Gazete REDÇifte hayatlar

Çifte hayatlar

Bu yazının da arkası yarın…

  • T. AKMAN

Wachowski kardeşlerin (o dönem erkek, şimdi kız kardeşler) yayınlandığı anda kült filmler arasına girmeyi başaran bilimkurgu başyapıtı 1999 yapımı “The Matrix” özellikle ilk kurgu aşamasında Alice’e ve Harikalar Diyarına sık sık atıfta bulunur.

Filmin kahramanı “sıradan” bir yazılım uzmanı, özel hayatında ise “Neo” kod adında azılı bir internet korsanı (hacker) olan Thomas A. Anderson’ın uyanışa ilk çağrısı, bilgisayar ekranında beliren “Beyaz Tavşan’ı takip et” mesajının hemen ardından omuzunda Beyaz Tavşan dövmeli bir kızın kapısını çalması ile vücut bulur.

Tavşan deliğinde, filmi şekillendiren Morpheus (Antik Yunan 🇬🇷 mitolojisinde uyku tanrısı Hypnos’un -Hipnoz- oğlu, düşler tanrısı) ile Neo (neo one tek, seçilmiş, Mesih) diyaloğunda ise, nargileci tırtılın Alice’i götürdüğü ve Alice’in hangi kenarını yiyeceği kararı üzerine boyunu uzatacak ya da kısaltacak olan mantara atıf vardır.

“Hoş geldin Neo. Tahmin edebileceğin gibi ben Morpheus’um.”

“Seninle tanışmak bir onur.”

“Hayır, o şeref bana ait. Lütfen. Gel, otur. Eminim şu anda kendini tavşan deliğinden düşen Alice gibi hissediyorsundur.”

“Öyle denilebilir.”

“Gözlerinden belli. Sende gördüklerini kabullenen birinin gözleri var. Uyanmayı beklediğin için tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil. Kadere inanır mısın Neo?”

“Hayır.”

“Neden?”

“Hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem.”

“Ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Neden burada olduğunu anlatayım. Bir şey bildiğin için buradasın. Bildiğini açıklayamıyorsun, ama hissediyorsun. Hayatın boyunca hissettin. Dünyada ters giden bir şeyler var. Ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. Beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. Seni bana getiren şey bu duyguydu. Neden söz ettiğimi biliyor musun?”

“Matrix mi?”

“Ne olduğunu öğrenmek ister misin? Matrix her yerdedir. Etrafımızda. Şu anda bile, bu odada. Pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. Vergi öderken. Gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.”

“Ne gerçeği?”

“Bir köle olduğun gerçeği Neo. Sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun. Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin. Beyninin içi bir hapishane. Ne yazık ki, Matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz. Bunu kendin görmek zorundasın. Bu senin son şansın. Bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak. Mavi hapı alırsan, bu hikâye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan Harikalar Diyarında kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm. Unutma… Sana vadettiğim tek şey gerçek. Daha fazlası değil…”

Matrix’e kadar bilim kurgu filmleri hep gelecekte ya da paralel bir dünyada geçen olayları konu ediyorken, Matrix günümüzde geçiyor. Daha doğrusu mekân gerçekliğini büküyor ve içinde yaşadığımızı sandığımız dünyanın bilgisayar simülasyonundaki günümüzde geçiyor.

“Yapay Zekâ” ile giderek daha akıllı bilgisayarlar yapabilen insanoğlu, bilgisayarlara “karar verme” yetisini verebildikten sonra, iyice kontrolden çıkan yapay zekâ, kendi robot kolonilerini kurar ve insanlık ile savaşa girer. Savaşı ve üstünlüğü yavaş yavaş kaybeden insanlığın liderleri, yapay zekanın ana güç kaynağı güneş enerjisi olduğu için gökyüzünü karartıp güneş ışığını kesmeleri halinde, makinelerin kısa sürede işlemez hale geleceği düşüncesi ile atmosferi bombalayıp güneşi karartırlar.

Ancak plan pek başarılı olmaz; yapay zekâ alternatif olarak insanın vücut enerjisini kullanmayı akıl eder ve iyice ümitleri tükenen ve intiharlarla sayıları azalan insanoğlunun karşısına yeni bir teklifle gelirler: Bize teslim olup, bedenlerinizin enerji santrallerinde birer pil gibi kullanılmasına izin verirseniz, biz de sizin bir hayal dünyası (simülasyon) içerisinde eski “normal” dünyanızda yaşamanıza izin vereceğiz ya da hep birlikte yok olacağız.

Anlaşmayı kabul eden insanların hareketsiz bedenleri santrallerde pil görevi görürken, zihinleri yaşıyormuş ve karar verebiliyormuş “illüzyonu” yaratan bilgisayar tabanlı bir düş dünyası olan “Matrix” içinde sanal bir yaşam sürmeye başlar.

“Gerçek nedir? Gerçeği nasıl tanımlarsın? Eğer hissedebildiğin, koklayıp, tadıp, görebildiğin şeylerden söz ediyorsan, gerçek, beyne iletilen elektrik sinyallerinin yorumlanmasıdır.”

Matrix’te yaşayan insanların tercihlerine kadar her şey Matrix’in bir parçasıdır, zira Matrix asla uyanamayacakları bir rüyadır. Makinelerden kaçabilen asilerin yerin altında kurduğu Zion şehrindeki liderlerinden “terörist” Morpheus, Matrix var olduğu sürece insanoğlunun asla özgür olamayacağına, Matrix’in yok edilmesi gerektiğine ve Matrix’i yok edecek kişinin de Neo olduğuna inanır.

Platon’un “Mağara Alegorisi”ni daha önce Truman Show ile ilişkilendirmiş ve gerçekleri değil, ancak mağara içine giren gölgelerini, aklımıza yansımalarını görebiliyoruz ve bunları hakikat kabul ediyoruz demiştik.

“Yeraltında mağaramsı bir yer, içinde insanlar. Önde boydan boya ışığa açılan bir giriş… İnsanlar çocukluklarından beri ayaklarından, boyunlarından zincire vurulmuş, bu mağarada yaşıyorlar. Ne kımıldanabiliyor ne de burunlarının ucundan başka bir yer görebiliyorlar. Öyle sıkı sıkıya bağlanmışlar ki, kafalarını bile oynatamıyorlar.”

İşte Matrix’in milattan önce yapılmış güzel bir tanımı. Sıradan insanlardan ayrışarak aydınlanmak isteyen bireyler, mağaradaki yansımaların gerçekliğine dair kuşku duyar ve gölgelerin sırrını anlamak için soru sormaya başlayarak, acılarla dolu bir yolculuğa çıkar.

Neo’nun gerçek dünyaya uyanmasındaki ilk tepkilerinden biri gözlerinin yanması olmuştur. Morpheus bunun sebebini gözlerini gerçekten ilk kez kullanıyor olması olarak açıklar; tıpkı mağaradan çıkıp güneş ışığı ile ilk kez tanışan filozof gibi.

Alice’in merakla tavşan deliğinden içeri atlaması ve bir bilgi koridorundan uzadıkça uzayan düşüşü, mağaradan çıkan insanın birden tüm kavramlarının çökmesi ve karşına çıkan zıtlık ve paradoksların doğurduğu yeni kavramların içinde “zeminsiz” kalmasının metaforudur.

Latince kökenli Matrix’in sözcük anlamı “rahim”dir ve “yeniden doğuş”u anlatır. Daha sonra özgürleşmiş zihnin yeni zemin arayışında, aydınlığa doğru yolculuğu başlar. Alice’e içerdiği risklerden dolayı biraz daha mesafeli kalınmış olsa da, Neo’nun bu yolculuğunu her inanç ve öğreti kendi aynasında görmeye çalışır.

Örneğin Hristiyan dünyası yapay zekâyı şeytan, Matrix’i cehennem, Neo’yu da İncil’deki insanlığı kurtaracak olan Mesih olarak yorumlamıştır.

İslam dünyasından bazı alimler filme çok sert tepkiler verirken, bazı Sufiler “Matrix’in özü tasavvuftur, tasavvufi merhaleleri anlatan risaledir.” diyerek sahiplenmiştir.

Bir başka yorum, Wachowski kardeşlerin kendi cinsiyetleri üzerinden yapılmıştır ve çift cinsiyet arasında sıkışıp kalan insanların çıkışını anlattığını, kardeşlerin kişisel savaşını ve öfkesini yansıttığını öne sürmüştür.

Kaderciliğin tekrar tekrar ziyaret edildiği senaryoda, kadere inanmayan Neo ile her şeyi bilen Kâhin arasında şöyle bir konuşma geçer.

“Kararımın ne olacağını şimdiden biliyor musun?”

“Bilmesem Kâhin olmazdım değil mi?”

“Peki zaten biliyorsan, ben nasıl karar vereceğim?”

“Çünkü buraya karar vermek için gelmedin. Kararını çoktan verdin, buraya neden bu kararı verdiğini anlamaya geldin.”

Hepimiz algılarımızla şekillendirdiğimiz bir dünyanın içinde çift hayatlar yaşıyoruz. Şu anda bu yazıyı okumak için ihtiyacınız olan internette, televizyonda, son dönem yaygınlaşan tür bilgisayar oyunlarında, izlediğiniz filmlerde hep sanal bir gerçeklik ve yaşadığımız ya da izlediğimiz sanal bir hayat var. O sanal hayat sizin coğrafyanıza, toplumsal gerçeklerinize ya da inanışlarınıza taban tabana zıt da olabilir.

İstisnasız hepimiz iki hayat arasındaki ilişkiyi, iki farklı benliği farklı dengeliyoruz, ancak insanın bedeni ile zihni giderek birbirinden uzaklaşıyor.

Dünyadaki dinlerin büyük bir kısmı, gerçek yaşam beden öldükten sonra “başlayacağı” için oradaki sonsuz cennet için mevcut hayatlarınızı nasıl yaşamanız gerektiğini dikte eder. Bu da aslında insanın bir Matrix’te yaşadığını, bedenden ayrıldığında bir başka Matrix’e, oradan da bir başkasına geçeceğini peşinen kabullenmesi, hatta ümit etmesidir.

Matrix gerçek ya da hakikat ya da sanal olsa da bu sonsuzluk döngüsü, acı çekmek istemeyen insanlarda kaderciliği, acıları göze alan insanda ise Alice’in karşısına sürekli çıkan hiçliği tetikler.

Bu nedenle Matrix’te Neo’nun yolculuğu, kadim Hint geleneğinde felsefi ve dini düşüncenin ortak noktası, yaşantıyı belirleyen ve acımasız bir yasa olan “karma”dan “samsara”lar döngüsü ile kurtularak “nirvana” ile sonsuz özgürlüğe, yani maddi hiçliğe gidiş yolculuğudur.

Neo’yu hiçlikten nereye götüreceklerini merakla bekleyeceğim Matrix 4, 21 Mayıs 2021’de sinemalarda. Morpheus:

“Sen hiç gerçek olduğundan emin olduğun bir düş gördün mü Neo? Peki bu düşten hiç uyanmasaydın, düşler dünyası ile gerçek dünya arasındaki farkı nasıl anlayacaktın?”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol