Gazete REDBütün kötülüklerin anası sevişgen Geziciler!

Bütün kötülüklerin anası sevişgen Geziciler!

Okumakta olduğunuz yazı, RED Dergisi‘nin Haziran 2019 tarihli 103’üncü sayısından alınmıştır. Derginin tamamına e-dergi olarak PDF formatında ulaşmak için: TIKLAYIN


“Kur’an kursu travması” olan bir arkadaşım vardı. Ofis biraz havasız kalsa veya sigara odası fazla duman altı olsa “Öff! Burası Kur’an kursu gibi koktu” deyip ya pencereyi açar ya da hızla terk ederdi ortamı. Bir gün sordum, “O da ne demektir?” diye. Meğer muhafazakâr bir ailenin çocuğuymuş. Zorla Kur’an kursuna yollamışlar reşit olana kadar. Gerçi sonra ‘kötü yol’a düşüp solcu olmuş ama, “İşte böyle kokar oralar; havasız, basık, oksijensiz” demişti.

Genelleme yapmak çok doğru olmasa da birçok kuşağı bu kapalı ortamlarda, kendisine “sadece bir öğüttür” diyen bir kitabı kullanarak Allah’tan değil, kendinizden korkmaya programlayarak büyüttünüz. Canınızın yasaklamak istediği her şeyi ‘günah’ olarak gösterip Allah’ın değil, kendinizin önünde secde etmelerini sağladınız. Neticede çocukluğunu, gençliğini yaşayamamış, yasak olan her şeye merak duyan, hiçbir ilgi alanı olmadığından cinsellikten başka bir şey düşünemeyen topluluklar oluşturdunuz. Bu toplulukları da sizin gibi yaşamayan kesimlere düşman ettiniz, ‘dinsiz’ dediniz. Bu dinsiz dediğiniz çocuklar nasıl büyüdü peki? Sokakta oynadı, yaramazlık yaptı, gezdi tozdu. Aşık oldu ama tecavüz etmedi. Çalıştı ama çalmadı. Kısaca insan olmayı, hayatı, bugün Kur’an kursunda küçücük çocuğa tecavüz edip tarafınızdan serbest bırakılan sapık imamdan öğrenmedi. İnanca olan saygıyı kimisi namaz kılan anneannesinin sırtına çıkıp, kimisi komiklik olsun diye namazını taklit ettiği dedesinden öğrendi. Çünkü onlar ‘günah’ demediler, “Cehenneme gidersin!” demediler. “Saygı duy evladım” dediler, boyun eğmeyi öğretmediler torunlarına.

İşte buna fena gıcık oldunuz!  Çok basit bir şekilde çözülebilecek bir başörtüsü meselesini ideolojilerinizi dayatmak için kullanarak özgür, eşit, adil, yani erdemli bir hayat sürmek isteyen insanların üzerine boca ederek boğdunuz. Sonunda da “iki ağaç için” dediğiniz bir eylemin büyük bir hak mücadelesine, direnişe dönüşmesine neden oldunuz.

Sonrası malum; yaşadığınız bütün beceriksizliklerin, kötü yönetimin, baskıcı rejimin nahoş neticelerinin bütün faturasını Gezi direnişçilerine kestiniz. Bunu iktidar sahipleri açısından anlamak kolay: Gelmişsin koskoca bir milli servetin üzerine oturmuşsun. Ülke yönetmeyi memleketin sahibi, hizmet etmek için görevli olmayı halkın efendisi olmak sanmışsın. Yediğin önünde, yemediğin arkanda, “ister asarım, ister keserim” diye düşünüyorsun. Sana her yönüyle “eyvallah” çeken kütlenle gül gibi geçinip giderken birileri “biat etmem, yok öyle dünya” deyip hakkını arayınca kızıyorsun tabii. Kusurları olsa da onca yıl yok etmeye çalıştığın bir cumhuriyeti tam bitirme aşamasına gelmişsin, bir takım zevat çıkmış cumhuriyetin sembolü olan binanın üzerine ismine hitaben “Kes sesini” diye yazmış. Üstelik hem iyi kalpli ve barışçıl, hem de ziyadesiyle matrak insanlar bunlar. Bir havalarla oturduğun koltukta şimdi dünya seninle alay ediyor. Biz olsak “ne diyor bu insanlar” diye sorarız ama biat kültürü olunca ego da tavan yapıyor tabii. Ne yalan söyleyeyim; bozulmakta haklısın bir yerde hacım.

Peki senin elemanlara ne demeli? Nedir bu nefretin sebebi? Aslında laik rejimin size dayattığı değil, sizin din adına kendinize yasaklayıp ulaşamadığınız her şeyi birilerinin yaşayabiliyor olmasına öfkeniz. Siz yapamadınız ya; kimse de yapsın istemiyorsunuz. Farklılığımızın güzellik değil, tarafımıza eziyet olarak dönüşmesine neden olan “ulvi felsefenize” kısaca bir göz atalım isterseniz:

“SEVİŞGEN GEZİCİLER”

Sizin bir medyacı eleman var, adı Turgay Güler. Bu zatın nefret kustuğu Gezi direnişçilerine taktığı isim “sevişgenler”. Ekranlara çıkıyor, çağırdığı konuklar “Geziciler” dediği anda müdahale ediyor; “yani sevişgenler” diye düzeltiyor. Adam söylemelere doyamıyor, hızını alamıyor; sevişgenler de sevişgenler diye. Metrolarda sevişiyormuş Geziciler. “Eyleme gidiyoruz”  diye kurdukları o çadırlarda neler neler yapmışlar bu sevişgenler. Yahu Gezi direnişçisine size olduğu gibi aşık olmak yasak değil ki; sevdiğinin elini tutmak, yakınlaşmak. “Gezi sevişgenlerinin” hiç işi gücü yoktu; çadır kurup plastik mermi, tazyikli su ve biber gazı fantezisi yapacak. O fantezi size ait beyler, en büyük destekçiniz mafya lideri Sedat Peker’i bile dört yaşındaki kızının jimnastik fotoğraflarına yaptığınız sapıkça yorumlarla “sizin inandığınız dine ben inanmıyorum” dedirtti sizin bu zihniyetiniz. Size önerimiz, “sevişgenlerle” uğraşacağınıza, sapık dincilere niye “dur”  diyemediğinizi etraflıca bir düşünmeniz!

KÜLTÜR-SANATÇI GEZİCİLER!

Yahu heykele bakıyorsunuz cinsel organ görüyorsunuz. Resme bakıyorsunuz çıplak diyorsunuz. Bale izlemezsiniz; “oraları buraları” açık diye biliyorsunuz. Piyano ve anıt heykel tutuklanır mı; tutukluyorsunuz. Sanatçı kişi çıkmış mermerden heykel yapmış; biz o taş yığınını bir insan evladının eliyle oymak suretiyle nasıl mükemmel bir insan vücuduna dönüştürdüğüne hayret ve hayranlıkla bakıp o yeteneği takdir ederken, siz orada heykelin af edersin testisiyle ilgileniyorsunuz. İçinizde bazı işsizler var, sergi ve müzeleri dolaşıp çıplak heykel ve resimleri şikayet ediyor. Siz de bunu ihbar kabul edip sanatçının sergisini kapatıyorsunuz. Meczup, sanatçılara soruyor; “neden başörtülü kadın çizmiyorsun” diye. “O çizdiğin insan figürü olmaz, kumaş olur” diye basitçe anlatsak bile anlamıyorsunuz. Çoluğa çocuğa, kadına tecavüz ediliyormuş ne gam; yeter ki sanattan tahrik olmayın siz. Ama olmayın be kardeşim, hakikaten olmayın. Tamam, sanat demeyin; taş deyin, kağıt deyin icap ediyorsa. Fakat bir durun da taştan, kağıttan da hallenmeyin. Hallenmeyenden de nefret etmeyin!

SİZE EĞİTİM HİÇ ŞART DEĞİL!

Artık kabullenin; gözbebeğiniz İmam Hatipler sınavlarda dökülüyor. Bu nedenle sınav sorularını çalıp mesleğini doğru düzgün öğrenen eleman yetiştiremediğiniz için tüm devlet kadrolarını işini bilmeyen yandaşlarınızla doldurdunuz. Şimdi bu yandaşlar iyi eğitim almış ‘Geziciler’in işlerini ellerinden alacağını düşündüğünden bu kesimden nefret ediyor. Bakın size bir örnek vereyim: Başörtülü bacınız üniversitede okusun mu; bence okusun. Ama doktor diye gittiğimiz bu bacınız teşhis koymak yerine size “doktora git” tavsiyesinde bulunmasın reca edicez. Şaka değil; hastanın vücudunda çıkan yaraya bakıyor, “doktora git” diyor. Sonra  “ne olduğunu öğrenince bana da söyleyin” diye de ekliyor. Öğrenecek, sonra da diğer hastaları iyileştirecek. Ne diyelim; nefret etme ne olur, çalış senin de olur!

 “ALKOLİK GEZİCİLER”

Valla bunca yıldır memleket bu kadar yalan, dolan, iftirayı neyin kafasıyla yaptığınızı merak ederken “içki içiyorlar” diye Gezi direnişçisinden nefret etmeniz “tarım” alanındaki yeni girişimlere verdiğiniz destekten anlaşılıyor gibi. Çalmamışız, çırpmamışız, tecavüz etmemişiz. Ne yapmışız; ağzımızla içmişiz, çakır keyif olmuşuz, eğlenmişiz gülmüşüz. Günahı varsa bizim boynumuza. Hamdolsun rabbimize ki; dindar geçinip uyuşturucu baronlarıyla fotoğraf çektirmemişiz. Afiyet şeker olsun Gezi direnişçisine, yarasın, löp löp et olsun. Kıskananlar çatlasın!

YANDAŞ MEDYANIN KORKULU RÜYASI: GEZİCİLER!

Halkın parasıyla cebren ve hile ile satın aldığınız medya organlarında sabahtan akşama kadar dininizin en büyük yasaklarından biri olan iftira aracılığıyla küpleri dolduruyorsunuz. Gazetecilik adına tek bir iş yapmışlığınız olmadığı için bu iktidar giderse “yazar, gazeteci, köşeci, muhabir vs.” olmadığınızın tamamen ortaya çıkacağını çok iyi biliyorsunuz. Gezi direnişini desteklediği için sadece gerçeğin peşinde koşan gazetecileri kodeslere yollama hevesinizin bir nedeni de bu. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir “meslek” olarak iftiracılık icra ettiğinizden kelli, doğruyu söyleyenleri etrafınızda görmek istemiyorsunuz. Ama acı gerçeği bilmenizde fayda var; bu halk kendisinden çaldığınız her şeyi geri alacak. Hiç şüpheniz olmasın!

İNANMAYACAKSINIZ AMA GEZİCİLERE TEŞEKKÜR BORCUNUZ VAR

Son olarak Gezi direnişçilerine nefret etmek yerine aslında teşekkür etmeniz gerektiğini de hatırlatmak zorundayız: Çünkü burası o sizin anladığınız türden bir “Müslüman ülke” olsaydı belki de bu memlekette çoktan kan gövdeyi götürmüş, sizin de sonunuz Saddam veya Kaddafi gibi olmuştu. Ama olmadıysa ve bundan sonra da olmayacaksa, bunu o beğenmediğiniz “Müslüman olmayan” kesime borçlusunuz siz. Yani bu memleketin laik cumhuriyetçi, devrimci mücadele anlayışı ve ahlakıyla yetişmiş çocuklarına. Bir başka deyişle de o nefret ettiğiniz, ölüm yerine yaşamı savunan Gezi insanlarına. Yoksa çok beğendiğiniz, “cihat yolunda her şey mubah” telkiniyle yetiştirdiğiniz o “pek milli iradeniz” menfaatleri bittiğinde sizin kafanızı bile yerlerde sürükleyebilir de haberiniz yok. Tabii Gezi direnişini darbe olarak gösterip safları sıklaştırma işini de iyi hallettiniz bunu da kabul edin. Ama yanlışlıkla “şeriat hukuku” falan deyip fazla ısrar etmeyin. Çünkü maazallah böyle bir durumda sadece eliniz kesilmekle kalmaz, kol, bacak, ne varsa feda etmek zorunda kalabilirsiniz. “Kısasa kısas” diye artistlik de yapmayın, çünkü Ali İsmailler’in, Berkinler’in, Ethemler’in ruhları sizi rahat bırakmaz. Bırakmayacak da zaten.

Tüm Gezi şehit ve direnişçilerine sevgiyle, saygıyla, teşekkürle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,818BeğenenlerBeğen
17,098TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol