Çıldıran Türkler…


Lütfen yukarıdaki videoyu sonuna kadar izleyin ama sonunda aklınıza mukayyet olun!

Aklın sınırının zorlanması konusunda kelimelerin tamamıyla kifayetsiz kaldığı çok acayip bir dönemden geçiyoruz hep birlikte. Delirmekle aklımıza mukayyet olmak arasındaki ince bir çizgide gidip gelen saçma sapan bir ruh hali içindeyiz. İktidar ortaklarının her gün yükselttiği şuursuzluk çıtasına karşı kimimiz mantıklı cevaplar vermeye çalışıyor, kimisi de ister istemez “geyik dili ve edebiyatını” tercih etmek durumunda kalıyor kendince.

Aslında herkes ortada gülünecek bir durum olmadığının farkında ve verilen tepkilerin çoğunluğu “mizah yapalım, biraz da eğlenelim” diyerek yapılmıyor kanaatimce. Sanırım aklımızı kaçırma eşiğine gelen beynimiz, saçmalığa saçmalıkla yanıt vererek kendini koruma altına almaya çalışıyor. Yoksa biliyor ki delirecek!

İşte bu noktada benim çevremden en çok duyduğum söz; “yok artık bu kadar da olmaz, sonu geldi bu işin” oluyor.  Evet, bu kadar da olmaz ama gerçekten sonu geldi mi bilemiyoruz. Adamlar hayalet seçmenleri üç ay öncesinden yazdırmışlar, akıl almaz iddialarla muhalif adayları seçilseler bile mahkemelerde süründüreceklerini açık açık söylüyorlar. En başından “kayyum atarım” deyip çoktan kendini Türkiye Büyükşehir Belediye Başkanı, kendisine oy vermeyenleri ise “terörist” ilan etmiş olan Tayyip’e sevgili muhalefetimiz hâlâ “31 Mart’ta sizi sandıklara gömeceğiz” diye “artistlik” yapıyor.

Kusura bakmasınlar “artistlik” diyorum ama ne diyeyim, “Mahmut” mu diyeyim?!

Evet, Tayyip ve saz arkadaşları bizi hakikaten delirtip etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bir yandan ana muhalefet liderini idam etme hayallerini dile getirirken diğer yandan AKP’ye oy verenlerin cennete gideceklerini açıklıyorlar.  Mesele aslında AKP’ye oy vermenin ahirette berat olarak kabul edilmesi gibi bir saçmalığın dile getirilmesi değil. Mesele, iktidarda kalabilmek için ne kadar ileriye gidebileceklerini gösteriyor olmaları. Mesele, bu işin sonunu “cehenneme” kadar sürecek bir “beka” sorunu olarak görüyor olmaları. Mesele muhalefet partilerimizin  bilerek veya bilmeyerek hâlâ sandıktan medet ummak suretiyle halkı delirme noktasına getiren iktidarın değirmenine ısrarla su taşımaları.

Şimdi başa dönecek olursak şunu söyleyebiliriz: Bu halk artık çıldırma noktasına geldi ve verdiği tepkilerin çoğunluğu “komik olayım” iddiası falan taşımıyor. Halk artık “deliriyoruz bir çare bulun” diye haykırıyor.

Mesela vapurda 60 üzeri vatandaşın “cennet beratı” vaadine karşı arkadaşına söylediklerini aktarayım: “Benim cennette tanıdığım yok zaten. Bu dünyada kurtulamadım, orada da Tayyibiyle, Bilaliyle, Beratıyla hiç uğraşamam. Süleyman’a zaten dayanamam. İçerim şarabımı, giderim cehennemime kardeşim…”

Bir başkası eşinin ısrarıyla ruh halini biraz düzeltmek için kişisel gelişim kitabı okumaya başlamış. “Bu kitap da sürekli nefret etme, herkesi affet” deyip duruyor. Yahu ben olmuşum EYT’li. Tayyip’i affetsem o Bahçeli’yi nasıl affedeyim ulan ben?!” diye soruyor.

Bir başka örnek  annemden: Akşam haberlerini izliyor, birden oturduğu odadan bir kahkaha sesi geliyor. “N’olmuş, n’olmuş” diye koşuyorum yanına, “Tayyip Netanyahu’ya soyguncu demiş ya!” diyor gülmeye devam ederek. Ne yapsın kadın?!

Oturduğum ilçede bir esnafın dükkanı bir süredir seçim bürosu olarak kullanılıyor.  İki gün önce alışveriş yaparken başka bir esnaf abimize “burası yeniden açılacak mı, yoksa o da mı battı?” diye soracak oldum. Ağzı dolu dolu, “yok, ona bi bok olmaz, AKP’li o” dedi. Sonra verdi veriştirdi, o kısmına hiç girmeyeyim! Ardından markete gittim. 24.95’den biber, 14.90’dan biraz domates alıp kasaya geçtim. Kasiyer “nasılsınız, iyi misiniz” diye hatır sorunca “valla fiyatları görene kadar çok iyiydim ama şu an tam bilemiyorum” dedim. Arkamdaki müşteri atladı; “her şeyi sattılar, satacak bir şey de kalmadı” dedi. Bir diğeri, “yakında bizi de satacaklar” diye ekledi. Ben “para etsek satarlar da beş kuruş etmiyoruz ki” deyince bir başkası “belki bizi de sattılar, nereden biliyoruz ki” diyerek iştirak etti konuya. “Satılsak haberimiz  olurdu” dedik, “yok nereden olacak ki” dedik, ufak bir “beyin fırtınası” neticesinde “akil mahalle topluluğu” olarak çoktan satıldığımız, ancak henüz bundan yeterince haberdar olmadığımız konusunda mutabakata vardık. Grubumuz bu konuşmaların ardından olaysız dağıldı. Birkaç saat sonra “İmamoğlu geldi, kaçırdın” dedi arkadaşlar. “Hepsi senin yüzünden, kahpe Ekrem” diye slogan atamadım ya, ona üzüldüm biraz.

Neticede şahsım adına benim söyleyeceğim son şey şudur: Çıldırsak da delirmemeliyiz. Yılsak da mücadeleyi bırakmamalıyız. Biz bu memleketi üç-beş saçma sapan adama asla teslim etmemeliyiz. Bırakmamalıyız ki kardeşim, boşuna heveslenmesinler. Şimdi “seçime” doğru gitsinler de endamlarını bir görelim: Haydi; “cehenneme” bir-iki…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here