Gazete REDCaz Sedat’ın “acıklı” sonu

Caz Sedat’ın “acıklı” sonu

‘Caz Sedat’ namıyla bilinen ve şimdi sahte pasaportlarla Balkan tepelerinde kapı kapı dolaşan Sedat Peker’in acı sonundan çıkarılacak dersler…

  • SEDA ZOBAROĞLU

gazete.red’i takip eden arkadaşlarımız bir zamanların popüler mafyozlarından Sedat Peker ile ilgili bugüne kadar çeşitli haber, yorum ve analize cesurca imza attığımızı bilir.

İşte 2017 Anayasa Referandumuna hazırlandığımız, Caz Sedat lakaplı organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in hepimizin hayretler içerisinde izlediği mitinglerde muhalif kesime “kanlarınızda duş alacağız” diyerek tehdit ettiği, iktidar yanaşması eski futbolcularla “mesajını aldım, ben de evet diyorum” konseptli kampanyalarla Gezi direnişçileri üzerinden tüm “hayır” diyenleri “sokakta bekleyeceklerini” açıkladığı sıralarda ben de kendisine “cevap” niteliğinde kısa bir “yazı” yazmıştım.

Bir site yazarından ziyade gasptan yağmaya, yaralamadan alıkoymaya kadar sayısız suç işlemiş bir mafya bozuntusu tarafından tehdit edilmeye isyan eden bir vatandaş hissiyatıyla yazdığım alaycı satırlarda Peker’e “bizim de mesajını aldığımızı ve ‘aman da ne çok korktuğumuzu’ belirtip, “hadi oradan sizi gidi ayazda kalmış mafya sümükleri sizi” diye seslenmiştim.

Tabii bu seslenişin ardından pek çok dost, arkadaş benim için endişelenmiş, “aman dikkatli ol” türünden uyarılar yapıp bu endişelerini dile getirmişlerdi.

Ama en ilginci oturduğum mahalleden bir arkadaşımızın söyledikleri olmuştu. Çünkü sitedeki “cevap yazısını” okuyan bu arkadaş imzanın bana ait olduğunu anlayınca gerçekten dikkatli olmam gerektiğini, zira Peker ile bağlantılı birinin evimin yakınlarında bir evde ara ara ikamet ettiğini söylemişti.

“Karabahtım kör talihim” mi diyeyim bilemiyordum ama “yahu ne yapacak, evimi basıp infaz mı edecek, buyursun gelsin yani ne yapayım?!” şeklinde bir tepki vermiştim. Çünkü bizlerin bu hayatta yaşadığı hiçbir korku, yapılan zulme sessiz kalma korkusundan daha üstün olamazdı. Tıpkı bugün olduğu gibi.

Ancak gelin görün ki; o şaşaalı günlerinde iktidarın gözü önünde muhalif vatandaşı tehdit eden, referandum oy kabininde “evet” pusulalarının fotoğrafını çekip yayan iktidar yanlılarına sosyal medyadan avukatlarıyla görüştüğünü, işlenen bu suçun cezasının “para”  olduğunu ve bu parayı kendisinin ödeyeceğini beyan eden, sonra daha da ileri gidip TSK ile birlikte Afrin Operasyonu’na katılan ÖSO’ya çelik yelek ve arazi aracı yollayan Caz Sedat’ın saadet dolu günleri de iktidarla arasının bozulması nedeniyle sona erdi.

Geçtiğimiz aylarda Kosova’ya kaçan, birkaç gün önce bir uyuşturucu operasyonu sırasında Makedon polisi tarafından sahte pasaportla yakalandıktan sonra bugün İstanbul’da kendisiyle beraber 63 adamına operasyon düzenlenen Caz Sedat da bir zamanlar kendisini koruyup kollayan güçler tarafından kuşatıldı.

Diyeceğim şu ki; o günden bugüne hem çok değişti, hem pek bir şey değişmedi. Vatandaşı kanlarında duş almakla tehdit eden “ayazda kalmış mafya sümüğü” gitti, yerine muhalefet liderini kazığa oturtmakla tehdit eden, bir zamanlar bir devrimcinin birlikte cezaevindeyken kendisine “sümüklü mafya” dediği bir başkası geldi. Zulüm arttı.

Benim Peker’e yazdığım “cevabın” lafı mı olur; ortaya koydukları haberleri nedeniyle onlarca gazeteci gözaltına alındı, hapse tıkıldı. Dikkat çeken köşe yazarları “yeni gözde” mafya elemanları tarafından sokak ortasında dayak yedi. Siyasetçiler görevlerinden alındı, tutuklandı. Ama en acısı, zulüm hem ekonomik kriz, hem de pandemi nedeniyle halk olarak hepimiz için bir ölüm kalım mücadelesine dönüştü.

Evet, belki içinde bulunduğumuz bu kara günlerden çıkış yolunu henüz bulamadık. Daha ne kadar kayıp vereceğimizi kestirebilmemiz de çok mümkün değil. Ancak bu mücadele içinde unutmamamız gereken şey bize bu zulmü reva görenlerin de bir gün mutlaka gideceğidir.

Haktan, halktan, emekten, hukuktan, adaletten yana olan bizlerin korkması gereken tek şey ise zulme sessiz kalmaktan başka bir şey değildir. Bizi ölümle tehdit eden Caz Sedat’ın nasıl bir suç makinesi olduğunu işleri bittikten sonra “kavrayan” şimdilerde ise biz HALKI her koldan ölüme mahkum bırakan, kendisini üstün görüp varlığını borçlu olduğu vatandaşı bir karınca gibi ezmekten çekinmeyen güç sarhoşlarını da biz halk olarak mutlaka sırtımızdan atacağız.

Çünkü gün gelecek, devran yine dönecek, zalimler elbet halka hesap verecek.

Hiç kuşkumuz yok, sizin de olmasın!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol