Gazete REDCola, virüsten daha fazla insan öldürüyor

Cola, virüsten daha fazla insan öldürüyor

CocaCola, ki Pepsi ve benzerleri de farklı değil, hem bildik bir sürü fiziksel zararıyla leş gibi bir ‘gıda maddesi’, hem de bir şirket olarak canidir. Cola hakkında bilmeniz gerekenler…

  • OKAN ÇAKAL

Jack London Demir Ökçe romanında şöyle sesleniyordu burjuvaziye: “…şu giydiğiniz elbise kan lekesi içinde. Yediğiniz yiyecekler de kan kokuyor. Evinizin çatı kirişlerinden küçük çocukların, güçlü erkeklerin kanı damlıyor. Bunların damla damla çevreme düştüğünü duyabilmem için bir parça gözlerimi kapatmam yeterli. Tıp, tıp, tıp…”

Yukarıdaki satırları ilk okuduğumda oldukça etkilenmiştim. Burjuvazinin zenginliğinin işçi sınıfı için ifade ettiği anlam daha iyi tasvir edilemez, demiştim. Burjuvazinin, zenginliğini ne pahasına elde ettiği daha iyi anlatılamaz diye düşünmüştüm.

Demir Ökçe’nin yazılmasının üzerinden 100 yıla yakın zaman geçti. Açıkçası değişen pek de bir şey yok. Burjuvazi hâlâ iş kazalarında ölen emekçilerin cesetlerini kullanıyor saraylarının inşasında tuğla diye. Hâlâ saraylarının duvarlarını emperyalist savaşlarda dökülen kanlarla boyuyor. Kapitalizmin dişlileri arasında can vermeyecek kadar şanslı -şanssız mı desek- olanlarımız ise bir zombi misali burjuvaziyi daha da zengin etmek için çalışan yaşayan ölülere dönüşüyor.

Son dönemde özellikle lise gençliği arasında yayılan fantezi edebiyatı merakı hepimizin malumu. Vampir hikayeleri, kurt adam hikayeleri, zombi hikayeleri… Gençlik korku edebiyatı romanlarına boşuna para harcıyor. İçinde yaşadıkları dünyanın hiçbir fantezi edebiyatı yazarının hayal gücünün erişemeyeceği kadar korkunç olduğunu bilselerdi, popüler korku hikayelerine güler geçerlerdi herhalde. Daha fazla âr elde etme hırsı ile gerekli güvenlik önlemlerine para harcamaktan kaçınıp çalışanlarını göz göre göre ölüme yollayan bir kapitalistin kalpsizliği ile hangi vampir boy ölçüşebilir ki? Ya da hangi fantastik felaket bir müteahhidin daha ucuz oluyor diye deprem bölgelerinde deniz kumundan binalar yapmasından daha korkunç olabilir ki?

Kapitalizm, dünyayı distopyaları ve fantezi edebiyatını anlamsız kılan bir gezegen olmaya doğru götürüyor hızla. Fakat distopyalara taş çıkartan bu dünya burjuvaları emekçileri korkuttuğundan daha fazla korkutuyor, emin olun. İngiliz bilim kurgu dizisi Doctor Who’yu bilirsiniz. Onun bir bölümünde “Bizim kabuslarımızda gördüğümüz yaratıklar bile uykularında kabus görür” diyordu. Anlı şanlı burjuva akademisyenlerin her finansal sarsıntıdan sonra, “Ulan Marx haklı mıydı yoksa? Olur mu canım tabii ki haksızdı,” temalı tartışmalar yapması, burjuvazinin de uykularını kaçıran bir ‘hayalet’ olduğunu kanıtlamaya yetmiyor mu zaten?

Burjuvazi, insanlığı getirdiği noktanın farkında. Onlar için daha kötüsü kendi mezarını da kazdığının farkında. İçine düştüğü bu çıkmazdan kurtulmak için bulabildiği tek çözüm yolu da Orwellvari bir ironi ile gerçekleri ters yüz etmek.

Kapitalist tekellerin reklam filmlerine bakın. O filmlerde gerçeğin tam tersi bir portre çiziliyor: Dertsiz, tasasız, mutlu insanlar, yemyeşil bir doğa, barış içinde yaşayan bir dünya… Sanırsınız Şirinler köyünde yaşıyoruz. Üstelik bu dünyanın yaratıcısı da reklamlarda tanıtımı yapılan söz konusu tekeller. Orwell 1984’te, “Kölelik özgürlüktür,” diyordu. Yoksa aynı zamanda yoksulluk zenginliktir de bizim mi haberimiz yok?!

CocaCola, gerek küresel ölçekteki dağıtım ağıyla olsun gerek popülaritesiyle olsun söz konusu tekellerin en büyüklerinden birisi. Hatta yukarıda tasvir ettiğim distopyaları gölgede bırakan dünyanın yaratıcılarının da baş aktörlerinden.

Mesela CocaCola’nın ilk patronu Asa Chandler çocuk emeği hakkında şöyle buyurmuş: “Hesaplara göre çocuk emeği dünya üzerindeki herhangi bir ülkeye büyük ölçüde başarı getirebilir. Bir çocuk ne kadar erken yaşta çalışmaya başlarsa hayatı o kadar güzel o kadar hayırlı olur.

KATİL BUNLAR…

Bu kadarla kalsa iyi. CocaCola’nın mazisinde 30’lu yıllarda Alman pazarını kaybetmemek için Nazi’lere destek olmak, Guatemala’da darbe destekçiliği yapmak, Kolombiya’da sendika liderlerinin üzerine paramiliter güçleri salmak ve cinayet işletmek, Güney Afrika’da ırkçı rejimin uygulamalarını ucuz iş gücü bulabilme kaygısı ile desteklemek gibi daha pek çok kara leke var.

Yine 2005’te Türkiye’de anayasal hakları olan sendikalılaşma haklarını kullandıkları için 100’ün üzerinde işçiyi işsizliğin kucağına iten de aynı tekel…

Ne diyordu Jack London: “Evinizin çatı kirişlerinden küçük çocukların, güçlü erkeklerin kanı damlıyor.”

CocaCola’nın gizli formülü hep konuşulur, hep tartışılır. Yok kimse çözemiyormuş da, efendime söyleyeyim gizli kasalarda saklıymış da, başarısının sırrı o formülde yatıyormuş da… Bu kadar gizli olan ne anlamadım açıkçası.

CocaCola mı yapmak istiyorsunuz, size vereceğim formülü takip edin yeter. Eser miktarda iş kazasında kırılmış kemik tozu ile emperyalist savaşlarda dökülmüş emekçi kanını karıştırın. Üzerine bol miktarda karın tokluğuna çalıştırılan işçi alın teri ekleyin. (Çocuk yahut ‘Üçüncü Dünya’ işçilerinin alın terini kullanmanız şiddetle tavsiye edilir. Bu, elde edeceğiniz ürünün lezzetini misli ile artıracaktır.) Bu karışımı koftiden burjuva hümanizmi ile birlikte kısık ateşte kaynatın. Alın size CocaCola’nın başarısının sırrı.

Üstelik CocaCola ile diğer tekeller arasındaki fark sadece niceliksel de değil. Nitelik olarak da farklı bir yere oturuyor Cola diğer firmaların yanında. O, emperyalist sistemin en büyük dişlilerinden birisi olmanın ötesinde emperyalizmin en büyük sembolü de aynı zamanda. Dünya’ya geri dönen Neil Amstrong, “Coca Cola’nın dünyasına hoş geldin” pankartı ile karşılanmış ya, bu pankart bir pazarlama stratejisi olmanın çok ötesinde bir anlam ifade ediyor aslında. Amstrong’un döndüğü dünya, gerçekten de CocaCola’nın simgelediği üretim ilişkilerinin, CocaCola’da ifadesini bulan bir yaşam tarzının dünyasıydı. Yine Good Bye Lenin’de Doğu Almanya’da kapitalizmin egemenliğini ilan edişi Doğu Alman topraklarında herhangi bir emperyalist devletin bayrağının dalgalanmasıyla değil, binaların tepesine CocaCola’nın reklam afişlerinin asılmasıyla sembolize edilmişti hatırlarsanız.

Anladığımız kadarı ile CocaCola’nın küresel kapitalizmin simgesi olmaktan bir şikayeti yok. Asgari mantığın gereği olarak kitleler küresel kapitalizmden kaynaklanan yoksulluğa, savaşlara, iş cinayetlerine duydukları tepkiyi CocaCola’ya yönelttiklerinde de kitlelerin haklı öfkelerinden rahatsız olmamaları gerekir.

Tabii CocaCola’ya göre tüm bunlar çağa ayak uyduramamış solcu bozuntularının mızmızlanlamaları. Onlara sorarsanız onlar ‘hayatın gerçek tadı’. Onlar ‘mutluluk dağıtıyorlar’. Temsilcilerini ölüm saçan ABD emperyalizminin ordularıyla birlikte yürüten bir firmanın sloganlarında ısrarla hayata vurgu yapması üzerine düşünüyorum da, tek numarası ironinin tavan yaptığı distopik toplumlar yaratmak olan George Orwell çağımızda yaşasaydı eğer vallahi de billahi de aç kalırdı.

Good Bye Lenin’de Alex, Doğu Alman semalarında dalgalanan Cola afişlerini gören annesini avutmak için Cola’nın aslında bir sosyalist içeceği olduğunu, Amerikalıların Cola’nın formülünü sosyalist ülkelerin laboratuarlarından çaldığını söylüyordu. Good Bye Lenin bir filmdi.

CocaCola’nın bir gün gerçekten bir sosyalist içeceği olacak olması ise önüne geçilemez bir gerçek. Yazımızı bir gün CocaCola’nın ve diğer tüm emperyalist tekellerin zenginliklerin asıl yaratıcısı olan emekçiler tarafından yönetildiği günleri görebilmek umuduyla bitirelim o zaman…

RED 69, Haziran 2012

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,153BeğenenlerBeğen
17,019TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol