Çocuklarımızı seviyor muyuz?

Dinci Amigo Fatih Tezcan’ın kendi çocuğuyla ibretlik ilişkisi!

Anne-baba ve çocuk ilişkisi aslında çok karmaşık ve zor görünen ama aslında temeli iki noktaya, sevgiye ve eğitime dayalı bir ilişkidir. Sevgi çocuğun duygusal ve zihinsel çatısını beslerken, eğitim çocuğu sosyal ortama hazırlar.

Peki bu ikiliyi doğru bir biçimde kullanabiliyor muyuz? Hala çocukların yüzde 98’i ev içinde fiziksel şiddete maruz kalıyor. Eğer çocuğun geleneksel yollarla hala fiziksel şiddetle belli bir kalıba sokulabileceğini düşünen anne ve babalar var ise eğitimcilerin bunun için daha fazla çalışması gerek. Yüzde 70 çocuk fiziksel olarak cezalandırılmasa bile oda hapsinden nasibini alıyor.

Çocuklar tamamlanması gereken yarım bireyler değiller. Onlar da dünyayı algılıyorlar, evet kendi yaşlarına göre algılıyorlar ama algılıyorlar. Ona bir birey olduğunu hissettirmek önemli, yanında anne ve babasının olduğunu bilmesi, bundan güven duyması ileride doğabilecek sorunları engelleyecektir. Onun bir anne babaya ihtiyacı var. Kendi tecrübelerinizi ona aktarmak ona değer kazandıracak.

Peki ya okul hayatı? Okullarda nelerle karşılaşıyoruz? Okullarda Eğitsel, Mesleki ve Kişisel olarak çocuğa rehberlik ediliyor. Eğitsel rehberlik çocuğun akademik sürecidir ki, bu akademik süreç veliler tarafından kişiselleştiriliyor. Çocuklarını yarıştıran anne ve babalar çocuklarının akademik puanları ne kadar yüksekse çocuklarının gelecekte o kadar mutlu, zengin ve ün sahibi olacaklarını zannediyor. Bu esnada çocuklarının çocukluklarını yaşamadıklarını göremiyorlar.

Ergenlikte iyi bir liseye girme yarışındalar, son ergenlikte iyi bir üniversite… Fakat bu iyiyi ve kötüyü kim belirliyor? Çocuğun mutlu olabileceği severek yaptığı bir meslek zaten onu başarılı yapacak. Anne ve babalar hep bu yönü atlıyor. Ya da geleceğe olan kaygıları (sosyolojik olarak) bu yarışın içinde olmalarına neden oluyor. Kimi anne-babalar da bunu bir üstünlük olarak algılıyor. Sınavlarda bir yanlış için ağlayan anneler görebiliyoruz. O esnada çocuğu saran “çok kötü bir şey yaptım” kaygısını unutturabilecek bir şey yok. Belki de ilk yarayı çocuk orada alıyor. Öncelikli olarak.

Akademik başarı çok da gözünüzde büyüttüğünüz kadar önemli değil, evet önemli ama çocuğunuzun mutluluğu daha önemli. Akademik başarı çocuğa sorumluluk duygusu verir. Sınava dayalı bir sistemin içindeler ve bu gerçekten sıkıntılı bir sistem ama maalesef o sistemin kuralları çerçevesinde var olan puan ve başarı sırasını tutturmaları gerekli. Bir çocuğun mutluluğu her şartta ve koşulda daha önemli. Çünkü çocuk sadece sevgiyle geleceğe hazırlanır.

Mesleki rehberlik ayağında ise; her çocuk yeteneğine göre alan seçmeli. Sözelci öğrenci başarısız öğrenci değildir, sayısalcı öğrenci de en zeki öğrenci değildir. Sözel alanı seçen çocuğun ilgisi o yöndedir ve fizyolojik açıdan da sözele yatkınlığı daha fazladır.

Sevdiği işi yapan biri dünyanın en mutlu ve başarılı kişisidir.  Bir diğeri ve neredeyse en korkuncu kişisel rehberlik; “Evet biz çocuklarımızı sevmiyoruz”u kanıtlayacak nitelikte…

Çocuğun kişisel anlamda ruhsal dünyasının sağlıklı olabilmesi için buna uygun ortamın olması gerekiyor. Evde sokakta okulda ya da yurtlarda, cezaevlerinde bunu ne kadar sağlayabiliyoruz. Çocularımız şiddetin içinde ve neredeyse bu normalmış gibi büyüyorlar. Cinsel istismar suçlarının yüzde 48’i çocuklara yönelik, tabii bu bilinen rakam.

Evliliklerin beşte biri 18 yaşından küçük çocuklar. Türkiye’de 50 bin çocuk seks kölesi olarak kullanılıyor.

Evin içinde her iki kadından biri şiddete maruz kalıyor ve çocuklar bundan etkileniyor. Çocuk işçiliği, 2 milyona ulaştı ve her on çocuktan 8’i kayıt dışı çalıştırılıyor. Hatta çoğu aile çocukları iş bulduğunda seviniyor çünkü geçinemiyorlar.

Yurtlarda, cezaevlerinde neler oluyor, tam olarak bilinmiyor. En tüyler ürperici durum ise, kızlar babalarının çocuklarını doğuruyor!

Peki bu kadar kötü ve gitgide kötüleşen bir ortamda çocuklarımızı korumamız mümkün mü? Tabii ki mümkün; bütün çocukları kendi çocuğumuz gibi sevip koruyacağız. Çocuk eğitimi ve yaklaşımıyla ilgili eğitimcilerden bilgi alınması ve çocuklara yönelik uygulanan şiddete göz yummayıp ilgili kurumlara bildirmemiz şart. Bizler var olan kötü duruma ne kadar çok ses çıkarırsak, o kadar fazla önlem alınmasını sağlayabiliriz.

Özge Doğar (Eğitimci-Yazar)

Son Haberler

Tecavüzcünün bahanesi: “Oruçluydum…”

Evet, bu da oldu. Oruç tutmak çocuğa cinsel istismarda bahane yapıldı. Ve tecavüzcü müdür yardımcısı öğretmenliğe devam ediyor!.. RED Haber - Urfa’nın Bozova ilçesinde bir...

Virüs kalıcı etki bırakıyor

Koronavirüs geçiren birçok kişi kalıcı hastalık sahibi oluyor. RED Haber - Koronavirüs ile enfekte olan her 10 kişiden biri, enfeksiyondan kurtulduktan sonra haftalarca yorgunluk, kas...

Belgrad’da virüs eylemi

Belgrad'da ortalık karıştı, yenilenen karantina tedbirleri halkı sokağa döktü. RED Haber - Sırbistan’da COVİD-19 için karantina ilan edilmesi şiddetli protestolara neden oldu. Protestodaki öfkenin çoğu, güvenlik...

Feyzioğlu’dan rekor denemesi!

Baro başkanları ve avukatlar direnirken, Metin Feyzioğlu iktidarın paçalarına sürtünüyor ve bir rekor denemesi yapıyor! RED Yorum - Türkiye Barolar Birliği'nin (TBB) istenmeyen ama gerisini...

Eski Latin filmlerine dönüyoruz

Covid-19 Latin Amerika'nın yeniden yoksulluk ve şiddet batağına sürüklenmesine hız kazandırdı. RED Haber - Küresel nüfusun yüzde 8'ini barındıran ancak son Covid-19 ölümlerinin neredeyse yarısına...