Gazete REDDevrimci Gençlik Köprüsü ve Mürüvvet

Devrimci Gençlik Köprüsü ve Mürüvvet

Hakkari’de, Zap Suyu’na kapılıp ölen bir öğretmen, bir Mürüvvet ve Devrimci Gençlik…

  • ZAFER ERCAN

Türkiye’nin yakın tarihine yön veren iki köprü vardır. Bu köprülerden biri Devrimci Gençlik Köprüsü, diğeri ise Boğaziçi Köprüsü’dür.

Tabii bir de Kanal İstanbul rant projesi var. Bu projenin adının Allah Yallah Kanal İstanbul olmasının daha uygun olacağını düşünüyorum.

Devrimci Gençlik Köprüsü, 1969 yılında Hakkari’de Zap Suyu üzerine kurulan köprünün adıdır. Köprünün mimarları Devrimci Gençlik, patron ağa düzenini yok etmeyi amaçlayan devrimci gençliğin bir cephesidir.

Boğaziçi Köprüsü’nün amacı ise Hakkari’de Zap Suyu üzerine köprü yapılmasına gerek duyulmadan, Hakkari halkına Boğaziçi Köprüsü’nünden yararlandırılması amaçlanıyordu. Yani, “Hakkari halkının Zap Suyu üzerine kurulacak bir köprüye ihtiyacı yok, efendim gelsinler, modern Boğaziçi Köprüsü’nünden geçsinler, kullansınlar,” deniliyordu.

Ama bu modern köprüyü kullanmanın kuralları da vardı.

Örneğin, Boğaziçi Köprüsü’nden katırla geçmek yasaktı, arabayla geçilebilirdi. Fakat Hakkari halkının arabası yoktu, katırları vardı. O katırlar kitap taşırdı, otlu peynir taşırdı, hastaneye insan taşırdı, kışa hazırlık için yakacak odun taşırdı. Ayrıca, modern bir köprü üzerinde bir katırın yer alması bilim, teknoloji ve moderniteye de aykırıydı!

Ama olsundu, halk için öncelikli ve önemli olan modern köprülerin olması ve kullanılmasıydı. Bu modern köprüleri kullanamayan halk  ise “Modern köprümüz var” gururuyla idare edebilirdi. Bu, cehenneme giden birinin, “Allaha çok şükür, cennetimiz var” gururlanmasına benzer durumdur.

Bu ve benzer amaçlarla mevcut Boğaziçi Köprüsü kuruldu.

Türkiye halkı bu modern köprüyü kullanabilmesi için halk, “İstanbul’un taşı toprağı altın” sloganıyla akın akın İstanbul’a yönlendirildi ve taşındı. Öyle ki nufusun dörtde biri İstanbul’a taşındı.

Halka hizmet etmek gerekiyordu, halkın modern köprülerden daha çok yararlanması gerekiyordu.

Oluşan/oluşturulan ihtiyaç sonrası ikinci, üçüncü köprüler de yapıldı ama bu köprüler de yetmez oldu. Yeni yeni köprüler yapılmalıydı.

Tahmin ediyorum ki, bu hizmet ancak ve ancak İstanbul Boğazı’nın üzerinin tümüyle betonla örtülmesiyle sağlanabilecektir. Bu ise yaklaşık 30 bin metre karelik bir alanının betonlaşması demektir.

Eee, elbette doğaya uygunluğa önem verilecektir, mesela Boğaziçi’nin tümüyle örtülerek elde edilen alanın bazı kısımlarına hobi bahçeleri, millet kırathaneleri de kurulabilir.

Bu arada uçan kuşların hareket etme alanı daraltılmış da olabilir, fakat yapılan bu örtülme sonrası balıkların yağmurdan korunması sağlanmış olacaktır. Üstüne Havaalanı falan da yapılabilir.

Bu tür projeleri sonuçlandıracak, millet adına yapacak vatansever Milletin A..na Koyacağız (MAK) taahhüt şirketleri mevcuttur, Allahımıza bin şükür!

Hakkari Dedikleri adlı bir kitap, Varlık Yayınları’ndan 1960’da çıkmış. Kitabın Şüphe Üzerine adlı bölümünde Hakkari’nin bir köyünde bir köy öğretmeninin anlattığı olaya yer veriliyor:

“… Adam köy bekçisiydi. Elinde hükümetin zehir gibi mavzeri. Karısının ardından kim, ne yetirmişse bilmiyoruz. Şüphe, girmiş içine bir kez. Evde yalnız kalınca, duvarda asılı tüfeği indirip yağını temizlemiş. Temizlerken görenler var. Ağzına mermiyi sürmüş, çıkmış karısının geleceği yola. İşte bu yola.

Biçare kadın, sırtında ot, ıhlıya tıslıya şu inişten aşağı doğru iniyordu. Ben de çocukları paydos etmiş şurada duruyordum. Güneş ikindi yerini geçmişti. Kadın, yolun üstünde kocasını görünce gülümsedi. ‘Yoruldum’ dedi.

Bir cevap alamadı sözüne. Bu sefer doğrulup yüzüne baktı. Kocasının bu garip hali karşısında şaşkınlaştı bakışları. Tam doğrulmuşken, tüfeğin namlusu göksüne doğruldu… İlkin şaka gibi geldi bana… bir barut kokusu.”

Sonra, dağa kaçan baba, mezara giden anne ve okulu bırakıp bütün gününü annesinin mezarında geçiren “Miro” diye bilinen ilkokul öğrencisi Mürüvvet. Mürüvvet’in Boğaziçi Köprüsü’nünden geçip geçmediğini bilmiyoruz. Ama Devrimci Gençlik Köprüsü’nün, Mürüvvet’in babasının annesini ölürmeme ve Mürüvvet’in annesinin mezarının Mürüvvet’in okulu olmadığını anlatan bir aydınlanma mücadelesi olduğunu biliyoruz.

“Bu solcular var ya bu solcular, Boğaziçi Köprüsü’ne de karşıydılar,” diye başlarlar sağ iktidarlar.

Halbuki solcular hiçbir zaman Boğaziçi’ne yapılacak köprüye karşı olmadı. Onlar, birinci köprü yetmedi ikinci köprüyü yapalım, ikinci köprü yetmedi üçüncü köprüyü yapalım, yetmedi de yetmedi, Boğaziçi’ni tümüyle köprüleştirilmeli sonucunu ortaya çıkaran uygulamalara karşı çıktı.

Onlar, İstanbul’u köprüler tuzağıyla cazip haline getirip, Anadolu’da insanların üretimden uzaklaştırılma uygulamalarına karşı çıktı.

Onlar, “20 km ötedeki okul daha iyi, çocuklarınızı o okula gönderin” diyen eğitim düzenine, “bölgedeki okul neden kötü?”, sorusuyla yaklaşıp çözüm aradı.

Devrimci Gençlik Köprüsü’nün aydınlanmacılığını anlamadan Boğaziçi’ne inşa edilecek hiçbir köprü halk için olamaz, Mürüvvet’e köprü olamaz.

Köprüler konusunu bu formatta ele alma nedemimin Selahattin Şimşek’in 1960 yılında yayınlanan Hakkari Dedikleri adlı kitabı olduğunu söyleyebilirim.

Köy Enstitüsü mezunu bir öğretmen olan Selahattin Şimşek bu kitabında Hakkari’de ilköğretim müfettişliği süresince yöre halkı üzerindeki gözlemlerini aydınlanmacı ve devrimci bir dille anlatıyor. Ve, 1960 yılında bir köy okuluna gitmek için katır üstünde Zap Suyu’ndan geçerken suya kapılıyor, cesedi bulunamıyor. Kimine göre de aydınlanmacı mücadelesinden rahatsız olan bölge ağaları tarafından öldürülüyor. Selahattin Şimşek’i aşağıdaki şiirle selamlayalım:

Hakkari’de
Öğretmen
Olmak,
Zap
Suyu
Gibi
Çoşan
Devrimci
Olmaktır.
Olmadı
Yoldaş
Zap Suyu!
Beş
Mayıs
Bin Dokuz Yüz Altmış’ta
Selam durup
Yol
Vermeliydin,
Yolunu açık eylemeliydin
O
Devrimci
Öğretmenin

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,155BeğenenlerBeğen
17,031TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol