Daralan Habitatımız, Yok Edilen Varlığımız

Düğün fotoğrafçıları tarafından özel çekim seti haline getirilen Kuzguncuk’ta komşular kapılarına ‘burada fotoğraf çektirenler boşanıyor,’ yazmak durumunda kaldı…

  • BORA ERCAN

Günlerdir her zamankinden daha çok aklımda dönüp duran bir kelime habitat, kısaca yaşanılan yer demek. Bu tanım sadece insan için değil hayvan ve bitkiler için de geçerli, nitekim habitat yok olunca orada bulunan ne varsa onlar da yok olur.

Dicle’nin (Tigris) adını verdiği kaplan (tiger) artık topraklarımızda yaşamıyor, Anadolu parsı da… Türe adını veren karakulak (caracal caracal) ise çok çok az kaldı. Bunlar gibi onlarca, yüzlerce hayvan ve bitki türü habitatları, besin zincirleri insan müdahalesiyle yok olduğu için artık topraklarımızda var olamıyor.

Bazı diller de yok oluşta. O dili konuşan halklar sürgünlerle, asimilasyonlarla sadece tarihsel bir bilgi haline geliyor.

İnsanların doğaya devasa havaalanları, otoyollar, enerji santralleri, HES’ler, RES’ler, JES’ler, taş ocakları, madenlerle kurdukları hegemonyayla sadece kuşların göç yolları değil tohumların dağılımı, yağışların toprakla ve denizle buluşması da etkileniyor. Geçtiğimiz günlerde Giresun’da yaşanan sel, hepimiz biliyoruz ki, ne ilk ne de son. Ankara’daki kum fırtınası bir doğa olayından daha çok betonlaşmanın sonucu. İnsan ve hayvan ölümlerinin nedeni sel, fırtına ya da deprem gibi doğa olayları değil para kazanma hırsıyla gözü dönmüşlerin doymak bilmezliği.

Başkasının yaşadığı felaketler bizim için çoğu zaman her şey gibi geçici, uçucudur. Ateş düştüğü yeri yakar sözü birebir bunu anlatır. Bir bilgisayar tuşuna basma süresince verilen anlık tepkiler ne kadar da değersizdir aslında çünkü bütün bunlar başımıza gelmedikçe bize çok yabancı, çok uzaktır. Oysa benzer zihniyet on yıllardır insanları bir yerden bir yere gerek zorla gerekse yaşamsal zorunluluklarla hareket ettiriyor. Doğdukları, anılarını biriktirdikleri yerlerde yaşamıyor insanlar. Yaşayamıyor.

Yersizleşme beraberinde kimliksizleşmeyi de kaçınılmaz olarak getirir. Milyonlarca insan günün birinde doğdukları, çocukluklarının geçtiği coğrafyaya dönme umutlarıyladır. Bir tür dalından koparılmış ve sürekli bir yeniden köklenme halindeyiz.

Köyünüzde yaşarken birden yanı başınıza bir jeotermal santral kurulur. Bu kurulum çoğu zaman usulsüzce gerçekleşir. Mahkeme kararıyla inşaat bazen durdurulur, ama siz kendi toprağınızda jandarmadan yediğiniz dayakla kalırsınız ya da canınıza kastedilir, hatta oradan göçe zorlanırsınız.

Nitekim Kazdağları’ndaki altın madeni de aynı olmadı mı? Kesilen yüz binlerce ağacın yarattığı yıkımı engellemek için ne yapıldı ya da kim izin verdi bu kıyıma? Kısacası kimse güvende değil. Her an habitatınıza, varlığınıza müdahale edilebilir.

Ne kadar da güvensiz, saygısız, laçkalaşmış bir hale döndü her şey. Herkes saldırgan. Herkes bağırıyor. Oysa ki habitat herkesin. Sonuçta o ormanları yakanların, o madenleri kazanların da habitatı burası. Ağaçları kesip ‘Orman Genel Müdürlüğü’ yazmak nasıl bir çelişki…

Habitat sorunuyla ülkenin sadece kırsalında değil her yerinde karşı karşıya kalabilirsiniz. Yıllardır yaşadığınız mahalle artık yaşanmaz bir hale gelebilir. Son birkaç yılda sıradan bir mahallenin başına gelenleri kısaca atlatayım.

Kuzguncuk sıradan bir boğaz köyüdür. Tarihsel olarak da orta halli gayrimüslimlerin yaşam alanıdır. Bunu o dönemden kalmış iki Rum, bir Ermeni kilisesi, iki de Yahudi sinagoguyla birlikte Rum ve Yahudi mezarlıkları bize söylüyor.

Günümüzde onlara habitat bırakılmadığı için gayrimüslüm azınlık yok denecek kadar az! Artık onların bıraktığı bostanın yeşilliğini, çokkültürlü mahalle geleneğini elden geldiğince devam ettirmeye çalışan insanlar var.

Geçen yıl kanser tedavisindeyken komşularımdan gördüğüm desteği dünyanın hiçbir yerinde göremezdim. Maddi manevi yanımdaydılar, yemekler yapmış, beni şifalandırmışlardı.

Bu bir bireysel deneyimdi, ama bunun öncesinde zaten yıllara dayanan bir mahalle dayanışması, bostanı yapılaşmaya bırakmama gibi birçok etkinlik de mahallelinin ortak eseriydi.

Küçük, şirin mahalle önce dizi çekimleriyle işgal edildi. Kuzguncuk semttir set değil sloganıyla bu olay şimdilik nispeten azaldı. Ardından düğün fotoğrafçıları tarafından özel çekim seti haline getirilen mahallede komşular kapılarına ‘burada fotoğraf çektirenler boşanıyor,’ yazmak durumunda kaldılar. Yani daracık sokaklarda ne evinize girebilir ne de evinizden çıkabilir hale geliyorsunuz.

Ve son darbe ana caddedeki kaldırımların belediye tarafından genişletilmesi oldu. Bir yandan yol daralıyor, park sorunu daha da artıyor, diğer yandan da çekim alanı haline getirilen mahallede alışık olunmayan bir trafikle, egzozla, korna sesiyle karşı karşıya kalıyorduk.

Yanlış anlaşılmasın kaldırımlar bizler rahat yürüyelim diye değil kafeler sandalye koysunlar diye genişletildi. Böylece zaten çok olan kafe sayısı daha da arttı. İnsanlarsa yoğun olarak gelmeye başladı.

İlk bakışta bunda bir sorun yok, zira herkes her yere gitmekte özgür fakat ne masa yerleşiminde ne açılış kapanış saatlerinde belirli bir düzenleme söz konusuydu… Siyasi bir gösteride hemen müdahale eden resmi yetkililer mahalle sakinlerinin huzuru söz konusu olduğunda hiçbir şey yapmıyordu.

Başa dönelim, yerel iktidar orada olan yaşamı, varlığı, kültürel birikimi ortadan kaldırıyor. Can Yücel’in, Cengiz Bektaş’ın, Egemen Berköz’ün, Yusuf Katipoğlu’nun, Artin Demirci’nin, Dilek Demirci’nin, Eray Özcan’ın, Nevzat Sayın’ın, Bihrat Mavitan’ın, Kuzguncuk Sahaf’ın, Nail Kitabevi’nin Kuzguncuk’u artık atölyelerin, sanat ortamlarının değil cafelerin, et lokantalarının Kuzguncuk’u!

Önceki İçerikÇay grevi
Sonraki İçerikNe diyelim “lan”?!

Son Haberler

“Ya canımızı alacaksınız, ya hakkımızı vereceksiniz!”

Karaman Ermenek’te ödenmeyen maaş ve tazminat hakları için Ankara^’ya yürüyüş başlatan maden işçilerinin direnişi büyüyor. İşçiler haykırıyor: Ölmek var, dönmek yok! RED Haber - Soma’dan...

İstanbul’da müthiş “çay keyfi”!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul’da pandeminin ekonomiye olan etkilerini değerlendiren bir rapor hazırladı. Veriler, ülkeyi “şirket gibi” yöneteceğini iddia eden iktidarın “çayları bile şirketten"...

İskenderun’da çatışma ve patlama

Hatay İskenderun'da kent merkezinde şüpheli iki şahıstan biri kendini patlattı, diğerinin ise polis tarafından öldürüldü. Şüphelilerin kimlikleri henüz belli değil. RED haber - İskenderun kent merkezindeki...

“Avrupa’yı dürbünle görürsünüz!..”

Avusturya ve İtalya'dan Tayyip Erdoğan'a sert tepki geldi: "Hakaret etmeden konuş, ortak dünyamızdan iyice uzaklaştınız..." RED haber - Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip...

‘Canlı bombalar’ geri mi döndü?

Hatay'ın İskenderun ilçesinde büyük bir patlama gerçekleşti. Bir 'canlı bomba'nın kendisini patlattığı öne sürülüyor. RED haber - İskenderun kent merkezindeki Fener Caddesi’nde bu akşam büyük...