Çorum’dan Nijerya’ya bir cemaatin öyküsü

Sapık tarikat şeyhi hakkında bilinmeyenler, yanlış bilinenler ve bir tarikatın önlenemez yükselişinin dehşet verici öyküsü…

  • YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN

Bu ay başlarında yaşanan bir çocuk istismarı vakası kamuoyunun pek tanımadığı bir cemaatin dikkatleri aniden çekmesine yol açtı. Elbette kafa karışıklığı, yanlış bilgiler, eksik kanaatler de ortalığa saçıldı.

Örneğin, Uşşakî Vakfı “bizden değildir” diye bir açıklama yaptı, “E hani bu adam Uşşakiydi?!” tepkileri geldi. Sonra da gülünç ve anlamsız “sahte şeyh” iddiaları. En baştan söyleyelim ki meşhur ve meşum failimiz “Uşşaki tarikatı şeyhi” değil. Fatih Nurullah Efendi’nin başında bulunduğu grup Halvetiyye tarikatı Ahmediyye ana kolu Uşşakiyye şubesi Ruhzariyye alt kolu İpek Efendi Cemaati. Çok mu karışık geldi? Öyleyse hikâyeye en basit kısmından başlayalım.

Eyyüp Fatih Şağban 1962 İstanbul doğumlu. İnşaat demiri satışı ve madeni hurda alım satımı ile uğraşan Hasan Bedrettin Şağban’ın oğlu. Dededen miras, yoğun bir Nakşibendi atmosferde yetişiyor. Dede Abdülkadir Şağban Harput’un kerametleriyle ünlü Nakşibendi şeyhi Osman Bedreddin Erzurumi’nin Divriği’deki sadık dervişi. 1982 yılına gelindiğinde, Eyyüp Fatih de ailesi gibi, Osman Bedreddin’in halifesi Şerif Muhammed Buhari’nin (Şerif Atalay) müridi oluyor.

Şeyhinin öldüğü 1996’ya kadar yanından ayrılmasa da Şağban çok istediği icazeti bir türlü koparamıyor ondan. Bunun üzerine, Uşşakiyye’nin Salâhiyye alt kolunu temsil eden Uşşakî Vakfı’yla ilişki kuruyor. Çok geçmeden, aile mirası Nakşiliği geride bırakmış durumda. Şağban Uşşakî Vakfı’nda yeni bir dünyayı tanıyor. Fakat hedeflediği şeyhliği İstanbul’da bulamayacağını da anlıyor. Artık Uşşaki erkânında pişmiş halde, yönünü bir Orta Anadolu şehrine çeviriyor.

RUHZARİYYE…

1872 yılında, varlıklı bir ailenin oğlu olarak Sungurlu’da doğan Hüseyin Tanrıkuluoğlu Ruhzariyye alt kolunun kurucusu. Tasavvuf ehli olmasının yanında şairliğiyle de tanınan Tanrıkuluoğlu şiirlerinde Hüsnî mahlasını kullanıyor ve tarikat çevresinde Hüsn-i Gülzarî adıyla anılıyor. Hüsn-i Gülzarî, Ruhzariyye’yi uzun yıllar süren şeyhliğinde hem Çorum iline, hem de Kırıkkale’ye yayıyor.

Hüsn-i Gülzarî’nin 1965’te ölümünden sonra halifeleri arasında en çok sivrilen isim İbrahim İpek. 1934 yılında İskilip Yerliköy’de doğuyor. Ünlü İskilipli Atıf Hoca’yla akraba. Hüsn-i Gülzarî’ye intisap etmesi de ailesi sayesinde oluyor. 1962’de icazetini alıyor ve Yerliköy’ü merkez yaparak Çorum-Kırıkkale hattının ötesinde, cemaatin varlığını Ankara’ya, oradan da Çankırı ve Bolu’ya taşıyor.

Şağban Çorum’a gelip İpek’i bulduğunda, Ruhzariyye’nin İpek tarafından temsil edilen grubu artık İpek Efendi Cemaati adıyla Çorum’un en güçlü cemaati. İpek 1970’lerin sonunda Çorum il merkezine taşınmış ama Yerliköy’ün cemaat için manevi anlamı devam ediyor. İpek Rüşdü ve Mücahid mahlaslarıyla yazdığı şiirleri Hüsn-i Gülzarî’nin ve Hüsn-i Gülzarî’nin 1967’de ölen Sungurlulu ser halifesi Fehmi Efendi’nin (Mehmet Ali Bayık) şiirleriyle birlikte 1992’de yayımladığı Gönül İncileri kitabında toplamış, kitap Çorum’da kapış kapış gitmiş.

Yine de İpek Efendi Cemaati bu haliyle Çorum’a sıkışıp kalmış gibi görünüyor. Gidişat İpek’in 2000 yılında ölümüyle değişecek. Hem İbrahim İpek’in oğlu Nurullah İpek’in, hem de Fehmi Efendi’nin oğlu Hüsnü Yahya Efendi’nin desteğini alan Şağban’la birlikte cemaat İstanbul dinamizmi kazanıyor.

Cemaat öncelikle Çorumlu müritlere dayanarak, İpek’in sağlığında açılan Göztepe dergâhından dernekler çıkarmaya başlıyor. Dernekler daha sonra Dersaadet Tasavvuf Yolu Dernekleri Federasyonu çatısında toplanacak. Şağban 2002’de İbrahim İpek divanı İpek Yolu’nu yayımlıyor. İpek Yolu Yayıncılık’ın kurulmasından sonra ise 2003’te Gülzarı Hüsnüya gelecek.

ŞAĞBAN, NURULLAH OLUYOR…

Şağban bu dönemde artık “Nurullah” adını da kullanmaya başlıyor. Nurdan Doğan, Nurdan Damlayan Sohbetler adlı, ilk cildi 2005’te yayımlanan kitabında adı artık Fatih Nurullah Şağban’dır. Bu yıllar cemaat için İstanbul’da güç biriktirme evresi. Gerek dergâhın Göztepe’de olması, gerekse Şağban ailesinin Kadıköy’de ticaret yapması nedeniyle, cemaat Kadıköy esnafı arasında sağlam yer ediniyor. 2015’te gazeteci Nuh Köklü’yü öldüren esnafın bu cemaate mensup olduğunu hatırlayalım.

2000’lerin sonuna doğru gelindiğinde, Şağban’ın liderliğinde Çorum-İstanbul koordinasyonu tamamlanmıştır. Cemaat ilk büyük çıkışını 2008’de, Hacıahmet mahallesindeki tarihi Uşşaki dergâhının bulunduğu sokakta cemaatin yeni dergâhının açılmasıyla yapar. Dernek çalışmaları, esnaf çalışmaları ve cemaat faaliyetlerinin çok önemli bir ayağı haline gelmiş kadın çalışmaları hız kazanır. Şağban 2012’de İbrahim Rüşdü İpek Divan Şerhi’nin ilk cildini yayımlar.

Böylece, cemaati en keskin yükseliş dönemine taşıyacak 2014 yılına geliyoruz. Şağban’ın 1992 doğumlu, Marmara İlahiyat mezunu oğlu Ali Hüsrev medyanın gücünü çok iyi biliyor. Nurani TV kuruluyor ve Hacıahmet dergâhındaki Cuma zikirleri her Perşembe akşamı canlı yayınlanıyor. Zikirlerin görsel etkisi, yansıttığı vecd duygusu gözlerin bu diğerlerine göre az çok silik cemaate çevrilmesini sağlıyor. Nurani TV’nin kuruluş döneminde, İsmailağa camiasından Ehlisünnet TV’yle paslaşma cemaatin görünürlüğünü arttırıyor. Ancak, iç kavgaları eksik olmayan İsmailağa’yla bu etkileşim Ehlisünnet TV’nin kapatılıp Ahsen TV’nin açılmasıyla sona erecek.

Cemaat zikrin nasıl etkili bir araç olduğunu keşfetmiş durumda. Çorum’da her yıl düzenlenen İbrahim İpek’i Anma Törenleri ve zikir için bu sefer spor salonu değil, stadyum ayarlanıyor. Şağban müritleriyle Çorum’a çıkartma yapıyor. Dersaadet Tasavvuf Yolu Dernekleri Federasyonu ile Çorum Tasavvuf Yolu Dernekleri Federasyonu’nun ortaklaşa düzenlediği, 8 Eylül 2014 günü Çorum Belediyesi mehter takımıyla açılan, AKP yöneticilerinin büyük ilgi gösterdiği etkinlik ses getiriyor.

İpek Efendi Cemaati bir tür “Fatih Nurullah Efendi Cemaati” olmuş şekilde, Çorum’da rakipsiz artık. Ali Hüsrev Şağban’ın 2019’da verdiği sayılara ihtiyatlı yaklaşırsak, cemaatin il genelinde 200-250 bin kişilik bir tabana şu veya bu düzeyde hitap ettiğini tahmin edebiliriz. Bu etkinin en çok Çorumlunun yaşadığı şehir Ankara’ya yansımaması imkânsız. 1 Kasım 2014 günü, AKP’nin Ankara’daki ağır toplarından Hikmet Alpdündar’ın oğlu Yasin Alpdündar’ın nikâhında Melih Gökçek’le buluşmanın sırrı bu. Muradı ise cemaatin Ankara’da planladığı büyük külliye.

YÜRÜ YA KULUM DEVRİ…

Bundan sonrası tam bir “yürü yâ kulum” devri. Gülzari Mualla Eğitim Kültür İlim Araştırma Vakfı 2015 yılında, Ankara ve Kırıkkale’deki taşınmazlarıyla kurulur. Kıbrısköy’de açılan Hacı Bayram Kültür Merkezi cemaatin Ankara çalışmalarının, hele külliye planlarının merkez üssü olur. Yurtlar, Kur’an kursları derken, cemaat hayli bilindik yöntemlerle Anadolu’nun çeşitli illerine kök salmaya başlar.

Cemaatin zikir taktiğinin ilginç bir sonucu yurtdışı ilişkilerinde yaşanır. Ünlü tasavvuf uzmanı, Faslı antropolog Faouzi Skali, Şağban’ı ve müritlerini Fas Kralı‘nın yüksek himayesinde düzenlenen sufi festivaline davet eder. Yaptığı sükse sayesinde Şağban festivalin sonraki yıllarda müdavimi olmakla kalmaz, Skali’yle aralarında bir dostluk başlar. Bu sayede Fas’ın güçlü tarikat şeyhleriyle, onlar üzerinden de devlet katıyla tanışır, haşrolur.

Doğru, İbrahim İpek de yurtdışına sık sık çıkıyordu ama bunlar esasen müritlerini yaşadıkları ülkelerde ziyaretten ibaretti. Şağban’ın hedefleri ise farklıdır. Festivalde kurulan ilişkiler sürekli hale getirilir, Hacıahmet dergâhı İslam dünyasının dört bir yanından, kimisi devlet üzerinde ciddi etkiye sahip tarikatların Türkiye’deki uğrak yerlerinden birisi olur. Bu bağlantılardan en önemlisi Nijerya Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari’nin destekçilerinden, Kadiri şeyhi Qaribullah Nasir-Kabara’yla kurulandır.

Tüm bu ilişkiler 2019’da Hayra Vesile Derneği’nin kurulmasıyla yeni bir kalıba dökülür. Türkiye’deki tüm cemaatler gibi Şağban’ın cemaati için de uluslararası hayırseverlik işleri taptaze bir çıkış sağlar. Elbette yine diğer cemaatler gibi, hedef bakir topraklar, yani Afrika’dır. Derneğin faaliyetlerinin başındaki Ali Hüsrev Şağban özellikle Nijerya’yı yol eder, kız çocuklarına odaklanan projeleri için eyalet hükümetlerinden, federal hükümetten yetkililerle sıcak ilişkiler kurar.

Bu tabloya bakınca, Eyyüp Fatih Şağban’ın devlette kadrolaşma konusunda sözleriyle açık ettiği özgüven patlamasını nedensiz bulmak mümkün değil. Çok kısa sürede, Çorum’un yerel bir cemaati olmaktan çıkıp Endonezya’dan Fas’a kadar ilişkilere sahip olan, “küyerelleşen”, özellikle 2014’ten beri hep düşeş atan, yalnızca beş yıl içerisinde tam gaz palazlanan bir yapıdan bahsediyoruz.

Fakat şimdi Şağban içeride. Hem de yenilir yutulur olmayan cinsten bir suç isnadıyla. Dolayısıyla, bir yandan da Çorum’un çalkalandığı haberleri gelirken, cemaatine ne olacağını kestirmek mümkün değil. Ancak, Şağban’a asıl öldürücü darbeyi vuran kuşkucu müritler veya öfkeli “muhibban” değil, daha düne kadar cemaatine yol, kendisine devlet protokolünde yer veren, bugün ise ağızbirliğiyle onu “sapkın” ilan edenler.

Önceki İçerikKanalizasyon İstanbul
Sonraki İçerikTokat üstüne tokat!

Son Haberler

Büyük sınırdışı

Kafa kesilmesi vakasının ardından Fransa İslamcı göçmenleri sınır dışı etmeye hazırlanıyor. RED haber - Fransa'da bir öğretmenin bir radikal İslamcı tarafından okulunun önünde başının kesilmesinden...

Aile boyu tecavüz doğru mu?

Kocaeli'de önce kendisine gelen bir kadına, ardından da eşine tecavüz ettiği öne sürülen farazi 'Cinci Hoca' haberi yalan çıktı. Ama nedense habere kimse şaşırmadı! RED...

“Erdoğan kazandı…”

Kıbrıslı muhalif gazeteci Şener Levent, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimini değerlendirerek, Türkiye'den Ada'ya yerleştirilenlerin sonucu belirlediğini savundu ve ekledi: "Onur değil, para kazandı." RED haber - Kıbrıs'ta...

Şili yine ayakta

Geçen yıl başlayan ayaklanmanın yıldönümünde Şilili emekçiler yine Haysiyet Meydanı'nı fethetti. RED haber - Şili'nin sağcı Devlet Başkanı Sebastian Pinera'ya ve onun baskıcı rejimine karşı...

“Kendimi yakacağım!..”

Fettah Tamince'ye ait Antalya Rixos Otel'de staj yaparken şüpheli şekilde ölen 16 yaşındaki Burak Oğraş'ın babası Murat Oğraş, Meclis önünde kendini yakacağını ilan etti. RED...