Gazete REDDoğu GazozÇEK!

Doğu GazozÇEK!

Gözümüzün önünde berbat bir komedyene dönüşen Doğu Perinçek’in kendini rezil etmesi üzerine…

  • HAKAN AYTAÇ

Aslında ismini anmaya da prim yaptırmaya da değmez ama tam da geçen sene o gün yazdığım bir iletiyi Facebook bana hatırlatınca birkaç satır yazma ihtiyacı hissettim. Bir de aynı gün Deniz’in doğum günü olunca…

İkisinin adını aynı yazıda geçirdiğim için öncelikle tüm evrenden özür diliyorum, umarım telafi edebilirim. Tam olarak şöyle yazmışım geçen sene:

“Perinçek benim canım, ‘İstesem AKP’ye de CHP’e de genel başkan olurdum. Çünkü yeteneklerimi biliyorum’ demiş. Doğrudur, önce Maocu sonra milliyetçi olmak, dağda gül dağıtıp sonra ulusalcı kesilmek, en soldan çıkıp en muhafazakarla iş tutmak yetenekleri bir sizde bulunabilir. Hakkını yemeyeyim, bir de Tuğçe Kazaz’da…”

Yaklaşık 36 defa din değiştiren ve en sonunda mankenlikten kalma müstehcen fotoğraflarını çöpe atıp kapanmaya karar veren kafası karışık Tuğçe hanım malumunuz. Fakat eminim, o bile daha az manevra yapmıştır!

Zira geçtiğimiz gün Perinçek yine öyle bir yumurtladı ki dünya üzerindeki tüm kümesleri kendisine hayran bırakmıştır!

Fikirlerine değer veren üç kişinin kaldığı varsayılan, yine de ne hikmetse her gün televizyonda konuşturulan Perinçek bu sefer Haber Global’deydi.

Hukukçu Gamze Pamuk Ateşli’nin kendisini iğneleyerek “Olur da Bahçeli siyaseti bırakırsa MHP’nin başına da geçersiniz, çok uygun bir pozisyonunuz var,” deyince “MHP’nin başına geçmek şereftir. MHP vatansever bir parti,” cevabını verdi.

Mao duysa ne derdi bilinmez ama MHP, “Onunla çay içmemiz bile mümkün değil!” açıklaması yaptı. Yine de Perinçek’in üzülmesine hacet yok, zira Gamze Pamuk kendisine yakışan vasfı çoktan buldu bile: “Gazozcu!”

Tartışmaları sırasında, “Ben hukukçuyum Doğu bey!” diyen Pamuk’a, Perinçek “Eh ben de gazozcu muyum?” gibisinden bir şeyler söylemeye kalkınca, literatüre girecek bir cevap aldı: “Gazozcu olduğunuza inanabilirim!”

En az otuz kere izlediğim ve her seferinde “Ağzına sağlık Gamze Pamuk” dediğim bu görüntülerdeki muhatap, başkası olsa günlerce uyuyamaz, lafın altından kalkamaz, siyasi hayatını sonlandırır, yüzünü eskitmeye çalışır, ne bileyim tası tarağı toplayıp gider Ege’ye yahut Çin’e falan yerleşirdi ama kendisinden böyle bir şeyi boş yere beklemeyeceğiz. Zira Che Guevara, “Bir devrimci başkasına atılan tokadı kendi yüzünde hissedendir,” diye özetlemiş meseleyi. Fakat bazısı kendi yüzüne atılan tokadı bile hissedemeyecek kadar yalama olmuşlardır.

Öyle ya, ne karşılığında olursa olsun bunca nefreti kazanmayı nasıl göze alabildiklerini asla anlayamayacağım bu tipler, konuştukça batıyor, battıkça konuşma iştahları artıyor.

Şimdinin vatanseveri Perinçek, Gara olaylarının konuşulduğu sırada kıkırdayarak “Her 13 kişi öldüğünde ulusal yas olmaz,” diyerek içindeki insan sevgisini de ortaya koymuştur.

Yine geçen sene birlikte çıktıkları programda İsmail Saymaz, “Bir daha şehit vermeceğiz,” söyleminin çöktüğüne dikkat çekerken Perinçek yine gülerek “Şehit vermeden olur mu canım!” demişti.

Elbette kaybedilenler onlar için sadece birer rakamdan ibaret olabilir. Yarı yolda bıraktıkları yoldaşlarının veya yaşadıkları “fikri dönüşüm” sayılarını ezbere biliyor olduklarındandır sanıyorum, rakamlarla fazlasıyla haşır neşir olabilirler.

Fakat onlar kuruldukları koltuklarda gevrek gevrek gülerek ahkâm keserken, bu ülkenin gençleri ölüyor, ailelerinin evlerine ateş düşüyor…

Başta söylediğim gibi, ne kadar söylesek utandıramayız ya, madem onlar böylesi saçmalıkları ortalığa döküyorlar, bizim de naçizane tarihe not düşmemiz gerek diye düşünüyorum.

Adlarını anmadan önce ağzını kırk kere yıkasa bile arınamayacak olan Perinçek, “Deniz ve Mahir benim emrimdeydi. Dolduruşa geldiler, kulaklarımı çektim,” palavrasını bile atabilmiştir. Halbuki biz, açlık grevindeyken tuvalette “püskevit” yerken yakalanan Perinçek’in kulaklarını devrimcilerin çektiğini duyduk. Bu hikâye ne kadar doğrudur bilemem ama Perinçek’in lakırdılarından daha inandırıcı olduğu kesin!

Gerçekte ise Mahir ve Deniz’in yanına bile yanaşamadığı söyleniyor. Parçaları birleştirince, tam olarak NE olduğunu kimsenin çözemediği Perinçek konusunda sonuca biraz olsun yaklaştım sanıyorum. Kanımca Perinçek’in olayı, Engin Ardıçgiller’den pek farklı değil. Ferhan Şensoy’un Kalemimin Sapını Gülle Donattım kitabından öğrendiğimiz üzere Galatasaray Lisesi’ndeki lakabı “Hayvan” olan Engin’in, dönemine göre Özalcı, Cem Uzancı, şimdi en sadık AKP’li olmasının altında derin bir kıskançlık, eziklik yatmaktadır.

Yazdığı her satırdan pis bir nefret söylemi akan Ardıç’ın tüm hıncı, kaderin bir cilvesi olarak sınıf arkadaşı olabildiği -hayattaki tek başarısının da bu olduğunu düşündüğüm- zeki ve yetenekli Ferhan Şensoy’u deli gibi kıskandığı, çok isteyip de onun gibi olamadığından içinde kopan fırtınalardan kaynaklanmaktadır. Şimdi sırtını sağlama alıp eski solcu sıfatıyla önüne gelen herkese hakaret etmesi bundandır.

Perinçek’inki de devrimciler nezdinde asla itibar görmemesinden kaynaklı yaşadığı benzer ezikliktir. Şimdi de geçmişte onu kale almayan herkesten kendince intikam alarak tatmin olmaya çalışıyor. Bu yüzden olsa gerek, politik çizgisi sırasıyla Maocu, PKK’cı, Kemalist, ulusalcı, Avrasyacı, AKP’ci şeklinde tutarlı bir yol izlemiştir!

Şimdi durup dururken Engin ile Doğu’yu niye yan yana getirdin diye soracak olursanız, yine aklıma gelen, artık mazide kalmış bir görüntüyü paylaşmak isterim. Ergenekon davaları sürecinde Engin Ardıç’ın yazdığı, intihar eden bir subay için “Mermiye kafa atanlar” dediği beş para etmez yazı üzerine Perinçek “alçak” diye nitelediği Ardıç için gıyabında öfkeyle şu soruyu sormuştu: “Utanmıyor! Ama onu utanmaz, sıkılmaz, arlanmaz, arsız, şımartan duruma getiren süreç nedir? Bunu düşünün.”

Eh, Perinçek, siz de kendi süreciniz için düşünün biraz. Öncesinde serin bir gazoz yuvarlamanızı tavsiye ederim.

Son sözlerimde biraz gülümsetmeye çalışayım sizleri. Kim hangi kafayla ne yapıyor bilinmez ama Ferhan Şensoy, çok konuşulan “Hayvan” konusunu özetlemiş ve malum şahsı delik deşik etmişti: “Galatasaray Lisesi’nde kimseye yanlış lakap takılmamıştır.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,155BeğenenlerBeğen
17,031TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol