilir.

Aslında Dostoyevski ne korkuyor ne de çekiniyor, sadece kafa buluyor da olabilir! Zaten hayat, kafayı bulmak değil midir?

Gerçekten de iki kere ikinin dört etmesinden korkan bir canlı olabilir mi? Ama diğer taraftan, yeri göğü inleten bir gök gürültüsünden korkabilen insan, iki kere iki dört eder’den neden korkmasın ki? İki kere iki dört eder’in sakin sakin duruşu bile, korkmak için yeterli değil mi?

Korkutan bu şeyin doğumunu Dostoveyski bilseydi, korkusu azalır mıydı? Hiç zannetmem.  Bunu bilseydi bile, basit bazı manevralarla bu soruları, “ölüm ölseydi ne olurdu?’’ölümün doğuşu nasıl olmuştur?”, “doğumun doğuşu nasıl olur ki?” biçimli sorulara evrilterek, takıntılılığa devam ederek, kafamızın ütüsünü bozmaya devam edebilirdi.

Adam, tam bir serseri!

Dostoyevski korktuğu o şeyin ölümünü görseydi, korktuğu şeyden kurtulduğu için sevinir miydi? Ya da korktuğu o şeyin doğduğunu görse, üzülür müydü? Bu tür sorularla konuyu Dostoyevski özeline indirgeyerek, seviyeyi, en azından şimdilik, daraltmayalım.

Ölüm nedir? Bir şeyin ölümü iki biçimde tanımlanabilir: Birincisi; o şeyin yok olması, ikincisi;  o şeyin belli bir miktarda farklılığa dönüşümüdür? Ölümü ikinciye göre tanımlama durumunda her ölü ölmeye devam edecektir.

Yani bir şey olmuyor, ölü olarak yaşıyor olacaktır. (Sanırım bu safhada hatlar karışmış ve saçmalıyor olabilirim!)

O halde, doğan hiçbir şey ölmeyecektir. Ölmenin yok olma olarak tanımlanması durumunda, ölmeyen bir şeye örnek olarak o, yani iki kere iki dört eder olabilir mi?

Bana öyle geliyor ki, Dostoyevksi’yi korkutan, iki kere iki dört eder’in yukarıda verilen ölüm tanımlarına göre ölmüş olması değil, bir ölünün yaşıyor olma ihtimalinin yüksekliğidir. Bu ifade çelişkilere gebedir. O halde bir ölünün yaşıyor olmasını o şeyin hepimizin çok hoşuna giden bir başka kelime ve cümlelerle açıklaması denenebilir.

Ölüme denk olan bir kelime ne olabilir ki? İki kere iki dört eder, ne mükemmel şey değil mi? Tamam tamam buldum, o kelime mükemmel.

O halde iki kere ikinin dört eder olmasını kötü bir kelime olan ölüm ile değil, ona denk olan ve herkesin çok sevdiği mükemmel olma üzerinden anlamak denenebilir. İki kere iki dört eder, mükemmel midir? Evet, mükemmeldir ve dolayısıyla, bir ölüdür.

Ayrıca Dostoyevski’nin dediği gibi ‘bana kalırsa iki kere iki dört, büyük bir küstahlıktır ve etrafa tükürükler saçan, elleri belinde, yol kesen bir külhanbeyinin ta kendisidir’ de hiç değildir. Ölü olan bir şey nasıl yol kesebilir? Ama yine de dikkat etmek gerekir, belki de ruhu yol kesen bir külhanbeyidir! Dostoyevski devam ediyor, Ayrıca, “iki kere iki dördün mükemmelliğine inanıyorum; fakat ondan daha üstün olduğuna inandığım şey, iki kere ikinin beş etmesidir.” Bu görüşe ben de katılıyorum.

Mükemmel olmak isteyen insan önce mükemmel bir şey yaratmak istiyor ve iki kere iki dört eder’i yaratıyor. Yarattığı bu şey ile mükemmelliğini tam ilan edecekken, Dostoyevski buna külhanbeyi, diyor. Olacak iş değil!

Belki de iki kere iki dört eder bir mükemmel entelektüel, iki kere iki beş eder ise cahilin biridir. Bu durumda, cahil olan iki kere iki beş ederi  tercih edebilirim, çünkü mükemmel entelektüel bir ölü, cahil ise yaşayan biri olabilir.

Belki de bu tercihim, cahil-ölçer İlber Ortaylı ve Celal Şengör’e yeni bir alan açarak, onları mükemmel olmaktan, yani ölmelerinden kurtarabilmektir.

Peki, doğum mükemmel midir? Yani, mükemmel olma = ölüm, olma durumu nedeniyle, her doğum bir ölüm müdür?

Umarım tanrı mükemmel değildir. Diğer türlüsü, yukarıdaki yaklaşım gereği tanrı bir ölü ve tanrının ölümünün nedeni mükemmel olması olacaktır!

Ölmeyi anlamak kolay olabilir! Ya doğmayı?

Önceki İçerik“Şımarık…”
Sonraki İçerikİşsizlik üzerine…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol