De Te Fabula Narratur (1) ya da Ah Hoca Nasreddin Ah!

Ayasofya, Kariye, Kanal İstanbul ve doğal gaz yaratılmaya çalışılan efsanenin gözümüze sokulan, bize belletilmeye çalışılan birer parçası.

  • BORA ERCAN

Topos Yunancada ‘yer’ anlamına gelir. Ütopya’daki ‘u’ öneki olumsuzluk ekidir, ancak kelimenin bütün olarak anlamında bir iyi oluş söz konusudur.

Kavram insanlarıyla, coğrafyasıyla, fauna ve florasıyla mümkün olamayacak kadar güzel bir yeri işaret eder: Yokyer! Yerden de öte yokülke, yoktoplum, yani ideal, mükemmel yer

Budacıların Shambala’sından, Almanların Schlaraffenland’ına, Antik Yunan’ın Hyperborea’sına kadar her kültür kendi ütopyasını her çağda yaratmıştır.

Kök kelimemiz topos’un öneki ‘dis’ olursa burada kavram büsbütün olumsuzlaşır, hiç olamayacak kadar kötü bir yer anlamı oluşur. Ütopyanın cennetsiliğine karşı distopyanın cehennemsiliği söz konusudur. Kavrama anti-ütopya, karşı-ütopya da denir.

Ray Bradbury’nin müthiş eseri Fahrenheit 451, George Orwell’in bütün zamanların klasiği 1984’ü buna en tipik örneklerdir.

Bütün bu kavramlar ilk bakışta felsefenin, sanatın, edebiyatın konusu gibi görünür; oysa, bunlar insanın, toplumların bilinç ve bilinçdışının ete kemiğe bürünmüş halleridir.

Her ne kadar geçmişte savaşı reddeden, barış içinde yaşamaya çalışan halklar, toplumlar olmuş olsa da bilinen dünya tarihinde bunların genele oranları göz önüne alınamayacak kadar az.

Yine de böylesi ‘altın çağların’ meleksi insanlarıyla dolu pastoral, idilvari ülkelerinin var olmuş olma olasılığı ya da uzak bir gelecekte bunun gerçekleşme hayali bile insanın içine su serper. Nitekim, Atlantis efsanesi bunun üzerine kuruludur ve günümüzdeki bütün new age (yeni çağ) akımlarının temel çıkış ve varoluş nedeni de bu efsanedir.

İnsan inanmak ister. İnanç acıya katlanmayı sağlar. Marx’ın “din kitlelerin afyonudur,” sözü farklı taraflardan yorumlanabilir. Kitleler bu acıyı farkındadır, ancak çare bulacak yetilerini de kaybetmişler, teslim olmuşlardır.

Ütopyası olmayan toplumların distopyası da kaçınılmaz olur. Günümüz tam bir distopya dönemidir. Bu yüzyıllar Hint kozmolojisindeki döngüsel dört dönemden sonuncusu olan Karanlık Çağ (Kali Yuga) dönemidir. Bu dönem ‘kurtarıcıların’ ve onlara iman edenlerin arttığı bir dönemdir. Bütün bunlar da koca bir ‘yalan dünyayı’ besler! Kurtulmaya çalıştıkça daha batar insanlık.

Öte yandan, kurtuluş elbette vardır. Fabulasını bilen toplumlar, ütopyalarını, hayallerini, güzel rüyalarını teslim etmeyenler bu kurtuluşun yolundadır. Fabula, yani hikaye demişken değinmeden geçmeyelim: Devlet yetkililerimizden biri geçtiğimiz günlerde masallardan söz etti. Son 150 yılda, modernleşme sürecinde masallarımızın bize unutturulduğundan.

Masal ilginç bir kavramdır. Günümüz Türkçesinde anlam kaymasına uğramış, uğratılmış. Oysa, masal meseldir. Yani meselesi olan kısa anlatı. Örnek bir durum. Nitekim, emsal, mesela gibi kelimeler de aynı kökten gelir.

Yani masal bir tür derstir. Bu ders evrenseldir. Modernleşmeyle de bir ilgisi yoktur, bugün hâlâ dünyanın birçok ülkesinde çocuklar Külkedisi’yle birlikte Ali Baba ve Kırk Haramiler’i de okur.

Dil ve kavramlar iktidarın elinde yön değiştirir, çarpıtılır. Yeni sözcükler tedavüle sokulurken bazıları kullanımdan kaldırılır. Medyada en çok hangi kelimelerin kullanıldığına baktığınızda dediğim tam olarak anlaşılır. Hatta arşive girip eski gazetelerde, dergilerde kullanılan dile bakarsanız bugünden ne kadar farklı olduğunu görürsünüz.

Değişen sadece konuşulan dil değil beden dili ve mimiklerdir de. Dille bu kadar oynamak toplumun zihnine hiç şüphe yok ki ciddi bir biyopolitik müdahaledir. Zira neredeyse yılın her günü emekliye, memura, işçiye, işsize müjde dağıtan medya organları kağıt ve enerji israfına devam edemezlerdi.

Böylece ülkemizde gelinen noktada toplum birbirinden kopuk, birbirine karışmayan, birbirini anlamayan, anlamak da istemeyen katmanlardan oluşmakta. Kısacası iktidar dilsel hegamonyasıyla kendi masalını, meselini büyük yarılmalarla kurmakta.

Ayasofya, Kariye, Kanal İstanbul ve doğal gaz bu yaratılmaya çalışılan efsanenin gözümüze sokulan, bize belletilmeye çalışılan birer parçası.

Hoca Nasreddin göle maya çalar ve dene der, denemekten korkma. Bu toprakların ütopyası Hoca’dır. Başka açılardan bakmayı öğreten, düşündüren, uyanık tutan.

Bugün yaşasaydı ve göle maya çalmaya kalksaydı valilik, kaymakamlık, jandarma engeline takılır, gölün kıyısına polis bariyerleri konur, değil maya çalmak bunu düşünmesi, ifade etmesi bile engellenir, dÖrt duvar arasında bulurdu kendini ama vazgeçer miydi hiç?

Kısacası, ülkemize gelen her iktidar kendi masalını yazarken bu toprakların masallarını da yok sayar. Nitekim, Nasreddin Hoca’mızı sansürsüz okutabilecek bir iktidar bu ülkeye henüz gelmedi.

  1. Anlatılan senin hikayendir.

Son Haberler

Jöleli ters köşe!

Eski milli kaleci ve Milli Takımlar Teknik Direktörü Şenol Güneş, iktidar tarafından şımartılan Jöleli Yiğit Bulut'a haddini bildirdi. RED haber - Türkiye A Milli Futbol...

Diktatöre Otokar takviyesi

Koç Holding'in ortağı olduğu Otokar, geçen hafta en az 49 kişiyi öldürten Uganda diktatörüne 110 milyon dolarlık zırhlı araç satma anlaşması yaptı. RED özel -...

Kendini de at o zaman

Geçmişte Adnan Hocacı olan ve Fethullahçılarla enseye tokat 'Yetenek' seçen Acun Ilıcalı, Yıllar önce Tayyip Erdoğan'a sosyal medyada küfür yazdığı ortaya çıkan MasterChef yarışmacısını...

“Kedi yemek helaldir…”

İstanbul'da kesip yüzdüğü kedi yavrusunu evine götürürken yakalanan kadın, "Kedi helaldir, yıllardır yiyorum" dedi. Soru şu: "Helal" ise suç değil mi? Ya da bu...

Meclis’i bastılar!

Yüzlerce protestocu Guatemala’nın Meclis binasına girip ateşe verdi. RED haber - Guatemala'da emekçiler ve yoksul halk isyan etti. Meclis binasına giren protestocular, binayı ateşe verdi. Türkiye'deki...