Gazete REDÇocuk ve işçi…

Çocuk ve işçi…

Kodaman’ın birisinin hayat hikayesini dinledim geçen gün. İsmi lazım değil. Şu anki konumuna tırnaklarıyla kazıyarak geldiğinden ve çektiği zorluklardan bahsediyordu. Çocukken başlamış çalışmaya. Su satmaktan, ayakkabı boyamaya kadar her işi yapmış.Okuyamamış yoksulluktan. Çok fakirlermiş. Sattığı şekeri dahi yokluktan yememiş, yiyememişti. Sevgili kodamanımız adeta bir Sezercikti anlayacağınız. Ve bir ‘Sezercik’ kolay yetişmiyordu! Ulaştığı zenginliğin verdiği gururla, öğüt vermekten de geri kalmıyordu. Klasik hayatı olumlama muhabbeti işte. İnanmak, azmetmek, pes etmemek falan filan…

Kendi çocukluğumu şöyle bir düşünüyorum da, hiç çalışmadım. Bana ‘git su sat’, ‘ayakkabı boya’ falan diyen olmadı. Hatta yaz tatillerinde sanayiye veya bakkalın, berberin yanına bile vermediler. Belki benim içimde de bir Vorın Bafıt, Mark Zükerberk, ne bileyim bir koçtu, sabancıydı, mutlaka bir zengin olma, kodaman olma potansiyeli gizliydi. Yazıklar olsun ki o potansiyeli, çalışkan olmadığım halde okumama gayret gösterip körelttiler. İşin şakası bir kenara. Küçükken yaşıtlarım arasında çalışan arkadaşlarım vardı. Tatil zamanında çocukların yapabileceği muhtelif işlerde çalışırlardı. Hatta bir seferinde imrendim. Anneme dedim ki, “Belki ben de çırak olsam…” Her anne yufka yüreklidir. Benim annemin ise her daim içine kaçmış bir Adile Naşit olduğundan oğluna kıyamadı.

Babam fabrikada işçiydi. Beş yaşındaydım. O zamanlar en büyük hobim arada bir babamla fabrikaya gitmekti. Minyatür bir tipim vardı. Gerçi şimdi de iri yarı sayılmam. Neyse. Minyatür oluşumdan mütevellit, pederin çalışma arkadaşları beni epeyce sever ve tombul yanaklarımı mıncıklarlardı sevgiyle. Bana hediyeler verirlerdi. Fabrikanın kantininden ‘piskevit’, çikolata, meyve taşıyan taşıyana. Adeta fabrikanın maskotuydum. Ayrıcalıklıydım hani. O zaman o fabrikaya girmiş tek çocuk bendim. İşçileri ta o zamanlar sevmeye başladım. Neticesinde babam da işçiydi ve diğer işçiler de babam gibi çok cömertti. Babam küçük yaşlarda başlamış çalışmaya. Su, sigara satmak, ayakkabı boyamak, oto tamirciliği derken on yedi yaşında fabrikaya işçi olmuş. Sonraki zamanlarda da yaşamı hep işçi olarak geçti. Şimdilerde ise emekliliğin sefaletini sürmekle meşgul.

İşte o kodaman başarı hikâyesini anlatırken bunlar geldi aklıma. Bugüne bugün ‘havadan zengin oldum, miras kaldı mala kondum, çaldım çırptım voleyi vurdum, şans eseri köşeyi döndüm’ diyen bir zengin ne duydum ne de gördüm. Duyan, gören varsa beri gelsin!

Kapitalist bir dünyada inanarak, çabalayarak zengin olunmaz. Çok nadir bir olaydır. Zengin olmanın tek bir yolu vardır. O da sömürmektir. Sömürmek ve daha fazla sömürmek. Kodamanların, ‘çocukken çalıştım, şunu yaptım, bunu yaptım,’ tırı vırısı, çocukların sömürü zincirine eklenmesini meşrulaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmez. Bunu bilinçli olarak yaparlar. Düzmece çocukluk hikâyesi ile halka şirin görünmek ve onlardan biri gibilermiş gibi görünerek, mevcut durumlarını halkın önünde meşrulaştırmak isterler ve genelde başarırlar.

Kapitalist bir dünyada en çok zararı çocuklar görüyor. Sömürü ve sefalet daha ana rahmindeyken başlıyor. Milyonlarca çocuk doğumdan sonra ailede ve okulda yurtlarda, merdiven altı atölyelerde, fabrikalarda ekonomik, fiziki, manevi ve cinsel sömürüye maruz kalıyor. Halk çocukları gözünü dünyaya borç ile açıyor. Çünkü içine doğduğu aile borçlu, vatandaşı olarak doğduğu ülke borçlu. Türkiye koşullarında bir çocuk doğarken ortalama 10 bin TL borç ile doğuyor. Dileyenler kişi başına borçlanma verilerini internetten bulabilirler.

Türkiye’de yasa dışı çocuk işçiliği 2 milyonu aşmış durumda. Yasa dışı çocuk işçiliğinin en çok rastlandığı sektör tekstil ve tarım. Meslek liselerinde çocuk işçiliği ve sömürüsü devletçe yasal bir zemine oturtulmuştur. Staj gereği çalıştığı otellerde, şirketlerde, fabrikalarda her türlü sömürüye maruz kalan çocukların sayısını eklemiyorum. Sadece Türkiye’de değil. Geleceğin süper gücü olarak nitelendirilen Çin’de mevcut iş gücünün yüzde 20’sini çocuk işçiler oluşturuyor. Birçoğu ailelerinden küçük yaşlarda alınıyor. Güney Asya’da kız çocukları fuhuşa zorlanarak, çoğu Avrupalı, dünyanın değişik ülkelerinden gelen kart sübyancıların eğlence mezesi oluyor. Afrika’nın ve Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde çocuklar kahve ve kakao plantasyonlarında köle olarak çalıştırılıyor. Bir çoğu ailelerini bir daha göremiyor. ILO verilerine göre dünya genelinde 152 milyonu aşkın çocuk yasal ya da yasa dışı olarak çalıştırılıyor. Bu liste uzadıkça uzuyor. Yani sermayedarlar tarafından çocuk işçiler muazzam bir kâr kapısı.

Sömürü düzeninin devam etmesi, çarkların dönmesi için sürekli yeni kaynak gereklidir. Bu kaynak elbette insandan başkası değildir. Maddi kaynağı üreten insandır. Maddi kaynak üretirken, kendi sefaletini üretir aynı zamanda. Dolayısıyla bir emekçi çalışarak kendine sadece sefalet ve yalnızlık üretir. İşe yaramaz duruma gelince kirlenmiş bir peçete gibi bir kenara atılır. Bir işçi ve tuvalet kâğıdı arasında büyük bir fark yoktur sermayenin düzeninde ve gözünde. Kullan at.

O yüzden insanlara çocuk yapması gerektiği, nüfusun yaşlandığı söyleniyor. Güçlü devlet için güçlü genç nüfus. Hadi üç çocuk yapın. Yapın ki sizi sömürmeye devam edelim. Bütün bu bokun kökeni budur. Ha bir de bunun öteki yüzü var. Bu ülkede kindar bir nesil ancak yandaşların yetiştirdiği ‘küçük mücahit’ ile mümkün olur. Bu da ayrı bir tartışma konusudur.

Uzun lafın kısası. Dünya yoksul ve emekçi halkalarının ve çocuklarının hali ortadadır. Durum hiç gurur duyulacak boyutlarda değildir. 7’den 70’e emek ordusu içerisinde yer alanlar, sermaye sahiplerinin yalandan hikâyeleri ile uyumayı bırakıp, kendi hikâyelerini anlatıp kendi tarihlerini yazmayı mutlaka bir gün becerecektir.

Tarih sınıfların mücadelesi ise bu mücadelede payımıza düşen bir devrim var demektir. Geçmişte olduğu gibi 21. Yüzyıl da bu devrime gebedir. Ve o devrimin ateşi Anadolu topraklarından başlayıp elbette doğayı ve hayatı sarsacaktır. Hiç kuşkunuz olmasın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

23,980BeğenenlerBeğen
16,900TakipçilerTakip Et
1,350AboneAbone Ol