Deneme yanılma virüsü!

Bhutan’ı yakından izleyip, ücra köylerde, taşrada aşılama nasıl yapılır konularında da alacak çok dersimiz var.

  • T. AKMAN

Bugün biraz rakam ve istatistik inceleyelim. Örneğin ülkemiz ile yakın bir coğrafyayı paylaşan iki Kıbrıs devletinin salgın rakamları yan yana nasıl duruyor?

Rakamlarda politik saçmalıklar nedeni ile büyük tutarsızlıklar olsa da bayağı uğraşıp, siyasi yalanlardan arındırılMAmış bir tablo oluşturabildim.

KKTC başta olmak üzere her üç ülkenin nüfusu bile politika konusu. Örneğin Türkiye Suriyeli sığınmacıları işine geldiğinde sayıyor (AB hibe görüşmelerinde, bir yerlerden para isteneceğinde), işine gelmediğinde (milli gelir hesaplamalarında, CoVID-19 istatistiklerinde) saymıyor.

KKTC nüfusu son resmi sayıma göre 313 bin civarındayken, Rum kesimine göre günümüzde 326 bin, Türk kesimine göre 382 bin. Bu bile adanın toplam verileri üzerinden hareket eden Rum kesiminin CoVID-19 raporlarını bozmaya yetiyor.

Buna göre Kıbrıs toplam nüfusu 1,21 milyon ile 1,27 milyon arasında bir yerlerde, 880 bini Rum kesiminde.

2020 sonu itibarı ile Türkiye nüfusu ise “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi” (ADNKS) ile 83,6 milyon olarak hesaplanmış.

“Vatandaşlık ülkesine göre yabancı nüfus” tablosunda 2020’de Türkiye’de toplam Suriyeli sayısı ise sadece 88.907.

“Yurtdışında doğanların doğum yeri ve cinsiyete göre dağılımı” tablosuna göre ise yine Suriye doğumluların sayısı ise 225.371.

Birleşmiş Milletler yine TÜİK verilerinden yola çıkarak nüfusumuzu 84,3 milyon olarak verirken, ağırlığı Suriyeli olan sığınmacılarla birlikte hesaplandığında bu sayı 90 milyona kadar çıkabiliyor.

Hazır bu konuya değinmişken daha sonra ele alırım dediğim bir konuyu da açmış olayım: Pandemide gerçekte kaç kişiyi kaybettik?

2019’daki TÜİK çalışmasına göre 2010’da yüzde 1,59, 2011’de yüzde 1,35, 2012’de yüzde 1,20, 2013’te yüzde 1,37, 2014’te yüzde 1,33, 2015’te yüzde 1,34, 2016’da yüzde 1,35, 2017’de yüzde 1,24 ve nihayet 2018’de yüzde 1,47 olarak gerçekleşen Türkiye’nin nüfus artış hızlarında gelecek beklentileri, 2019 yılındaki TÜİK çalışmasında, 2019 için yüzde 1,24, 2020 için yüzde 1,22, 2021 için yüzde 1,19, 2022 için yüzde 1,17 olarak öngörülmüş ve yıllar ilerledikçe bu oran yavaş yavaş azalmış.

Sıkıcı rakamlardan göreceğiniz gibi bu son derece düzenli ve sapması düşük bir oran. Anormal bir durum olmadıkça bu rakamlarda büyük bir oynama olması mümkün değil, hatta planlama ile azalmıyor.

Örneğin 2019 artış hızı yüzde 1,24 olarak öngörüldüğü halde yüzde 1,39 olarak gerçekleşmiş.

Bundan sonra bir TÜİK çalışması yapıldıysa ben bulamadım ama aynı mantıkla ilerleyince 2020’nin nüfus artış oranını da yine yüzde 1,35 civarında beklemek uygun olacaktı. Ancak 2019 nüfusumuz bir önceki yıla göre 1,15 milyon kişi artarak 83,1 milyon kişiye ulaşırken, 2020 nüfusumuz bir önceki yıla göre yalnızca 459 bin 365 kişi artarak 83,6 milyon kişiye ulaşmış. Bir başka deyişle 84,3 milyon civarına ulaşması beklenen nüfusumuz 663 bin kişi açık vermiş ve 2020 nüfus artış hızımız tarihi dip yaparak yüzde 0,55 olarak gerçekleşmiş.

Daha da ilginç yanı doğum istatistiklerinde çok az bir düşüş var. 2019’da canlı doğan bebek
sayımız 1,18 milyon iken 2020’de 1,09 milyon bebek dünyaya gelmiş.

Yine TÜİK’e göre Türkiye’de 2019 yılında ölen kişi sayısı 435 bin 941 olmuş. Türkiye’de 2018 yılında ölen kişi sayısı 426 bin 106, 2017’de ölen kişi sayısı ise 425 bin 781. Yani son 10 yıldır nüfusa göre yüzde 0,51-yüzde 0,53 bandında duran ve neredeyse sabit denilebilecek bir ölüm istatistiğimiz var. 2020’ye ilişkin rakamları haziran ayı sonuna doğru göreceğiz, ancak beklenen rakam 425-445 bin bandında.

Göç durumuna bakınca Türkiye’de ikamet eden yabancı nüfus bir önceki yıla göre 197 bin kişi azalarak 1,33 milyona düşmüş. Keza yine temmuz ayında yenilenmesini beklediğimiz göç rakamlarında da ciddi bir tutarlılık hatta göç alma yönünde bir trend var, yani göçten kaynaklı bir nüfus artışı da bekleniyor. Peki insanlar normal sayılarda doğdu ve normal sayılarda öldüyse, hatta sağlık bakanının 22 Nisan 2020’de açıkladığı üzere CoVID-19 nedeni ile ölümler artmadı, tam aksine azaldıysa, bu nüfus artAMAmasını nasıl açıklayabiliriz?

Sonuçta sadece doğum-ölüm farkından, nüfusumuzun en az 646 bin kişi artmasını bekliyoruz. Sonuçta 1,12 milyon civarında artmış olması beklenen nüfusumuz sadece 459 bin kişi artmış. Buna şimdilik CoVID-19 “düzeltmesi” diyelim ve yorumları TÜİK’in haziran sonuna kadar kayıp 663 bin insanımızı nasıl açıklayacağını gördükten sonra yapalım.

Bu arada, bu yazıyı yazarken sağlık bakanının eski beyanlarını okumak inanın ufkumu açtı. Önümüze koyduğu farklı tarihli vizyonlarda bugün itibarı ile salgının çoktan bitmiş, askelerin tarihe karışmış, tüm Türkiye’nin bağışıklık kazanmış, onlarca farklı Türk aşısı ile dünya sağlığına damga vurmuş ve de normale fazlasıyla dönmüş olmamız gerekiyordu. Daha da ne masallar… Bu inanılmaz arşivi bir araya toplayıp bir kitap haline getirmek, hatta filmini çekmek lazım.

Resmi verilerle üç ülkenin CoVID-19 ile mücadelesini özetlemek için 100 bin nüfusa karşılık gelen rakamları karşılaştırmak en sağlıklı yöntem, zira rakamlar karşılaştırılabilir hale geliyor. Örneğin 100 bin nüfusa karşılık test sayısı Türkiye için 49 bin iken, KKTC’de 213 bin, Güney Kıbrıs’ta ise 344 bin. Vaka sayısı Türkiye için 4 bin 500, KKTC’de bin 300, Güney Kıbrıs’ta 5 bin 200. Vefat sayısı Türkiye’de 40, Güney Kıbrıs’ta 27, KKTC’de ise 7. Aktif hastada Güney Kıbrıs 1400, KKTC 162, Türkiye ise 528 seviyesinde.

Kritik hasta sayılarında KKTC’de 0,5, Güney Kıbrıs’ta 2,05, Türkiye’de 3,16 rakamları var. Aşıda ise birbirine yakın, nüfusun yüzde 10-15’i civarında oranlar var.

Buraya kadar baktığınızda ülkeler birbirine yakın kısıtlamalar denemiş ve benzer sonuçlar almış gibi görünebilir ancak detaylarda ciddi farklar ortaya çıkıyor. Kıbrıs bir ada ve özellikle KKTC neredeyse tek giriş noktası Türkiye olan, oldukça kapalı bir topluluk.

Güney Kıbrıs ise AB üyesi olarak virüsün yoğun olduğu AB içi seyahatlerden kaynaklı virüsü Avrupa trendlerine paralel yaşıyor. KKTC virüsün etkisini sınırlamış görünse de Güney Kıbrıs’ın makroları Türkiye’ye oldukça yakın. Tek büyük fark test sayılarından kaynaklı. Sağlık bakanlığı salgının başından itibaren test sayısı manipülasyonu yaparak vaka sayılarını istediği gibi değiştiriyor.

Bunun üzerinden de algı operasyonunun parçası olarak vefat sayıları ile oynama serbestisi elde ediyor ama Excel kullanmayı bile beceremeyen turkuaz tablo hazırlayıcıları bir süre sonra ipin ucunu kaçırıveriyor. KKTC tüm tedbirleri uzatırken yurtdışından gelenlere karantina, esnaf başta olmak üzere tüm HoReCa çalışanlarına 7 günde bir test zorunluluğu uyguluyor.

Güney Kıbrıs keza sıkı karantina ve testlerle daha farklı bir yol izleyerek salgını hafifletmeye çalışıyor.

Ülkemiz ise hiçbir akılcı tedbir almadan savaşı doktorlara bırakarak rakamlarla ve algıyla oynuyor. Karantina hak getire zaten ama o test sayıları var ya, o test sayıları…

Bizde yapılan testlerde hiçbir şeffaflık yok, oysa her iki Kıbrıs ülkesi de testlerin kime yapıldığını, yapılma amacını ve sonuçlarını tüm detayları ile birlikte çok şeffaf bir şekilde paylaşıyor. Bizdeki test rakamları sadece anlamsız bir sayı olarak kalırken, Kıbrıs halkları ise son derece bilinçli sonuçlar çıkartabiliyor. Bizde testler berbat, çok yetersiz ve hantal (PCR) olduğundan (Güney Kıbrıs’ın toplamda 7’de 1’i, günlük testte 17’de 1’i; KKTC’nin 4’te 1’i, günlük 6’da 1’i), test sayıları artınca vaka sayıları da anında doğru orantılı arttığı için vakaların tahminen yalnızca onda, belki on beşte birini yakalayabiliyoruz. Peki bizdeki test sayılarını arttırıp Kıbrıs oranlarına çıkartırsak ne tür bir tablo çıkar karşımıza tahmin edebiliyor musunuz?

Bugünkü vaka sayısı rahatlıkla yarım milyonu zorlayacaktır… O zaman virüsün nasıl olup da Türkiye’de G20 ülkelerinin yirmide biri kadar etkili olduğunu anlatmak için maval üstüne maval okursunuz. Kimse size inanmayınca da herkesi suçlu ilan ederek gündemden gündeme atlamalı algı yönetimi ile TÜİK rakamları bile gerçekte kaç kişinin öldüğünü gizleyemez hale gelene kadar gidersiniz belki…

Ya sonra?

Bir kez daha yalanın ve zararın neresinden dönülse kârdır diyeceğimiz bir noktadayız; yapılması durumunda virüsle mücadelede çok daha iyi yerlere geleceğimiz açıkça görülen adımları hemen herkes sıralayabilir.

Öncelikli ve acil olarak, gerçekleri ve verileri tüm çıplaklığı ile kamuoyu ile paylaşın. Turkuaz tablo yayınından vazgeçin, şeffaf bir web sitesi üzerinde canlı veri ile tüm bilgileri anlık yayınlayın.

Halk bilgisiz kaldıkça, cahillik ve ekonomik güçlükler içinde salgın bitti edasında yaşıyor. İnsanlar tek kullanımlık dandik maskeleri tüm bir ay boyunca kullanmaya çalışıyor; çoğunun derdi de virüs değil, sadece ceza yememek.

Bugün “ceza yok, maske serbest” deseniz maske kullanımı belki yüzde 10’lara düşer. Yani tedbirler o kadar saçma ki hiç kimse tarafından içselleştirilemiyor. 65 yaş üzeri yasaklar dünyada uygulanan en aptal ve işe yaramaz yöntemlerden biri. Nedeni muhtemel tümüyle politik olan bu çağdışı uygulamadan acilen vazgeçmeli, hatta işe yaramaz diyerek bir kenara atmaya çalıştığımız bu insanları tam bir seferberliğe çağırmalıyız.

Bu grubun eşsiz bilgi birikimine ve tecrübelerine hiçbir zaman olmadığı kadar ihtiyacımız var. Öğretmenler tümüyle aşılanmadan, çocuklara test zorunluluğu gelmeden, sadece uzaktan eğitimi yüzüne gözüne bulaştıran bakanın ticari kaygıları nedeni ile zorla açılan okullar kapalı tutulmalı.

Ivır zıvır bir sürü istisnalı yasak daha kaldırılmalı ya da istisnasız uygulanmalı ki bunları hepimiz artık çok iyi biliyoruz.

Gelelim kapanma dedikodularına…

Ramazan ayı boyunca yapılabileceği öngörülen tam kapanma bir işe yarar mı? Her şeyi bugüne kadar denediğimiz şekilde yapacaksak kesinlikle hayır. İşe yarayacak tek kapanma modeli, süpermarketler ve çok hayati birkaç kurum hariç tüm işyerlerinin, kamu ve özel sektörün 45 gün süreyle istisnasız tümüyle kapandığı ve bu süreçte tüm yetişkin nüfusun aşılandığı bir model. Sonrasında da dışarıdan her gelenin 14 gün karantinada tutularak kontrol altına alınacağı bir sistem dışında atılacak her yamalı adım tıpkı daha öncekiler gibi göstermelik ve anlamsız olacaktır.

Belki turkuaz tabloyu biraz hafifletecektir, ancak tıpkı bugünkü uygulamalar gibi toplumun genel psikolojisini daha da bozacağı için, uzun vadede zararları yararından çok daha büyük olacaktır.

Amaç bu olacaksa rakamları düşürün geçin; zaten inananlar ideolojik olarak inanmaya devam edecek, inanmayan yine inanmayacak. Deneme yanılma usulü yarı kapanmalar başta ekonomi ve toplumsal ruh sağlığını çok zorlayan ve sonuç alamadığımız halde ısrar ettiğimiz bir model. Bunun yerine yapılabilecek onlarca farklı şeyi neden denemediğimizi anlamak çok güç.

Bhutan Krallığı, Doğu Himalayalarda bulunan ve “Gürleyen Ejderhalar Ülkesi” olarak bilinen, küçük bir Budist ülke. Mütevazi, saygılı ve kapalı denilebilecek yaşam tarzları ile 735 bin kişilik ülkede bugüne kadar toplam 910 vaka görüldü ve yalnızca 1 kişi vefat etti.

Dev komşusu Hindistan, ülkeye ocak ayında 150 bin doz CoVID-19 aşısı hediye ettiğinde, bir Budist topluma yakışacak şekilde alelacele hiçbir şey yapılmadı. Budist rahiplerle devlet görevlileri bir araya geldi, tartıştılar ve karar verdiler. Yeterli aşı stoğu birikmesini ve inanışlarına göre uygun zamanın gelmesini bekleyeceklerdi. 13 Mart’a kadar zaman uygun görülmedi ve Hindistan’dan gelmeye devam eden CoviShield (AstraZeneca formülü) aşıları biriktirilirken beklemeye devam edildi.

Tüm aşılanabilir topluma yetecek olan 600 bin doz aşıya kavuştuktan sonra, 27 Mart sabahı toplum liderleri öncülüğünde aşılama kampanyasına başlayan ve sadece 37 doktoru olan ülkede toplam 7 günde aşılanabilir nüfusunun yüzde 85’i, yani 470 bin kişi aşılanarak bir rekor kırıldı. 9 gün içinde de tüm aşılama işlemi bitmişti. Demek ki istenirse aşılama gayet kolay yapılabiliyormuş; yani dünyanın en gariban ülkelerinden Bhutan’ın 7 günde başardığını başarabilirsek sadece 45 günlük kapanma ve aşı kampanyası ile virüsün önüne geçebiliriz.

Bhutan’ı yakından izleyip, ücra köylerde, taşrada aşılama nasıl yapılır konularında da alacak çok dersimiz var. Onlar da hatalarından öğrenmişler, tahminen 6 ay sonra yapacakları aşı kampanyasını daha da kısa sürede bitireceklerini düşünüyorlar.

Darısı başımıza.

Son Haberler