Gazete REDDayak nedir, neden atılır?

Dayak nedir, neden atılır?

Şunun şurasında bir ay öncesine kadar, düşük yoğunluklu seçim tartışmalarının kendi halinde aktığı günlerde 2019 hiç gelmeyecekmişçesine enteresan biçimde rahattık!

Ancak, tartışmasız herkes Fırat Kalkanı’ndan Afrin işgaline, Varlık Fonu’ndan özelleştirmelere, ABD’ye karşı “antiemperyalist” üfürmelerden Rusya’yla imzalanan kapitülasyonların büyük birer kazanım gibi sunulmasına varana kadar tüm gelişmeleri Saray iktidarının seçime dönük birer yatırımı olarak görüp değerlendiriyordu.

Bütün bunların üstüne, AKP’nin “İttifak Yasası” dayatmasıyla uyanıp “hileyi yasallaştırdıklarını” da şak diye teşhis eden kimi sol/sosyalist arkadaşlar, patlayan seçim tartışmaları üstüne bir yandan “ilgili kurullarını” toplamaya koyulurken bir yandan bu koşullarda seçim tartışmalarının temelini teşkil etmesi beklenen boykot seçeneği için “henüz erken abi ya!” deyip, bir gözleriyle CHP’yi keserek gelişmeleri biraz daha izlemeyi tercih etmişlerdi!

Onlar gelişmeleri izlerken, Erdoğan ve Bahçeli’nin bir danışıklı dövüşle 24 Haziran’a korsan seçim koymasıyla çarşı karıştı. “Seçim aritmetiği”nin gizemi ve sandığın dayanılmaz cazibesine kapılıp enteresan bir çeşitlilik göstererek “işçi sınıfını seçimlerde seçeneksiz bırakmayacağız!” diyen komünistinden “boykot, ilerici kesimlerin tercih edeceği bir yöntem değildir, çekimser kalamayız!” diyen sosyalistine kadar solun bir kesiminde sandığın başına üşüşme niyetleri belirmeye başladı!

Boykot tartışması için erkendi ama Erdoğan ve Bahçeli’nin mukavvadan Cumhur İttifakı karşısında muhalefetin olası ittifak seçenekleri, CHP’ye kazandırma formülleri, mecliste çoğunluğu ele geçirmenin sırları, büyülü aday arayışları ve Kılıçdaroğlu’nun sağa yatmasının gizemi üzerine gelişen seçim tartışmaları “seçim aritmetiği”ne taklalar attırarak aldı yürüdü!

Ve bugün aynı arkadaşların gırtlaklarına kadar “seçim aritmetiği”ne batması, açık söylemek gerekirse, emekçiler için her sonucu yıkım olacak seçimin yeniden meşrulaştırılmasının teminatıdır artık. Tayyip Erdoğan’ın seçimi kazanmasına yeter mi bilinmez ancak bu teminat, iki kere ikinin her zaman dört etmeyeceğini bilmesi gereken ve buna rağmen “seçim aritmetiği”ne gark olan sosyalistlerin de sandığa gitmesiyle, sandığa sahip çıkmasıyla, -artık her kime verecekse- oy vermesiyle onaylanmış olacak olan seçimlerden ve sağlanacak olan katılım oranından devşirilecek bir meşruiyettir Saray için! Erdoğan istedi bir göz. Lafı mı olur? Sosyalistler versin mi iki göz?

24 Haziran: Taraflar ve endamları!

Dayatılan 24 Haziran korsan seçimlerinde tablo, Saray’ın MHP ve BBP ile beraber kurduğu Cumhur İttifakı karşısında mevzilenmeye çalışan CHP-İYİ Parti-Saadet-DP ittifakı ve hiçbir ittifakta kendine yer bulamayan HDP’den oluşuyor.

Arada, liberaller tarafından “arsız pazarlamacı” goygoyu ile sanki siyasal İslamcı Saray iktidarına karşı gerçek bir alternatifmiş gibi estirilen Abdullah Gül rüzgarı, ikinci turda CHP ve HDP’nin de tercihi olabileceğini gösterdikten sonra utanmaz liberallerin yapraklarını döküp gitti. AKP’nin ve Gülen Cemaati’nin tüm suçlarına ortak olan Abdullah Gül’ün adaylığı, bahçesine helikopterle indirilen Genelkurmay Başkanı marifetiyle Erdoğan’ın neler yapabileceğini göstermesi kadar, CHP ve HDP’nin bu adaylığa teveccüh gösterebileceğini göstermesi bakımından da önemli idi. Zira, anlı şanlı komünistlerimizin, pek devrimci sosyalistlerimizin sahip çıkacağı sandıklarda oyların hakkaniyetle sayılabilmesi, hiç adayı olmayan bu sol cenaha değil ama Abdullah Gül’e yarayabilirdi. Olmadı!

Ancak bir düşünün; aday olup seçilecek olsa idi, Abdullah Gül’ün bir süre sonra “eski yol arkadaşlarımın ricasını kıramadım, evime dönüyorum” demeyeceğini kim garanti edebilirdi? Her iki tarafta da akıl, ilke, ideoloji tatildedir!

Belki de Abdullah Gül’e niyet, İYİ Parti’ye kısmet bir girişim olarak, çalışmaları ve beyanatları devam ediyor yoldaşların! Boykotu değil de sandığı işaret eden sosyalistlerimizin gösterdiği istikamette yer bulan alternatifler böyle!

24 Haziran ve Sol

Erken seçim ihtimalini gören ama bu ihtimali gördüğü günlerde boykot tartışmasını henüz erken bulan kimi sol/sosyalist arkadaşlar, Saray iktidarının korsan seçim kararına evde pijama ve terlikle yakalanmıştır. Adayı yoktur. Üzerinde mutabakat arayabileceği bir ortak aday yoktur. Bu mutabakatı ve adayı arayacak zaman yoktur. Çok çalışarak o zaman yaratılabilecek olsa idi, “5 günde yüz bin imza” dayatması ile kaçıncı kez gasp edilmiş olan seçimlere katılma hakkı imkansızlaştırılmıştır. Ne gariptir ki, istisnalar dışında sosyalist cephede boykotu bir tercih olarak öne çıkaran da yoktur.

Koskoca bir geleneğin lideri ve bir sosyalist partinin onursal başkanı pozisyonundaki “ağabey”, kendi medyasında verdiği canlı röportajda “Boykotun ilerici kesimler tarafından tercih edileceğini düşünmüyorum. Çekimser kalamayız!” diyerek seçim sandığını işaret ediyor. Hangi parti için bunu yaptığı bilinmiyor mu? Üzerinden düzenle irtibat kurdukları CHP’nin, Türkiye’nin gedikli faşistleriyle kuracağı ittifakla sosyalist mücadeleye sağlayacağı katkıyı anlatsınlar da öğrenelim!

Boykotu çekimserlik gibi apolitik bir duruş saymak cahilliktir. Tersine boykot, seçimlerin olası sonuçlarını gören, gördüğü sonuçları topluma da göstermekle kendini mükellef kabul eden sosyalistler için politik bir tavırdır. Oysa, şu koşullarda “sandığa sahip çıkmak”, sosyalistler için bir politika değildir. Öyle olduğunu iddia eden varsa, o politik tavrın sağcılığın hangi tonuna tekabül ettiğini ayrıca konuşuruz!

Aynı geleneğin gazetesinde yazan bir akademisyen arkadaşımız, seçimlere katılma imkanı yakalayabilmesi için CHP’nin İYİ Parti’ye onbeş milletvekili transfer ederek destek olmasından çok etkilenmiş; CHP’nin İYİ Parti hamlesi iktidarın taktiğini boşa düşürdü. Bu haliyle doğru hamle. Ancak CHP demokratik tutarlılık gereği aynı açık çeki sol/sosyalist bir aday için hazır tuttuğunu açıklamalı. Aksi halde bu durum yine sağa yönelim olarak yorumlanacaktır” buyuruyor. Akıllara durgunluk verecek bir öneridir bu. Demokratik tutarlılığı aradığı yer, temsilcisi olduğu geleneğin iflasının ilanı gibi. CHP kalkıp bir sosyalist adaya da benzer bir açık çek verse, o sosyalist aday bunu kabul edecek ve CHP de zevahiri kurtarıp “sağa yöneldiği” eleştirisinden muaf olacak ve böylelikle demokratik bir kurum olarak kendisini temize çekebilecek, öyle mi? Kendi belediyelerinden atılan yüzlerce işçi için gıkını çıkarmayan CHP? Dokunulmazlıkların kaldırılmasına “Anayasa’ya aykırı ama evet!” diyen CHP? Savaş tezkeresine onay veren CHP? Afrin işgalinde AKP destekçisi kesilen CHP? Saymakla bitmez. Bu CHP’ye onbeş milletvekili karşılığında demokrat madalyası takma yetkisini kendisinde görebilmesi müthiş bir özgüven tabii! Defalarca yazdık; kritik günlerde yapılan eylem birliklerini istisna tutarsak, CHP ile göbek bağını kesmeyen, sosyalizmi boş versin. Çok istiyorsa, “Devletin ideolojik aygıtları” dersine misafir olarak katılsın. Ama esasen, Bernstein’dan itibaren sosyal demokrasi dersine çalışarak CHP’ye ideolojik katkı sunsun, kafi. Artık yeter!

“Hiçbir şekilde meşru değil” dediğimiz Saray iktidarının önümüze koyduğu bu korsan seçime gösterilen teveccühün bir nedeni olmalı! Hele ki bu nedenler, ağırlıklı olarak toplumun çıkarına hizmet edecek türden sonuçlar üretmeyecekse. Sonuç itibarıyla, seçimi kazanması halinde parlamenter düzene geri dönmek için bile açık ve net bir kararlılık göstermeyen, bunun için mutabakat arayacağını söyleyen Kılıçdaroğlu’ndan söz ediyoruz. Kimle arayacak mutabakatı?

İhtimal ya, yarın kendisini CHP’nin de içinde yer alacağı olası bir koalisyon iktidarının şöyle ya da böyle (CHP kontenjanından) bir parçası, olası iktidarın parçası değilse de mecliste yer alacak muhalefetin kıyısından köşesinden bir unsuru olarak görmek/göstermek adına içine düşülen bu kepazeliğin izahı yoktur.

Ahbap çavuş ilişkisini yoldaşlık ilişkisine tercih eden sosyalistlerin, hiç edilmiş parlamentoda elde etmeyi umduğu milletvekilliğinin “işçi sınıfı” için ne gibi bir kazanımdan sayılması gerektiği izaha muhtaçtır.

Devletin ve düzenin hakim güçleri arasında süren pazarlıkların bir sonucu olarak kazananı belirlenecek olan, faşist İslamcı Erdoğan değilse, ikinci turda sol şovmen Muharrem İnce’nin ya da onun tökezlemesiyle faşist/milliyetçi Akşener’in kazandırılacağı bir seçimin nesinin tarafı olabiliriz?

Kaldı ki, Erdoğan karşıtı ittifak kazansa, ne olacağını düşünüyoruz? Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı mührünü usulca masanın üstüne bırakıp çekilir mi? Yoksa, neredeyse 2010’dan beri yazıp çizdiğimiz gibi bir iç savaş gelip kapımıza mı dayanır? Biz değil miydik, yaptığımız onlarca tahlilde Erdoğan’ın bir siyasal İslamcı olarak iktidarı seçimle bile olsa olağan biçimde bırakmayacağını tespit eden?!

24 Haziran, kimin tek adam olacağını belirleyecek. “İşçi sınıfını seçimlerde seçeneksiz bırakmayacağız” diyerek sandığa koşan komünistler de, “boykotun ilerici kesimlerce tercih edilecek alternatif olmadığını” buyurup sandığı işaret eden sosyalistler de, daha utangaç bir tavırla ortak aday fırsatının kaçırıldığını itiraf edip CHP’nin başlattığı “sandık güvenliği” çalışmalarına katılmayı öneren devrimcilerimiz de her halükarda bir sağcının ya da faşistin çıkacağı sandığın etrafında toplaşmak, sandığı meşrulaştırmak, o tezgahın kıyısında köşesinde yer almak telaşıyla ne yapacağını şaşırmış durumda. Böyle kepazelik olmaz. Siyasetsizlik, sosyalist örgüt ve partilerin tabanını CHP’ye, CHP de ittifak illüzyonu içinde İYİ Parti’ye itiyor. Ya da, ölümü görüp sıtmaya, Hizbullah’ın yasal partisi Hüda-Par ile ittifak ihtimali bulunan ve ABD ile ittifakı meşru gören HDP’ye razı olma tercihi baki. Durum budur. Utanç vericidir!

Ne yapılabilirdi?

Evet, sadece kendimizden menkul bir boykot önerisiyle kitlelere gidemeyeceğimizi biliyoruz. Ama en azından devrimciler olarak tüm muhalefeti kuralları tamamen AKP-MHP eliyle belirlenen bu “seçim”i boykota çağırmalıydık. Olmadı mı, tüm sosyalistleri temsil edebilecek bir adayla düzenin ve onun seçimlerini teşhir edebilecek bir kampanyaya girişmeliydik. 100 bin imza mı? Sosyalist sol Doğu Perinçek’in cüret ettiği işe kalkışamıyorsa konu zaten kapanmıştır.

Neyse, işte böylece emekçilerin herhangi bir seçeneği olmayan bir acayip seçime doğru ilerliyoruz. Sosyalist solun basiretsizliği, gözünün önünde akıp gidecek olan seçim cayırtısına seyirci kalıp sonunda sandık beklemeye razı olmaya yol açtı.

Tanrı, Türkiye solunu daha fazla dayak yemekten korusun!

Önceki İçerikKarl Marx 200 yaşında!
Sonraki İçerikUnutturamayacaksınız!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,821BeğenenlerBeğen
17,104TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol