Gazete REDÇok kötü şeyler oluyor…

Çok kötü şeyler oluyor…

Okumakta olduğunuz yazı, RED Dergisi‘nin Haziran 2019 tarihli 103’üncü sayısından alınmıştır. Derginin tamamına e-dergi olarak PDF formatında ulaşmak için: TIKLAYIN


Bazı partiler seçim kazanmak için değil, seçim kaybetmek için de değil, seçimi kaybettirmek üzere politika yürütür, çalışmalarını bu yönde yapar.

Örneğin, Perinçek cenahının alayı biliyor ki VP isimli parti Türkiye’de ne bir belediye alabilir, ne de barajı geçebilir. Ama yıllardır her seçime ‘iddialı’ girerler: “Barajı aştık, geliyoruz!..”

Amaç, muhalif partilere çok az da olsa oy kaybettirmektir. Bu ‘tür’, AKP iktidarının kanatları altında varlığını sürdürür. National Geographic gibi oldu ama idare ediverin artık…

Ergenekon kumpasından içeri atılan Perinçek, o dönemde ‘devrimci olduğu için’ değil, devlet içindeki çatışan kanatlardan kaybedeninin peşine takıldığı için, devletin bir parçası olduğu için hapse girmişti; Ergenekon’dan çıkışı da bir ‘dik duruş’ sergilediğinden değil, AKP iktidarına biat ve onun anlaşma altına alınması üzerine gerçekleşmiştir. Aslında Perinçek bu yolda yalnız değildir; mesela Sedat Peker, boynuna tasma geçirilip Saray kapısına bağlanmıştır, Nedim Şener keza Saray’ın amigosu haline gelmiştir. AKP ve Fethullahçı örgütlenme ortaklığıyla yürütülen kumpas davalarından mağdur olanların pek azı, mesela Ahmet Şık, dik durup AKP’ye de Fethullahçı örgütlenmeye de kafa tutmayı beceriyor. Gerisi devlet ve/veya emperyalizmin sektörlerinin birer aleti oldu…

AKP ile uzlaşmayanlara selam edelim. Soğuk Silivri’ye ve AKP iftiralarına, tehditlerine, bayağılıklarına boyun eğmeyenlere selam ederek devam edelim…

Muhalefet partilerine oy kaybettirmek için faaliyet yürüten partilerden biri de DSP’dir. DSP’nin bugün ‘Ecevit İsmini Nakde Çevirmeyi Sevenler Derneği’ olarak hizmet vermesi daha yerinde olur kanaatindeyim. DSP’nin başına çökmüş isimlerin, “Keşke hep seçim olsa, cebimiz biraz daha dolsa” diye bekleştiklerinden eminim. DSP ve VP kökenleri itibariyle farklı ideolojilerden iki parti olsa da, bugün aynı yolun yolcuları olarak Saray rejimine saygıda kusur etmiyor, iktidara değil muhalefete muhalefet ederek günü geçiriyor…

“Aslında AKP’ye muhalifiz ama milli mesele olunca Erdoğan’ın yanındayız” parodisi nasıl da sahneden akıyor ve kokuyor!…

AKP, MHP, BBP, Hizbullah, her nevi tarikat ve IŞİD artığı cihatçılarla beraber ‘milli’ takımı kuruyorlar, ‘emperyalizm uşağı Ugandalı düşmanlar’a karşı hücuma geçiyorlar. Fikirlerin, ideolojilerin paspas edildiği böyle rezil bir çağda tabloyu elbette Perinçek gibi sosyalistler ve DSP gibi bir sosyal demokrasi tamamlayacaktır.

Evet, MHP’ye gelelim… Bahçeli liderliğindeki MHP de Saray rejimine yedeklendi. Misyonu, yukarıda örneğini verdiğim iki partinin misyonuyla aynı: Muhalefete muhalefet, muhalefetten oy tırtıklamak ve bu yolla AKP iktidarının var olmasına katkıda bulunmak…

MHP’nin bir farkı var. Perinçek tarikatını koruma, DSP’liler ceplerini doldurma refleksiyle hareket ederken, MHP devlet kadrolarını işgal ederek, durmaksızın büyüyen bir habis ur halinde ‘beka’sını sürdürüyor. O ‘beka’ dedikleri işte tam olarak bu: Türk faşizminin bekası…

Bu üç partiyi üst üste koyduğunuzda, AKP’nin bol ihaleli ve de rantlı ‘kutlu yürütüş düzeni’ne birer tuğla koymuş oluyorsunuz. Bildiğiniz tuğla…

Yoksul halkın, emekçilerin menfaati bakımından hiçbir karşılığı bulunmayan bu üç parti, farklı sebeplerden ortak bir noktada buluştu.

Nedir o nokta?

Yola gelme, boyun eğme, karşılığını alma…

Perinçek hapisle yola getirildi mesela. DSP parayla yola getirildi. Peki, “MHP nasıl yola getirildi?” diye sorarsanız, müsaadenizle ‘sosyal medya’ denen gayya kuyusunda dönen ‘Bay Bahçeli ve şoförü’ dedikodularıyla siyasetin açıklanamayacağını vurgulamak isteriz. Faşist bir örgütlenme böyle hafif bir sebeple devlete bağlanmaz.

O halde, dün AKP’ye kavgada bile söylenmeyecek laflar eden Bahçeli, bugün ne oldu da Saray bekçiliğine soyundu? Orduya, polise, bürokrasiye yerleşen binlerce kadro üzerinden faşist hareketin sürekliliğini garantiye aldı…

‘Yavuz’un siyasi literatürümüze yaptığı kıymetli katkının kıymeti daha sonra anlaşılacak: “Hiç bir şey olmasa bile kesin bir şeyler olmuştur!..”

Evet, Bahçeli şahıs olarak siyasetin değil, karikatür sanatının konusudur. İlkokul öğrencilerinin bile güleceği saçma aritmetik işlemleri miting meydanlarında dört işlem bilmeyen taraftarlarının üzerine boca eden, promter olmadan iki kelime edemeyen, “Demokraaasi, ekönomi, püskevit…” diye anlamsız anlamsız konuşan vasat bir ırkçıdan bahsediyoruz. Son günlerde fotomodelliğe soyundu; fonda arabesk müzik olduğu halde klipler çekmeye başladı; bir gün kalpak, başka bir gün şalvar üstü cepken, kasket giyerek dolaşıyor…

Şahıs olarak baktığınızda, tarihte Mussolini’den daha büyük bir şarlatan bulamazsınız belki. Ama bir şarlatan belli bir tarihsel anda bir ulusun, hatta dünyanın kaderini belirleyecek adımların temsilcisi olarak öne çıkabiliyor işte…

Şimdi yaşadığımız ‘tarihsel an’ kendine nasıl üzerinden ilerleyeceği siyasi partiler, o partilerin meşrebinde ‘liderler’ buluyorsa, yayın organları ve şarlatanlar da buluyor. Kimileri maaşa bağlanmış, kimileri ‘doğası gereği’ orada bulunmaktadır.

Yanılmadınız, Nihat Genç…

Genç’e göre “CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanırsa İSPARK’a yerleşmek için Kandil’den binlerce militan gelecek” imiş.

Bunun Nihat Genç’e has bir çeşit mental rahatsızlık olduğunu tespit etmek ve şifa dileyip geçmek mümkün olsaydı ortada sorun da kalmazdı. Ama bu iktidarın, devletin resmi söylemidir. Başkentin başına aday gösterilen Mehmet Özhaseki, “CHP kazanırsa faturaları evlerinize örgüt militanları getirecek” diye dolaşmadı mı ortada?

AKP hem kendisini, hem de bu memleketi çöküşe sürüklüyor. Çöküş, siyasi partileriyle, onların liderleriyle, çöküşten beslenen kalabalığıyla, şarlatanlarıyla, tam bir cümbüş havasında devam ediyor. Her şey, her geçen gün çok daha kötü oluyor…

Ülkeyi yıkıntının altında kalmaktan kurtarmak için kalabalık olmaya ihtiyacımız var. Çünkü çökmekte olan duvarı bu düzenin üzerine ittirmeyi ancak büyük bir kalabalıkla başarabiliriz…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,984BeğenenlerBeğen
16,906TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol