Gazete REDDinamit kuyusu…

Dinamit kuyusu…

Erdoğan iktidarının hızla bir karikatüre dönüştüğü, bu önlenemez dönüşümü gizlemek için akıl almaz işlere girişebileceği sarsıcı bir sürecin arifesindeyiz. Bu süreç, ileride ve artık öyle öngörülemez, belirsiz bir tarihsel aralığa işaret etmiyor; Yarın, öbür gün…

Ekonomi Bakanı Zeybekçi’nin, Türkiye ekonomisinin coştuğunu söyleyebildiği, Merkez Bankası’nın ciddi ciddi yıl sonu dolar kuru tahmini yayınladığı, Erdoğan’ın Atatürkçü kesildiği, İçişleri Bakanı Soylu’nun Kandil’e gidip oturası geldiği bu günler, çok değil üç beş yıl sonra kafamızı duvarlara vura vura, ülkeyi nasıl oldu da bunların eline bırakabildik, dedirtecek türden saçmalıklar silsilesinin fragmanı gibi. Yalan, riya, tehdit, şantaj, çarpıtma gırla. İzliyoruz!

Dinamit…

Hazine’nin 2017 bütçesindeki limitini 37 milyar TL aşarak borçlandığı ekonomide, bunun başlıbaşına faizler üzerinde artış yönünde baskı oluşturduğu gerçeğinin üstü örtülerek yapılan Türkiye ekonomisi güzellemeleri, Erdoğan’ın ekonominin kurallarına takla attıran “faiz neden, enflasyon sonuçtur” tezi ile atbaşı giderken, sistemin arkasında koca bir at mezarlığı olduğu unutuluyor.

Dünya genelinde süregiden siyasi ve ekonomik krizle içiçe geçmiş ve hızla derinleşen özel kriz hali kulağımızın dibinde değil, artık içinde alarm veriyor.

Merkez Bankası, iki hafta önce yıl sonu dolar kuru tahminini 3,72 olarak açıklamıştı. Orta Vadeli Program verilerinden hareketle dolar kuru 2017 yıl sonu için 3,58, 2020 yılsonu için ise 4,02 olarak hesaplanıyordu. 20 Kasım Pazartesi günü yapılan ihalede 1 ay vadeli dolar kuru 3,94, 3 ay vadeli 4.02, 6 ay vadelide ise 4.13 oldu ve 21 Kasım Salı günü 3,95’ten işlem görmeye başladı. Böylelikle, sadece Merkez Bankası yıl sonu tahminleri değil, 2020 yılsonu hedefi 20 Kasım’da yapılan ihalenin 3 aylığında yakalanan dolar kuru ile Orta Vadeli Plan da çöp oldu.

Erdoğan iktidarı Zarrab davası ile yatıp kalkarken, yabancı finans kuruluşları fazla toz kaldırmadan bu davanın neredeyse belli olan sonucuna göre pozisyon alırken, Türkiye’nin resmi finans kurumlarının hiçbir şey yokmuş gibi olağan faaliyetlerine devam ediyormuş görüntüsü vermeye çalışması, iktidarın suratından akan ağır makyajdan başka bir şey değildir ve manzara ürkütücüdür!

AB’nin, 2018 bütçesi belirlenirken Türkiye’ye ayrılan fonlardan 105 milyon euro kesintiye gideceğini açıklanmasından sonra sazı eline alan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, 2018’de Türkiye’nin minimum 210 milyar dolar dış borç bulacağını (buna inandığına inanmak güç!), yapılacak 105 milyon euro kesintinin ise bu borçlanma rakamının yanında çok önemsiz olduğunu söyleyebildi. Bu durumun, Türkiye’nin siyasi olarak dünyadan izole edilmesinin ekonomik yansımalarından sadece biri olduğunu, rakamın kendisinden çok etkilerinin önem arz ettiğini, her yönüyle dışa bağımlı bir ekonomi için bunun en güçlü göstergelerden biri sayılması gerektiğini hepimizden çok Mehmet Şimşek bilir. Yansımalarını yakında göreceğiz.

Yalnız, bundan çok daha güçlü yansımaları olacak bir diğer gelişme, Zarrab davasının sonucunda Halkbank ile beraber 5 Türk bankasına kesilmesi beklenen ağır cezalar ile davaya eklenmesi ve yargılanması beklenen yeni isimlerdir.

Daha önce, 2002-2009 yılları arasındaki finansal hareketleri incelenen ve gerçekleştirdiği 30 milyar dolarlık işlemle ABD’nin İran, Sudan ve Küba’ya yaptırımlarını ihlal ettiği belirlenen Fransız bankası BNP-Paribas’a Temmuz 2014’te ABD Hazine Bakanlığı tarafından 9 milyar dolar ceza kesilmiş, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın cezada indirim ricası geri çevrilmiş, bankanın 35 yöneticisi hakkında soruşturma açılmıştı. Bu kararın, Zarrab davası için de emsal teşkil edeceği biliniyor.

Reza Zarrab’ın ise, yaptığı işlemlerin karşılığı olarak sadece Türkiye’de %5 komisyon karşılığı –bilinen- 8,5 milyar dolar rüşvet dağıttığı düşünülürse, yaptırım ihlaline konu olan işlemlerin toplam hacmi üzerinden doğacak devasa cezaların Türkiye ekonomisini çökerteceği, hep konuşulan kriz senaryolarından çok daha büyük bir vehametle karşı karşıya kalınacağı açıktır. Bu tablo, ülkenin kamu kurumlarının ve kaynaklarının, bir kişinin ailesi ve yakın çevresi ile beraber kurduğu rüşvet çarkıyla haksız zenginleşmesi için nasıl kullanıldığını bütün çıplaklığı ile ortaya serecek.

Diğer taraftan, hiç tartışılmayan, değinilmeyen bir nokta da, hele ki Zarrab’ın itirafçı olup her şeyi anlattığına dair emareler bu kadar güçlü iken, kendisinin ve aile fertlerinin dosyaya gireceği açık olan Erdoğan hakkında ABD yargısının ne söyleyeceği. Zarrab ve Atilla’nın 95’er yılla yargılandığı davada, Erdoğan’ın durumu ne olur dersiniz? Pazartesi günkü duruşmadan sonra beklenmedik biçimde davanın esas duruşmasının 27 Kasım’dan 4 Aralık’a alınmasının göstergesi olarak, Atilla’nın da anlaşma yoluna gideceği ihtimalinin güçlendiğini not edelim.

Dava sürecinin son evresinde, Zarrab’ın avukatlarının sessizliğe ve tepkisizliğe gömülmesine bakılırsa, diğer göstergelerle birleştirildiğinde Zarrab’ın artık anlaştığı ve bildiği ne varsa anlattığı açık. Hal böyle olunca, Erdoğan’ın “benim vatandaşım” dediği Zarrab’ın itirafçı olduğu resmiyet kazandığında, “ABD’nin yeni oyunu”na alet olmuş bir ajan, bir vatan haini ilan edilmesi an meselesidir.

Erdoğan, kişisel sorunlarını memleket meselesi gibi ambalajlayıp sunmakta, iktidara yapışmakta kararlı görünüyor. Son günlerde, yeni bir “Kurtuluş Mücadelesi” ambiyansı içinde bizi bizden alan hafif Atatürkçülük esintileri, kısa süre sonra yerini 15 Temmuz şovlarından çok daha koyu törensel etkinliklere bırakabilir. Ampulün içine yerleştirilmiş Atatürk görseli ile hazırlanmış parti rozeti dağıtacak vakitleri olur mu, kestirmek zor! Şu, kefeniyle yola çıkıp Erdoğan’ın “Milli Birlik” şovlarında coşan meczup gösteri takımı, yeni şovlarında cübbelerinin yakasını iki elleriyle açıp, altında “İzindeyiz” yazan Atatürk baskılı tişörtlerini göstererek bize küçük sürprizler yaşatabilirler!

Kuyu…

Ülke, dinamit kuyusuna dönmüştür. Patlamaya neden olacak gelişmeler art arda birikmektedir. Lobi şirketlerine dökülen milyonlarca dolara rağmen, açılan yeni soruşturmalar dışında elde bir şey yoktur. Bu soruşturmalardan biri olan Flynn dosyasının da Zarrab dosyası ile kesişeceği aşikar. Trump’ın istifa eden Ulusal Güvenlik danışmanı Flynn’ın da soruşturmaya adı karışan oğlunu kurtarmak için itirafçı olup, bildiği her şeyi anlaşma karşılığı açıklaması bekleniyor. Flynn’ın, Türkiye, Rusya, ABD üçgeninde Trump, Putin ve Erdoğan arasında ne tür çıkar alışverişlerine aracılık ettiğinin ortaya çıkması, Putin’i iş bitirici bir lider yaparken Trump ve Erdoğan’ı rüşvetçi birer müflis iş adamı olarak ortada bırakacak gibi görünüyor!

Hakkında yürütülen soruşturmalar nedeniyle siyasi hayatı alt üst olma riskiyle karşı karşıya iken Trump’ın Erdoğan’ın yarasına merhem olabilmesi beklenemezdi. Erdoğan da son çare, bu kişisel ve ailevi sorununu kamuoyuna memleketin sorunu gibi sunuyor ve bu görüntüyü güçlendirmek adına gerçekte hiçbir fonksiyonu olmayacak bazı adımlar atıyor; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Zarrab dosyasında görev alan savcılar hakkında soruşturma başlatıyor. Bir yönetmelikle, Zarrab dosyasında adı geçen kamu bankalarının mali ve ortaklık yapısına ilişkin değişiklikler için hazırlıklar yapılıyor, kısaca hacizden mal kaçırırcasına güya Halkbank yaptırımdan kaçırılıyor, vb.

S-400 için kaparo yatırınca bütün Rusya’yı satın aldığını sanan ve Putin’i cepte sayan Erdoğan, bugün yarın yaylım ateşine geçeceği ABD ve Avrupa’ya sayıp sıkarken, arada dönüp arkasını kontrol etmezse acınası yalnızlığını fark ettiğinde iş işten geçmiş olacak, diyebileceğimiz günler geçti! O yola girmiştir ve dönüşü yoktur. Filmin sonuna dair muhtemel hazırlıklarına bir sonraki yazımda değineceğim. Ama herhalde aralarındaki tek akıllı, Kıbrıs vatandaşlığını kotarıp kapağı adaya, oradan da kim bilir nereye atmaya hazırlanan Egemen Bağış değildir!

Erdoğan’ın, önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak gelişmeleri örtbas etmek için başvuracağı yol ve yöntemler, Türkiye’nin iktidar eliyle karşı karşıya bırakılacağı tablonun ağırlığını da belirlemiş olacak;

ABD’de, 4 Aralık’ta Zarrab davası ile ortaya çıkacak gelişmelerin en azından bir kısmı gerek o davaya esas teşkil eden suçlamalardaki payını zaten bildiğinden gerekse kısmen gizliliği kaldırılmış iddianamelerdeki bilgilerden kendisine aktarıldığı kadarıyla bilebileceğinden, sadece kendisinin değil kendi yönetimindeki kamu kurumlarının da muhatap olacağı suçlama ve yaptırımlar karşısında Erdoğan’ın şu ana kadar aldığı pozisyon dayanaksız ve dayanıksızdır.

Muhalefeti de çok ciddi bir sınav bekliyor. Gerçi, muhalefet öyle bir sınav bekliyormuş gibi görünmüyor ama biz Zarrab davasının yol açacağı sorunları 1 yıl öncesinden RED sayfalarında yazmış olmanın sorumluluğu ile uyarı görevimizi sürdürelim; Her kim ki, Erdoğan’ın Atatürkçülüğünün ve naylon anti-emperyalizm söyleminin peşine takılıp yine bir Yenikapı buluşması, yeni bir “milli birlik” çağrısıyla soluğu Erdoğan’la aynı mevzide alır, bilin ki o Erdoğan’a kendini kalkan etmiştir ve Cumhuriyet’e karşı ihanet çetesinin üyesidir. Erdoğan’ın, Perinçek gibi mevzi yoldaşlarının dışında, şu ana kadarki söylemleri ile bu çizgiye en yakın parti CHP’dir. Tekrar edelim; Zarrab davası, Türkiye’nin milli meselesi değildir. Herkes, pozisyonunu buna göre ayarlamak durumundadır. Değilse, Erdoğan’ın yoldaşıdır. Bu yoldaşlığın temelinde yatan çıkar birliği de er yada geç açığa çıkarılacak ve hesabı sorulacaktır. Söz değil eylemler, bu süreçte herkes için turnusol kağıdıdır.

Daha da açalım; Erdoğan’ın 7 Haziran’dan sonraki süreçte iktidar gaspı ve hemen arkasından 15 Temmuz’u kullanarak ilan ettiği OHAL ile ülkeye el koyduğunu görmezden gelip, fiilen feshedilmiş mecliste reddedileceğini bile bile araştırma önergeleri vererek, komisyon kurulmasını talep ederek ömür tüketen Kılıçdaroğlu ve ekibinin CHP’yi bu pozisyona soktuğunu çok daha net göstergelerle izleyeceğimiz bir süreç başlıyor aynı zamanda.  Zira, “Adalet Yürüyüşü” ile gönülleri fetheden Kılıçdaroğlu, bu aralar dosta düşmana karşı devletçilik idmanları yaparken yine Erdoğan’ın değirmenine su taşımakla meşgul!

Toplumsal muhalefetin yükseldiği günlerde Taksim ve Gündoğdu meydanlarında somutlaşan iradeyi Erdoğan’ın “Milli Birlik” çağrısıyla Yenikapı’ya gömen Kılıçdaroğlu ve ekibi, bu sefer de NATO üzerinden bile isteye Erdoğan’ın oyununa gelmek üzeredir.

Erdoğan, basit bir aptal avı taktiği olarak ve oldukça geç sarıldığı Atatürkçülüğün ona getirisinin sınırlı kalacağını biliyor. Karıştırabildiği kafa sayısını kar sayıyor. Ancak, 7 Haziran seçimlerinde yediği darbeden sonra 20 Temmuz itibarıyla başvurduğu kanlı senaryoların muhatabıyız. Yapabileceklerinin sınırları konusunda net fikir sahibiyiz. Şimdi biz, gerek içeride gerekse sınır ötesinde girişeceği “destansı” sanal kahramanlıkların boyutları ve halka ödeteceği faturaların yaratacağı gündemlerle boğuşurken, karşı karşıya kalınacak ağır yaptırımların sonuçları bütün bir ülkenin geleceğini ipotek altına alacak.

Durumun ciddiyetinin farkındalar. Ancak, çıkarılacak KHK’larla güya yaptırımlardan korumak için Halkbank’ın mali ve ortaklık yapısıyla oynamaya kalkmak, kağıt üzerinde görev alanını yeniden tanımlayıp referandumdan geçirerek orduyu darbe yapmaktan alıkoyduğunu sanmakla eş değer bir durum yaratıyor; Aptallık!

Bugün itibarıyla, kah Cumhurbaşkanı başdanışmanının NATO’dan çıkmayı gözden geçirmekten bahsetmesiyle, kah Saray şarlatanlarının “ABD ile savaşmayı göze almayan ülkeyi terk etsin” çağrısıyla gözümüzün önüne gerilen naylon anti-emperyalizm kalkanı, başta İncirlik olmak üzere kenarından köşesinden sırıtan onlarca Amerikan üssünü ve Siyasal İslamcıların iki yüzlülüğünü örtmeye yetmiyor.

Yazmaya başladığımız her yazıyı, daha mürekkebi kurumadan eskiten bir hızla gelişiyor her şey.

Solda ise koskoca bir boşluk, işçi sınıfına dayanan kitlesel bir sosyalist partinin inşasını bekliyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,821BeğenenlerBeğen
17,104TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol