Gazete REDÇöp memleket…

Çöp memleket…

Dünyanın plastiği nasıl ki serbest dolaşımda güzelim ülkemizin geleceğini tehdit ediyorsa, CoVID-19 da serbest dolaşımda pırıl pırıl insanlarımızın bugününü ve gelecek nesilleri tehdit ediyor.

  • T. AKMAN

İyi pazarlar. Hükümet, “16 yılda 4 milyar 39 milyon fidanı toprakla buluşturduk. İnanmayan gitsin saysın” zihniyeti ile ürettiği uydurma turkuaz tablo sayılarını gözümüze sokarak, utanmasa “salgın bitti” diyecek. Tabloya inanmayan gitsin saysın!

İnanmazsan ağaç say, hasta say, ölü say, turist say, açılan tesis say, havaalanında yolcu, otoyolda, köprüde, tünelde araç say. Acizliğin ve fakirliğin pençesinde kıvranan ülkeyi yönetenler artık gündemi değiştiremediği her konuda sadece yandaş algısına ve seçimlere oynuyor.

Beşiktaş’a tebrikler ama siz gerçekten ligin son maçının son dakikasına kadar şampiyonluk mücadelesinin devam etmesinin doğal bir gelişme olduğunu mu düşünüyorsunuz? Futbol ve din ile uyutulan bu ülkede emin olun futbol da en az din kadar kirletildi.

Zaten Avrupa arenasına çıkınca, 11 yabancıdan oluşan kadrolarımız dahi çuvallarken, UEFA ülke sıralamasında, Kıbrıs’ın bile altındayız!

Ama tablolar ve algı sadece bunlarla sınırlı değil. Denetimsiz, şeffaflıktan ve gözlerden uzak idare edilmeye çalışılan plastik atık ve geri dönüşüm sektörü artık geleceğimizi tehdit etmeye başladı. Greenpeace’e göre:

“Geri dönüşüm zahmetli ve pahalı, üstelik sanıldığının aksine plastik türlerinin çoğu geri dönüştürülemiyor. 1950’den bu yana üretilen plastiğin sadece yüzde 9’unun geri dönüştürülmüş olduğunu biliyoruz. Zengin ülkeler plastik atıklarını başka ülkelere satmanın daha kolay ve ucuz olduğunu keşfetti. Çin devreye girdi, ancak Çin’in plastiklere yönelik 2018 ithalat yasağı, küresel geri dönüşüm sisteminin zararlı doğasını süpürülen halının altından dünyaya ifşa etti. Çok geçmeden plastik atık ithalatının yeni adresi Türkiye oldu.”

Türkiye’nin ithalatı 2016 yılı başında ayda 4 bin ton iken 2018 başında aylık 33 bin tona, 2020’de ise 55 bin tona çıktı. Türkiye’nin ithalatı son 16 yılda (2004’ten bu yana) tam 196 kat arttı ve 2020 yılında Avrupa plastik atık ihracatının yüzde yüzde 28’ini karşıladı. Türkiye’ye 2020 yılında en çok plastik atık gönderen ilk beş ülke, İngiltere (209 bin 642), Belçika (137 bin 71), Almanya (136 bin 83), Hollanda (49 bin 496) ve Slovenya (24 bin 884) oldu. 2021’in ilk çeyreğinde sadece İngiltere’den ithal edilen çöp miktarı yüzde 42 arttı.”

Günlük kıyafetlerden, arabalardan dökülen parçalara, şişelerden, evdeki halıya kadar aklınıza gelebilecek hemen her şeyden sürekli ayrılarak doğaya saçılan, gözle görülemeyecek kadar küçük “mikro plastikler” bugün yediğimiz balıklardan, içtiğimiz sıvılara kadar, besin zincirinin en korunaklı ürünlerinin içinde dahi mevcut.

Mesela kaya tuzunun içinde plastiğin ne işi olur diyeceksiniz ama var; hatta Himalaya tuzunda da var.

Doğanın plastiği tümüyle yok etmesi tahminen 400 senelik bir döngü. Tahmin edin bakalım bu konuda dünyanın yeni lideri kim?!

Peki bu atıklar ülkemize ithal ediliyor da ne oluyor?

Şeffaf olmayan rakamlardan ve ‘hedef sıfır atık’ diye gezen bakanların algı operasyonlarından çıkarımlara göre, toplanan plastiğin bir kısmını işleyip ipliğe dönüştüren ve tekrar kullanıma sokan güzide tesislerimiz var.

Geri dönüştürme işlemi sadece temiz plastikle yapıldığında kâr edilebilecek bir işlem ancak oldukça pahalı ve çevreye faturası büyük (tabii plastik yok olmuyor, sadece yeniden kullanılıyor ve daha çok mikro plastik türetiyor).

Ancak bu geri dönüşüm için gereken temiz plastik Türkiye’de kaynakta ayrıştırılmıyor. Bu nedenle hammaddeyi ayrıştırmak yerine daha ucuz olan “satın alma” bahanesi ile rant amaçlı kontrolsüz bir ithalata geçen Türkiye’ye her gün gelen 241 kamyon plastik çöp ile neredeyse bir o kadar yurtiçinde toplanan çöpün, TÜİK ve OECD’nin verilerine göre sadece yüzde 1’i dönüştürülüyor. Gerisi ise izinsiz ve kontrolsüz bir şekilde kaçak döküm alanlarına atılıyor veya yakılıyor.

Atık tesisi adı altında hizmet veren ve teşviklerle beslenen kurumlarda ne olduğu ise muamma.

Hiçbir bağımsız denetime tabi olmayan tesislerde, 2021 yılının sadece ilk 5 ayında 48, sadece bu ay 7 “yangın” çıktı.

Döngü basit; Türkiye güya sadece “temiz plastik” ithal ediyor, gümrük beyanatında “temiz plastik” yazan ve denetlenmeyen her tür plastik atık ülkeye sokuluyor. Kârlı bir geri dönüşüm neredeyse imkânsız olduğu için de bu atıklar usulsüz bir şekilde depolanıyor, doğaya atılıyor veya yakılıyor.

Atılan ve depolanan plastikler rüzgârlar ve su yolları üzerinden, eninde sonunda denizlerimize karışıyor. Yakılan atıklardan yükselen ağır metaller ve kalıcı kirleticiler ise kilometrekarelerce büyüklükte bir alandaki tüm tarım ürünlerinin ve su kaynaklarının üzerine çöküyor.

O zehirli havayı solumak, o bölgeden gelen zehirli tarım ürünlerini tüketmek ise her tür hastalığın önünü açıyor.

Doğa düşmanı bir rant hırsı ile ciddi paralar karşılığı ithal edilen, malum şahısları zengin eden Avrupa çöpünün bedelini ise bu ülkenin insanı, doğası ve denizleri ödüyor.

Dünyada her yıl 12 milyon ton plastik denizlere karışıyor. WWF’in son araştırmasında her yıl 800 bin ton plastik çöpün Türkiye’de boş arazilere terk edildiği, yakılan miktarın bilinmediği, yaklaşık 110 bin ton plastik çöpün ise Türkiye kıyılarından Akdeniz’e bırakıldığı raporlandı.

Yani dünya denizlerine akan plastiğin 12’de birinden doğrudan biz sorumluyuz. Akdeniz’in açık ara en kirli sahilleri Türkiye’de ve trajikomik şekilde salgında on binlerce masum insanımızın hayatını CoVID-19’a feda edecek kadar önemli olduğunu öğrendiğimiz turizmin kalbinde de bu umursamadan kirlettiğimiz sahiller var.

Sadece turizme makyaj için hukuk dışına çıkılarak uygulanan çakma bir tam kapanmanın son günündeyiz ama tüm ülkenin moralini yerle bir eden bu hukuksuzluğun sayısal olarak dahi gerçekten bir işe yarayıp yaramadığını bilmiyoruz.

Sağlıktaki algı yönetimi, eğitim, turizm, çevre, tarım, hayvancılıkta da tam gaz devam ettiği için hiçbir konuda neyin ne olduğu belli değil.

Türkiye’de artık içinde mikro plastik olmayan balık, tavuk, sığır, peynir, sucuk, yumurta, vb. kalmamışken, tıpkı aşı konusu gibi, bu konularda soru sorulduğunda “ticari sır” klişesi ile karşılanıyoruz.

Bugüne kadar nice çapsız politikacılar, bürokratlar gördük; ancak hepsi o günü çalmaya cesaret edebilmişti. Şu anda çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği dört bir koldan yok ediliyor ve buna sadece seyirci (bazı ikiyüzlü arkadaşlar da başta kendilerine yalan söyleyerek paydaş) olabiliyoruz.

Bu yağma düzenine dur demedikçe, turkuaz tablo ve Fahrettin’den masallar ne anlatırsa anlatsın, Kudüs’tü, bayram namazıydı, camilerdeki izdihamdı, İngiltere’nin karantina tatilleriydi, şampiyonluk kutlamalarıydı derken önümüzdeki ay beklenmedik bir pik daha yaşama riskimiz oldukça büyüdü.

Sıfır aşı politikamız ve söylemde burka, eylemde bikini şeklinde kapanma politikaları ile Ekim 2021 piki beklentisi çok daha ürkütücü.

2022’de de aynı şeyleri konuşuyor olacağız bu gidişle. Güya kapanmadan, güya kapanmamaya geçerken 1 Haziran’a kadar uygulanacak yeni tedbirler de şu son 3 haftadan çok farklı olmayacak.

Sadece AVM’ler ile dükkanlar açılıyor. Bir de nihayet 18- ile çift aşılı 65+ insanlarımızın hak eşitliği yeniden tesis edildi. Genelge güya yeni ama kafalar eski ve bilinçsiz.

Ha kontrolsüz atık ithal etmişsiniz, ha kontrolsüz turist getirmişsiniz.

Dünyanın plastiği nasıl ki serbest dolaşımda güzelim ülkemizin geleceğini tehdit ediyorsa, CoVID-19 da serbest dolaşımda pırıl pırıl insanlarımızın bugününü ve gelecek nesilleri tehdit ediyor.

Ve biz bunları sadece izliyoruz

Önceki İçerikYeşil salata
Sonraki İçerikO vekil bu vekil mi?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,509BeğenenlerBeğen
17,703TakipçilerTakip Et
1,400AboneAbone Ol