Dev insanlar…

Üniversiteyi bitirip epeyce işsiz güçsüz dolaştıktan sonra nihayet ilk işini bulabilmişti; esnaf olan amcasının yoğun çabaları olmasaydı belki daha uzun zaman işsiz kalacaktı. Artık bir muhasebe kursunda muhasebe dersi anlatıyordu. Üniversite yıllarında muhasebe dersini hiç sevmemişti. Aslında şimdi de sevmiyordu ama her ders öncesinde sıkı hazırlık yaparak işin üstesinden gelmeyi başarmıştı. Pek parlak bir zekâsı olmadığının o da farkındaydı ama çok özel bir yeteneğe sahipti; müdür, amir, şef, ya da kıdemli öğretmenler ile konuşurken o kadar saygılıydı ki karşısındakiler ne yapmaları gerektiğini kestiremiyor, mahcup oluyorlardı. Kendisinden yaşça biraz büyük öğretmenlerin ellerini öpme gayretine tanık olanlar şaşıp kalıyordu. Öte yandan oldukça yakışıklı bir adamdı; kadın öğrencilerin ilgisini çekmesi çok zaman almamıştı.

Bu abartılı saygı içeren davranışları, yetişmiş olduğu çevreyle ilgili olmalıydı. Oldukça muhafazakâr bir ortamda büyümüş sonra da Anadolu’nun ortasında, Konya’da üniversite eğitimini tamamlamıştı.

İbrahim, öğretmenler odasında herkese gülücük saçarak günlerini geçiriyor, kimse ile karşı karşıya gelmiyordu, uyumlu, sempatik biriydi.

O gün, o tuhaf konu gündeme gelmese İbrahim’in içinde başka bir İbrahim olduğunu kimseler bilmeyecekti.

İktisat Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Kadir Hoca internette tuhaf bir fotoğraf görünce önce şaşırmış sonra da gülmeye başlamıştı.

Öğretmenler odasındaki hocalar ne olduğunu merak edip sorunca, Kadir Hoca o fotoğrafı her birine tek tek gösterdi.

Fotoğrafta bir insan iskeleti görünüyordu. İskeletin kafatasının yanında bir adam çömelmiş elindeki fırça ile onu temizlemeye, topraktan çıkarmaya çalışıyordu ancak ortada tuhaf bir durum vardı; iskeletin kafatası ile uğraşan arkeologun boyunun uzunluğu ile topraktan çıkarmaya çalıştığı kafatası neredeyse aynı uzunluktaydı. O kafatası aşağı yukarı iki insan gövdesi enindeydi. Fotoğrafın hemen altında ise açıklayıcı bir cümle yer alıyordu:

“Çeşitli kutsal kitaplarda söylendiği gibi bir zamanlar dev insanlar yaşamıştır; ancak sonra yok edilmişlerdir. İşte bu insanların kalıntıları Suudi Arabistan’da bulunmuştur.”

Kadir Hoca, arkadaşları arasında her zaman akla uygun, yerli yerinde yorumlar yapan biri olarak kabul edilirdi; bu fotoğrafa ilişkin olarak açıklama yapmaktan kendini alamadı.

“Tüm dünya tarihinde, bu fotoğrafta yer alan iskelet ile uyumlu dev bir insan asla var olmadı, bu kocaman bir saçmalık.” dedi

Coğrafya Hocası Mesut:

“Evrim açısından bakıldığında bu ölçekte bir insanın yaşamasını mümkün kılacak kadar oksijen ve besin son yedi milyon yıl içinde bu gezegende var olmadı.” Dedi.

Felsefe Hocası Berna Hanım, internette bu türden pek çok tutarsız, yalan bilgi dolaştığını, bilimsel bilgi sahibi olmayan çok sayıda insanın bu safsatalara karşı savunmasız olduğunu, bunlara kolayca inandığını dile getirdi.

“Dünyanın pek çok ülkesindeki okullarda çocuklara temel bilimler öğretilirken aynı zamanda devletin ideolojisine uygun düşünceler ya da dini bilgiler aşılanır. Zavallı öğrenciler rasyonel ve irrasyonel bilgiler içeren eğitim sonrası sorgulayan, neden sonuç ilişkisi kuran kimseler olamıyorlar. Bilim ve din sanki eş seviyede doğru ve tutarlı bilgi sunan kaynaklar gibi algılanıyor.”

Kadir Hoca, size katılıyorum Berna Hocam diyerek ekledi;

“Biliyoruz ki, çok anlamsız, tuhaf, akıl dışı bir düşünceyi ısrarla ve yaygın biçimde yinelerseniz insanların çok büyük bölümü buna inanır. Aslında yalan ne kadar büyük ölçekli ise o kadar etkili olmaktadır. Elinizde güçlü iletişim araçları yani TV, radyo, internet, gazete, dergi varsa toplumun zihnini alt üst edip sizi onaylayan bir kitle yaratabilirsiniz. Tarihte ve günümüzde buna ilişkin çok fazla deneyim mevcut”

İbrahim Hoca bu tartışmalara katılmadı; o an orada onu yakından izleyen biri olsaydı konuşulanlardan rahatsız olduğunu hemen anlayıverirdi, sessizce dinledi sonra usulce kalkıp öğretmenler odasından çıktı.

Çok canı sıkılmıştı, öfkeliydi, kendini çaresiz hissetmişti. İbrahim Hoca, o gece sabaha kadar internette dev insanlar ile ilgili yazılar, resimler, video kayıtları arayıp durdu.

Bir haberde beş bin yıllık insan iskeletlerinden bahsediyordu.

“Çin’in doğusundaki Shandong eyaletinde araştırmalarını yürüten arkeologlar şaşırtıcı bir keşfe imza attı. Bir kazı alanında yapılan keşifte mezarlar bulundu. Mezarlardaki bazı iskeletlerin kemik yapısının alışılagelmiş standartlardan oldukça farklı olduğu tespit edildi.

Araştırmacılar bazı iskeletlerin 1,90 metre boyunda olduğunu ve kemik yapılarının ise oldukça güçlü olduğunu ifade etti. Günümüzde 1,90’lık kemik yapısı yeni bir şey olmasa da boy ortalamasının 1,73 olduğu Çin’de bu tarz bir keşif ilgi uyandırdı.”

Bugünlerde dünyanın pek çok yerinde, sokakta dolaşan 1,90 boyunda bu kadar çok insan varken bu uzunluk geçmişte sıra dışı olsa da artık şaşırtıcı sayılmazdı.

Aslında, İbrahim Hoca boyu 10-13 metre olan dev insanlar arıyordu çünkü Kadir Hoca’nın gösterdiği iskeletler bu boylardaydı. Dini geleneklere sıkıca bağlı bir ortamda yetiştiğinden eski zamanlarda dev insanlar olduğunu ama bunların ilahi buyruklara uygun bir yaşam sürmedikleri için helak edildiklerini öğrenmişti.

Ad kavminin insanlarının çok büyük olduğunu dedesinden dinlemiş olan İbrahim, o dev iskeletlerin aslında helak edilen o kavime ait olduğuna tüm benliği ile inanıyordu.

Başka bir gazete haberinde `Diyanet işleri eski Başkanı, Ad kavminin varlığına ilişkin iddiayı doğruluyor“Evet, Kuran`da Ad kavminden olan kimselerin çok iri ve kuvvetli olduğu belirtiliyor. Ad kavmi zulmeden bir kavme dönüşünce de Allah onları yok etmiştir.“ deniliyordu.

İbrahim Hoca, ertesi gün bu bilgiyi Kadir Hoca ile paylaştı. Onun, dün söylediklerinden pişman olacağını, gerçeği göreceğini umuyordu ancak Kadir Hoca anlattıklarından hiç etkilenmedi. Aslında Ad kavminin varlığının bile kesin olmadığını, olsa bile o boyda insanlar olmalarının imkânsız olduğunu söyleyip durdu. Ona göre Kuran’ da Ad kavminin insanlarının çok iri ve kuvvetli olduğunun belirtilmiş olması bu insanların 10-13 metre boyunda oldukları anlamına gelmezdi.

İbrahim Hoca çok öfkelenmişti, oysa her şey çok açıktı, o dev insanlar tam da Ad kavmimin insanlarıydı. O iskeletler bu durumu ispatlıyordu ancak Kadir Hoca ve diğerleri çok açık olan bu durumu kabul etmek istemiyordu.

Sonraki günlerden birinde Kadir Hoca dev adam fotoğrafının aslında fotomontaj olduğunun ortaya çıktığını anlattı. Foto montajları hazırlayan bu fotoğrafları bir photoshop yarışmasına göndermek için kurguladığını açıklamıştı. O kişi, amacının insanları devler ülkesinde hissettirmek olduğunu yazmışmış o fotoğrafların altına.

İbrahim Hoca bu açıklamalara kulak asmadı, sonraki günlerde Kadir Hoca ile konuşmayı hepten azalttı, mecbur kalmadıkça konuşmadı üstelik bu tavrını neredeyse tüm hocalara karşı da sürdürdü. Bu hocaların Kutsal Kitap ‘da belirtilen bir bilgiyi nasıl kabul etmediklerini anlamıyordu, olup biten ona inanılmaz, tuhaf ve hatta dehşet verici görünüyordu.

Öğretmenler ile arası iyice açılan İbrahim Hoca, kursun sahibi ve müdürü ile artık çok daha yakındı, onlara göre en verimli, en işe yarar öğretmen artık İbrahim Hocaydı. Sonraki aylarda Kadir Hoca ve Mesut Hoca işten ayrılmak zorunda kaldı. Öğretmenler, bu durumla İbrahim Hocanın idare nezdinde daha fazla kabul görmesi arasında bağlantı olduğunu düşünüyor ama dile getirmekten kaçınıyordu. Yeni işe alınan hocalar ise İbrahim Hoca ile tanış olan kimselerdi. Öğretmenler odasında artık eskiden olduğu gibi heyecan dolu tartışmalar yapılmaz olmuştu; açık seçik olmayan ama varlığı hissedilen korku dalgası kurumu etkisi altına almıştı.

Herkes ile iyi geçinen, çok nazik ve hatta yağcı İbrahim Hoca sanki başka bir insana dönüşmüştü. Kimse onu karşısına almak istemiyordu.

Öfkeli olduğu bir gün, öğretmenler odasında, bazı hocaların bilim adı altında milli ve manevi değerlere yönelik saygısız tutum sergilediğini bunun kabul edilemeyeceğini sert biçimde dile getirmişti.

Ona göre insanoğlu o sınırlı zekâ ve bilgisi ile her şeyi anlayamaz, bilemezdi. İnsanın aklına fazlaca güvenmesi haddini aşmasından başka bir şey değildi. Eski zamanlarda böbürlenen, kendini büyük gören pek çok kavim helak edilmişti; bunların günümüzde yaşayan insanlara ders olması gerekirdi.

***

Ertesi yıl, eski kurs müdürü başka bir şehre taşınınca, İbrahim Hoca kursun müdürü oldu. Geçmiş dönemde onun zihninde olumsuz biçimde yer edinmiş hocalar birer birer kurumdan ayrılmaya başladılar. İbrahim Hoca çok hırslıydı; artık bu orta ölçekli kurum onu tatmin etmez hale gelmişti. Daha ileri gitmek, başarılı olmak için doğru kişilerle doğru bağlantı kurmada pek becerikliydi.

Eski öğretmen kadrosunun tasfiye edilmesi bir süre sonra kurumda etkisini göstermeye başladı. Kurumun öğrenci sayısında önemli ölçüde azalma meydana gelmişti. Pek çok öğrenci ayrılan öğretmenlerin çalışmaya başladığı kurslara yöneldi.

Kursun sahibi Cemil Bey kurumda işlerin kötüye gitmesi ile İbrahim Hocanın müdür olması arasında bir bağlantı olduğunu sonunda anladı. Kurumun daha fazla zarar etmesini önlemek isteyen Cemil Bey, İbrahim Hoca’nın işine son verdi ve eski ekibi yeniden toparlamaya girişti.

***

Yeni dönemde eski kadro önemli ölçüde toparlanmış, öğretmenler odası o eski günlerdeki enerji yüklü temposuna geri dönmüştü.

***

O hafta sonu, Kadir Hoca öğretmenler odasında neşe ve enerji dolu sesiyle birkaç gün önce İbrahim Hoca’yı gördüğünü, ayaküstü sohbet ettiklerini anlatıyordu.

“Hey gençler! Haberiniz olsun İbrahim Hoca seviye atlamış”

“Hayırdır? Nasıl bir seviye imiş bu?” diye sordu Mesut Hoca

“Sıkı durun, İbrahim Hoca A…Üniversitesine araştırma görevlisi olmuş, artık felsefe bölümünde ders anlatacakmış”

“Vay canına, bu mümkün mü? İbrahim Hoca, bilim, felsefe, akıl düşkünü sayılmaz ki, asıl olan kabul etmek, teslim olmak, inanmaktır diyen biriydi”

“Ben, onu bunu bilmem ancak İbrahim Hocanın felsefe bölümü başkanı ile hemşeri olduklarını bu sayede diğer adayları kolayca bertaraf ettiğini bilirim.”

“İnanılır gibi değil. Kim tutar o felsefe bölümünü artık. Yaşasın bilim, felsefe ve sucuklu yumurta.” Diye bağırdı Mesut Hoca.

“Avrupa Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türk felsefesinin ayak sesleri” diyerek odadan çıkıverdi Kadir Hoca.

“Bana soracak olursanız, felsefe ile İbrahim Hoca’yı aynı cümle içinde kullanmak bile çılgınca görünüyor; bu elma ile tren veya kremalı bisküvi ile uzay mekiği gibi bir şey yahu”

“O felsefe bölümü öğrencileri çok şanslı doğrusu, bilime, felsefeye, sanata tutku derecesinde düşkün bir hocaları olacak diyebilmek ne hoş olurdu ama…” diyerek sitemini dillendirdi Berna Hoca.

Ders zili çalmaya başlayınca, hocalar sınıflara yöneldiler, kurum hizmetlisi masalardaki boş bardakları toplamaya başlamıştı…

 

 

Hıdır Ateş

Ankara 2018

Son Haberler

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...

Diktatöre Otokar takviyesi

Koç Holding'in ortağı olduğu Otokar, geçen hafta en az 49 kişiyi öldürten Uganda diktatörüne 110 milyon dolarlık zırhlı araç satma anlaşması yaptı. RED özel -...

Kendini de at o zaman

Geçmişte Adnan Hocacı olan ve Fethullahçılarla enseye tokat 'Yetenek' seçen Acun Ilıcalı, Yıllar önce Tayyip Erdoğan'a sosyal medyada küfür yazdığı ortaya çıkan MasterChef yarışmacısını...

“Kedi yemek helaldir…”

İstanbul'da kesip yüzdüğü kedi yavrusunu evine götürürken yakalanan kadın, "Kedi helaldir, yıllardır yiyorum" dedi. Soru şu: "Helal" ise suç değil mi? Ya da bu...

Meclis’i bastılar!

Yüzlerce protestocu Guatemala’nın Meclis binasına girip ateşe verdi. RED haber - Guatemala'da emekçiler ve yoksul halk isyan etti. Meclis binasına giren protestocular, binayı ateşe verdi. Türkiye'deki...