Dolmuş ve Dolma

Dolmuş ilginç bir kelime, aynı zamanda da bir kavram. Türkiye’nin ekonomik ve sosyal tarihi dolmuş üzerinden yazılabilir.

  • BORA ERCAN

Çarpık kentleşme, yapılaşma, yoğun ve kontrolsüz iç göç, muavini, değnekçisi, durağı, mafyası, müziği, araç içi ve dışı aforizmalarıyla kendine özgü bir yapılanmadır dolmuş.

Bu yapılanmanın siyaset ve ticaret altyapısı söz konusudur. Ülkenin en büyük iki holdinginin ürettiği araçlar, bunun yanında karayollarının kutsanıp demir yollarının atıl bırakılması bugün de yüz yüze olduğumuz acı bir gerçekliktir.

Bir toplu taşıma aracı olan dolmuşun iç tasarımı her ne kadar ayakta yolcu almak yasak olsa da insanların doğru düzgün oturabilmesi için yapılmaz, zira o kadar küçük göt bu ülkede yetişkin kimsede yoktur, bu nedenle bir dolmuşta ayakta durmak daha rahat olabilir, ama bu da risklidir. Ani bir frende kendinizi lunaparkta bir oyuncakta denge bulmaya çalışırcasına bir mücadele içinde hissedebilirsiniz.

Gerçi bazı saatlerde birbirine yapışık binaların depreme karşı daha dayanıklı olması gibi yan yana istiflenmiş olan biz insan evlatlarıyla düşme, yaralanma riski bir nebze de olsa azalabilir.

Sürücü ya da değnekçi tarafından insanlar istenildiği gibi dolmuşa doldurulur, adı üstünde, dolmuş…

Durak, durak dışı, yol ortası fark etmez. Yolun her yanı dolmuşundur. İlginç bir özerkliği söz konusudur böylece.

Çiğdem, çekirdek çıtlamak, nar ayıklamak, bardacık soymak gibi kültürel bir durumdur dolmuş, bunu Türkiye’nin doğusunda yer almayan başka bir kültürden birine kolay kolay anlatamazsınız.

İngilizlere Türkçe dersi verirken bir yemek olan dolma ile bir taşıma aracı olan dolmuş arasındaki etimolojik bağlantı konusunda zorluk çekerdim. Sonuçta ilk bakışta ortaya çıkan insanla pirinç arasındaki derin analojidir. Nazım’ın şiirindeki ‘toprakta karınca’ misali.

Yalnız başka bir durum daha var: İki kişi uzatır mısınız? Arkadan bir Maltepe? İnceeek var! Buyur abla sen otur! Ücretini uzatamayan para üstü alamayan var mı?

Herkes bir şekilde doğal muavin görevindedir. Toplum ilginç bir şekilde etkileşim içindedir. Biraz da olsa eşitlenir. Yani önünüzdekine parayı veriyorsunuz elden ele, para üstü size yine elden ele geri dönüyor. Hayret verici bir olay.

Her dolmuş yolculuğu bir sosyoloji tezi olabilecek içerikleri içinde barındırır.

Ötesi, belediye otobüsüne arkadan binip otobüs kartınızı onlarca kişi üzerinden ön kapıda yer alan otomata ulaştırmak ve kartın size geri gelmesi. Bu, dünya ölçülerinde çok da anlaşılır bir durum değildir. Bu anlaşılamaz durumlarsa bu ülkeye dair en sevdiğim şeylerdir.

Seküler etiği gelişmemiş bir toplumda yaşamın zorluğu böyle bir etik geliştirmiş kendiliğinden. Cüzdanınızı çalabilirler, ama o dolmuş parası şoföre bir şekilde ulaşır, size de para üstü gelir.

Buyur yenge otur durumu da biraz böyle!

Bu satırları yazarken Heybeliada’da yangın çıktı. Orman yanarken bizim de içimiz yanıyor tabii. Adada yerleşik bir arkadaşım sosyal medyada, “Adalar’ı turizm merkezi diye pazarlarken aklınıza bu fotolar gelsin. Adalılar yangını böyle söndürmeye çalışıyor. Terlikle, sopayla, kovayla… itfaiyede su yok. SU YOK! Heybeliada yanıyor!” diyerek isyanını dile getiriyordu.

Evet derdimiz ne, meleklerin cinsiyeti mi? İkonaların namaz esnasında ne olacağı mı? Yoksa temiz bir hava solumak, şu nemli yaz günü kana kana duru, temiz su içmek mi? Yoksa, nemden terlerken bir yaz günü üç tarafı denizlerle, hem de dünyanın en güzel denizleriyle çevrili olan ülkemizde serin sulara atlamak mı? En olmadı, temiz akan bir suya, pırıl pırıl bir göle girmek mi? Derdini tanımayanın dermanı olur mu?

Yazının konusuna geri dönelim. Adadaki yangında itfaiye yetersiz, bu bizi şaşırtmıyor, insanlar arılar gibi vızır vızır çalışarak nasıl da yangını söndürmeye çalışıyorlar. Su bulamasalar da gözyaşlarıyla söndürecekler alevleri.

Böyle durumlarda aklınıza deprem(ler) gelmiyor mu?

Gezi gelmiyor mu?

Bu toplumun büyük bir bölümü dayanışmacı ruhu içinde taşır. Her ailede becerikli bir ağabey, bir abla mutlaka vardır. İnsan işsiz de kalsa, parasız da kalsa kolay kolay aç kalınmaz bu ülkede. En sevilen, izlenmeye doyulamayan Münir Özkul, Adile Naşit filmlerinde masaya bir tabak daha koy cümlesi bunun bir ifadesidir.

Nitekim, hiçbir ülkenin mutfağında bu kadar çok çorba çeşitlemesi yoktur. Sulu yemek de nedir? Alın size yoksulluk ve paylaşım kültürü. Ucuza mal edilen ekmeği bol bol suya banacaksın.

Yurtta demlikteki çayın ikinci, üçüncü türevini almayı kime, nasıl anlatırsınız…

Tabii bunlar şimdilik.

Bu hızlı kentleşme, ekonomik zorluklar, kötü sosyal politikalar elbette bu durumu da hızla değiştiriyor, değiştirecek, ama hâlâ bu eski davranış kalıpları devam etmekte.

Bu dayanışmanın kültürün olumsuz yönleri de yok değildir. Kafkas hiyerarşisi, lider kültü, biata eğilim, yaşlıegemen (gerontokrat) zihniyet hep buralardan beslenir. Ağanın eli misali…

Freudyen anlamda bireysel ya da toplumsal bir babakatli yapılamaz. Bu nedenle kişilikler yeterince gelişemez. İktidarlar sosyal devlet yerine sadaka kültürünü yaşatır. İdeolojik eksenlerin de evrensel tanımlarının dışında konumlanmasının bir açıklaması bu olabilir.

Öte yandan dolmanın tarihi bu toprakların tarihidir. Dolmayı dolma yapan içindeki malzemedir. Sadece pirinçle doldurmaya kalkamazsınız biberi, yaprağı, domatesi, patlıcanı… O pirinç çamfıstığıyla, kuşüzümüyle birlikte kaynaşmalıdır.

Önceleri et olan malzeme sonradan ya pirinçle karışmış ya da sadece pirinç olmuş.

Umuyorum makro iktidarlar toplumların ve bitkilerin GDO’larıyla artık fazla oynamazlar. Bir yere gidip gelirken insan gibi güvenle gidip gidebiliriz, dolmayı yerken de ağız tadıyla…

Son Haberler

“Her yer korona, her yer sömürü!”

Koronavirüs salgını sermaye sahiplerinin işçiyi kâr hırsıyla nasıl acımasızca sömürdüğünü her gün açığa çıkarıyor! Vestel, Kumtel ve Dardanel fabrikalarında ölüm ve vakalar artarken işçiler...

Çok insan ölecek

Bugüne kadar yazdığım hemen her şey, sadece kötü senaryo dahilinde gerçekleşiyor ve bu beni çok üzüyor. T. AKMAN İnsana ne düşüneceğini şaşırtan, çok keyifsiz bir...

Yerli-Yersiz Teknoloji

Bugün dünyada yerli ve milli iddiasında olan pek de bir ülke yok. BORA ERCAN Sayın Teknoloji Bakanı Varank yerli otomobilden sonra yerli kelepçenin de üretilecek...

Elektronik kelepçe gelecek, dertler bitecek!

Tımarhane Cumhuriyet’nde müjdeli haberler hız kesmiyor. Bugün de AKP’nin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank “milli elektronik kelepçeler geliyor” diyerek halkı coşkuya boğdu! RED –...

Sahiller doldu taştı, “şeffaf Bakan” panikte!

Turizm sektörünü canlandırmak için sınavları ertelemeyerek çocuk ve gençlerin hayatını riske atan iktidarın “şeffaf” Sağlık Bakanı Fahrettin Koca şimde de çıktı; “birinci dalga sahillere...