Burger King: Rezil yemek, hızlı sömürü… Ve şimdi Fenerbahçe sömürüsü!..

Buger King Fenerbahçe’ye sponsor oldu ve birden bire sosyal medyada gündeme oturdu. Kimi Fenerbahçe taraftarları söz konusu fast-food şirketine pek çok övgü sıralarken, farklı takım fanatikleri de hakaret ya da mizahi salvolarda bulundu.

Bir kapitalist şirket için çok taraftarı bulunan bir futbol kulübüne sponsor olmak akıllıca olabilir ama Burger King’i başka türlü anlamak ve anlatmak lazım. Burger King köftelerindeki at eti skandalı ve ardından içinde larvalar bulunan bozuk köfte skandalı daha dün gibi aklımızda. Bunlar fast-food’un zehirleyici etkisine birer örnekti. Ama daha önemlisi, fast-food zincirlerindeki acımasız emek sömürüsü ve işçi düşmanlığıdır.

RED Dergisi‘nin Kasım 2011 tarihli 62. sayısında, bir dönem Burger King’de işçilik yapmış Onur Dalar bu “emperyalist köfteci”de yaşanan sömürü ve zulmü ayrıntılarıyla yazmıştı. Şimdi gazetecilik yapan Dalar’ın ibret verici yazısını aktarıyoruz:

Onur Dalar

FAST FOOD: HIZLI SÖMÜRÜ

Amerikan emperyalizmin üçüncü dünya ülkelerindeki en büyük simgelerinden biri fast-food şirketleri. Özal ile başlayıp Tayyip Erdoğan’la devam eden ‘Küçük Amerika’ olma sürecinin sonuna baktığımızda artık ülkemizin her işlek sokağında mutlaka bir McDonalds ya da Burger King görüyoruz. Bu da ülkemizin ne kadar ilerlediğinin ve kadim dostumuz ABD ile gerek kültür, gerek sermaye bakımından ne kadar kaynaştığımızın göstergesidir herhalde… Ama ben bu yazıda, yaptığı ‘Ramazan Menü’lerle iftar saatlerinde milleti kuyruğa dizen Burger King’in parayı nasıl çuvalla kazandığını değil, o Ramazan Menüleri yapan, aynı gün içinde 12 saat aralıksız oruçlu çalışan ama iftar saatinde 10 dakika olsun yemek izni alamayan Burger King emekçilerinin ne koşullarda çalıştığını anlatmaya çalışacağım.

Burger King’de birkaç ay çalıştım. En baştan şunu diyerek başlayayım. Çalıştığım süre içinde, ‘Kültür Emperyalizmi’ni anlamak için sayfalarca kitap okumaya gerek olmadığını idrak ettim. Amerikan şirketleri ülkemize girerken sadece sermayesi ile girmiyor, girerken kendi insan tipini de yaratıyor. Şöyle: İçeceğini beğenmeyip “Ben bu kolayı Amerika’da hiç böyle içmedim, zaten bu ülkede yaşanmaz yeaa!” diye seni aşağılamaya çalışan, sonra seni sırf gıcıklık olsun diye müdürüne şikayet eden gerizekalı, kendini bilmez, hayatta tek övüneceği şey Amerika’ya gitmiş olması olan kadınlardan neredeyse her gün görüyordum. Sonra… Sevgilisinin yanında artislik yapmak için, “Hamburgerim neden geç kaldı?!” diye bir tarafını yırtan ahmak adamlardan da çok gördüm. Emin olun her gün böyle insanlarla karşılaşıyorduk. Ama içeride neler döndüğünü bilmiyordu tabii onlar… Bir hamburger 1 dakika geç kaldı diye müdürden ağıza alınmayacak küfürler yediğimizi bilseler belki o ahmaklar bile insafa gelebilirdi…

Kimse o ‘2 alana 1 bedava’lı, şaşalı menülerin yazılı olduğu kapıların arkasında neler döndüğünü oralarda çalışmadan bilemez. Sipariş edilen bir hamburger içeride onu yapan için çok farklı şeyler ifade eder. Önündeki sipariş ekranına bakarsın… İki hamburger. Ekmekleri kızarma makinesine at, kızarmış eti çıkar, hamburger kağıdını aç, sonra ekmekleri makineden çıkar, kağıdın üstüne yerleştir, ekmeğin alt tarafına eti koy, üstüne 2 adet turşu, ketçap, hardal, paketle, difrize at, 3 saniye bekle, çıkar, gönder… Hamburger shot! Sonra sipariş ekranına bakarsın… Çünkü bütün bunları yapman gereken süre 1 dakikadır. Eğer 1 dakikayı geçtiyse müdürden azarı yedin demektir.

1 dakika geçmeden bir sipariş daha gelir… 1 Hamburger, 2 Big Mac Menü. Hemen hamburger ekmeğini at, onların ardından da üçlü Big Mac ekmeklerini atacaksın, kağıtları aç, big mac kutusunu çıkar yerinden, ekmekleri kızartma makinesinden al, hamburger ekmeğini kağıdına, Big Mac ekmeklerini kutusuna yerleştir…

Hazırdaki etleri çıkar. Hamburger etini altta kalacak ekmeğe koy, big mac etlerini üçlü
özel ekmeğinin arasını yerleştir, hamburgerin turşu, ketçap ve hardalını ekle, Big Mac sosunu koy üstüne göbek salata, 2 soğan, 2 turşu gönder. Hamburgeri difrize at, 3 saniye
sonra… 1 Hamburger, 2 Big Mac Menü shot! “Oh be!” demeye kalmadan sipariş ekranına bakarsın ve sipariş süresi 2 dakika geçmiş üç tane cheese burger görürsün. Bu sefer daha hızlı olman gerekir. Çünkü zaten gecikmişsindir, müdür her yerden çıkabilir ve o demin bahsettiğim ahmaklardan biri siparişin sahibi olabilir. Hemen ekmekleri at, elin ayağın birbirine dolaşmasın, kağıdı aç, ekmekleri al hemen, eyvah o arada hazıra et atmayı unutmuşum, hemen et atmam gerekir, bir et en az 2 dakikada hazır hale gelir, hemen -18 derece soğuklukta buzhaneye koş, hamburger etlerinin dolu olduğu koliyi bul, içinden etleri çıkar, dışarı çık ve 1000 derecelik et kızartma makinesine etleri at, tabii bu acele içinde o soğuktan cehennem gibi sıcağa girmen pek önem arz etmez, önemli olan müşterinin memnuniyeti ve sipariş süresi olan 1 dakikadır, etleri maşayla al, yağlarını yere damlatma sakın, ekmeğe yerleştir, üstüne peynir at, ketçap, hardal, kapa, paketle,difrize at, 3 saniye sonra çıkar, gönder… Üç cheese burger shot! Ekrana baktığında yine sipariş görürsün… Yine aynı manzara ile karşılaşırsın. Üç hamburger, 10 hamburger, beş big king, iki cheeseburger…

‘Hak et ulan aldığın parayı!’

Sipariş yoğun olduğu zaman akıllarınca seni motive etmek için tependeki hoparlörden hızlı Amerikan müzüklerini çalmaya başlarlar. Bildiğin ne kadar küfür varsa edersin içinden… Hepsini halleder zamana bakarsın, sanki saatler geçmiştir. Halbuki bir önceki saate bakışından o yana 10 dakika bile geçmemiştir bütün bunları yaptığın sürede… İşte bütün günün böyle ayakta 1 saniye bile durmadan çalışarak geçer… Bazen 10 saat, bazen 14 bile olur… Sipariş olmadığı zamanlarda yerlere paspas yaparsın, bulaşık yıkarsın, hiç mi iş kalmadı, duvarları silersin, kolileri çöpe atarsın ama hiçbir zaman boş durmana izin vermezler. Hamburger yapmak aslında en kolay iştir.

Dükkanın kapanışına kaldığın zaman yapacağın iş çok daha fazladır ki en iyi ihtimalle gece 02:00’de işten çıkarsın. Saat başına aldığın 3 lirayı hak etmen gerekir. Boş durduğun zamanlar kameradan bakan müdürlerden biri gelir yanına, “Oğlum salak salak durma orada, iş yarat kendine!.. Hak et ulan aldığın parayı!”der. Sanki yan gelip yatıyorsundur. (He bu arada kamera demişken, Burger King restoranlarının içindeki kameralar içeride çalışanlar fazladan yemek yemesinler diyedir. Şöyle anlatayım:

Kamera neyi izler?

O gün çalıştığın süre içinde ‘performans’ın ne kadar yüksekse senin o kadar yemek yemeye hakkın vardır. Yani puanın çok ise büyük hamburger, az ise küçük hamburger yiyebilirsin. Restoranın her yanına kamera koymuşlardır ki; çalışanlar puanlarından fazla hamburger yemesin. Sermaye işte böyle insanlıktan çıkmıştır. Benim çalıştığım Demirören AVM’deki Burger King yeni açılmasına rağmen o kamera sistemini 200 milyarın (şimdinin 200 bin lirası) üstünde paraya kıyıp takmışlardı. Yeter ki çalışan orada fazladan yemek yemesin. Bu iş biraz da Beyoğlu’nda masaları kaldırıp , koskoca Demirören AVM’nin oraya dikilmesine izin veren belediyenin kafasına benziyor. Sermaye işte… Her yerde aynı kafada!

O, kasanın yanında gördüğünüz beyaz gömlekli kasıntı tipli müdürler aslında çok acınacak insanlardır… Hepsinin ayrı bir psikolojik vak’a olarak incelenmesi gerekir. Bir kısmı üniversite mezunu olup, bir şirkette iş bulamamış, mecburen oraya müdür olmuştur. ‘Kariyer’lerindeki başarısızlığın ve/veya basiretsizliklerinin acısını altlarındaki insanlardan çıkarırlar. Kendi üstlerindeki müdürler restorana geldiğinde ise köpek gibi hazır ola geçerler. O zaman işte ne kadar küçüldüklerini görür, onlara sadece acırsın. Bazıları ise küçük yaşta orada çalışmaya başlamış, yıllar sonra ‘Müdür’ olmuştur. Ama yıllarca o şartlarda çalışmanın bıraktığı hasar o insanı ciddi anlamda bir ruh hastasına dönüştürür.Altında çalışan insanı azarlayarak kendini rahatlatır. Çünkü aynı azarları, aynı küfürleri yıllarca kendi yemiştir. O küfürler sayesinde var olup restoran müdürü haline gelmiştir.

Amerikan sinemasında banka soyguncuları, mafya babaları, ruh hastası tipler genellikle bulaşıkçılık, hamburgercilik gibi sömürünün en aşağılık yerlerinden geçerek o yerlere gelirler dikkat ettiyseniz. (Bakınız: Tony Montana.) Ben de çalıştığım süre içinde filmlerde bunun boşuna böyle olmadığını fark ettim. Orada çalışan arkadaşlarım nedensiz yere her hafta birbirleriyle kavga ederdi, ben de işten çıktıktan sonra eve canavar gibi gelir kimseye selam vermeden yatağa atardım kendimi. Evdekiler en başlarda, “Biriyle mi tartıştın?” diye soruyordu, sonra onlar da alıştı. Diyeceğim, o şartlarda çalışan insanın normal kalması mümkün değil. Çalıştığı her dakika, her saniye kavga içinde çünkü.

“Peki neden bir insan bu kadar stres dolu bir işi yapıp ruh sağlığını bozar ki?” sorusunu sorabilirsiniz. Evet… Yeri geldiğinde sabah 08:00’de girip gece 02:00’de çıktığı, 1 saniye bile oturmadığı, insanlık dışı çalıştığı halde yine müdürlerden azar yediği, üstüne üstlük maaşının her ay eksik yattığı bir işte insan neden çalışır ki? Onun cevabını da orada çalışan insanlara sormak gerekir çünkü hepsinin ayrı bir hikâyesi vardır. Bir arkadaşım merdiven altı bir tekstil atölyesinde ustabaşı olana kadar çalışıp, sonra gözleri kör olma noktasına kadar geldiği için işini bırakmak zorunda kaldığını anlatmıştı. Bir kuruş dahi tazminat alamadan gelip burada çalışmaya başlamış. Başka birisi ise ayakkabı tamircisinde çalışırken ciğerleri kimyasal maddeden zarar gördüğü için Burger King’e geçmişti. Ve bu insanlar emekliliğine iki-üç yıl kalmış insanlar değil, daha 20’li yaşlarında vücutlarını bitirmeye başlamışlar.

Yani bu durum kısaca bir nevi ‘ölümlerden ölüm beğen’ halidir. Buralarda çalışanlar artık cehennemin dibindeki insanladır. Burger King’e ilk girdiğimde 14 çalışma arkadaşım vardı. İki ay sonra o arkadaşlarımdan sadece üçü kalmış, diğerleri işi bırakmıştı. Yani; başka bir işte başka bir şekilde tükenmeyi seçmişlerdi. Zaten ortalama 15 kişinin çalıştığı bir Burger King restoranında yılda 100 kişilik bir istihdam döngüsü vardır.

Örgütlüysen korkarlar…

Örgütlenme koşullarına baktığımızda ise, sendikanın ‘S’sini ağzına alırsan kendini kapıda bulursun. Çalışanlara ‘iş sözleşmesi’ bile yapılmıyor. Çalışan ücretini saat başı olarak alıyor ama hiçbir zaman kimsenin bu hesaplamalardan haberi olmuyor. Aynı saat çalışan iki kişiye farklı farklı maaşlar ödeniyor. Restoran içindeki herhangi bir kesinti çalışanlara zorla senet imzalattırarak ödettiriliyor. Diyelim bir koli portakal suyu yere düştü ve patladı ya da akşam sayımında hamburger etlerinde eksik çıktı. Hemen o vardiyada görevli müdür, o vardiyada çalışanların arasında zararı paylaştırır ve senet imzalanmasını söyler. Eğer imzalamazsan kapı dışı edilirsin, çünkü başta dediğim gibi iş sözleşmen bile yoktur. Bu tarz ağırlıklı olarak öğrencilerin ve gençlerin çalıştığı yerlerde devamlı bir çalışan sirkülasyonu olması da örgütlenmenin önünde diğer bir somut engel.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen umutsuzluğa kapılmamak gerekir. Şunu diyeyim: Birkaç ay önce Burger King çağrı merkezi işçileri sendikalı olmak için bir hareket başlatmışlardı ve bir kaçı işten atılmıştı. Çağrı merkezi işçilerine benim çalıştığım restorandan da yemek gidiyordu. Çalışanına hayvandan farksız muamele yapan o anlattığım müdürler var ya işte… Çağrı merkezi işçilerinin yemek arasında siparişleri geldiğinde ‘kedi’ye dönüyordu, ne yapacağını şaşırıyordu. “Aman çocuklar aman, bu adamlarla başımıza dertte! Hamburgerleri düzgün yapın gözünüzü seveyim, aman!” diyerek eli ayağı titriyordu. Bu kadar olumsuzluğun içinde bile demek ki işçiler inanırsa, üretimden gelen gücünün farkına varırsa her şeyi başarabilir…

Kutu

ZATEN KOÇ’LA İŞ TUTUYORLAR

Türkiye’de tam olarak 397 Burger King restoranı var. Türkiye’de ilk restoran 1995’te açılmış. Burger King’in Türkiye’deki taşeronluğunu TAB GIDA yapıyor. TAB GIDA aynı zamanda bir çok sektörde yatırımları olan ATA HOLDİNG’in bir yan şirketi. Yatırım dediğimiz, mesela Dersim’de baraj ihalesini alan şirket bu ATA HOLDİNG. ATA HOLDİNG’in diğer sektörlerde KOÇ ve SANCAK GRUBU ile de yatırım ortaklıkları var. ATA HOLDİNG’in yönetim kurulunda sağlam bir yer bulunan Kurdoğlu ailesi en zengin aileler listesinde 73. sırada, aileden Korhan Kurdoğlu ise 550 milyon dolarlık bir servete sahip.

Hani şu boşboğazlığı ile tanınan Ömer Üründül var ya, o da bu sermayenin parçalarından. Tayfun Er’in birkaç ay önce yeniHarman’da yaptığı analize baktığımızda Ömer Üründül’ün babası Sedat Üründül Atatürk Barajı’nın müteahhidi olan Ata İnşaat’ın sahibiymiş. Ata Holding’in inşaat şirketleri ise Burger King restoranlarını yapıyormuş aynı zamanda. Emperyalizmle yerli komprador burjuvazinin arasındaki bu bağı yine Tayfun Er, Mahir Çayan’ın şu alıntısıyla doğrulamış:

“Emperyalist tekellerle baştan bütünleşmiş olarak doğan yerli tekelci-burjuvazinin gerçek anlamda gelişip yaygınlaşması bu devrede (Mahir, 50-71 dönemini kastediyor- t.e.) olmuştur. Özellikle 1960’dan sonra, emperyalist üretim ilişkilerinin derinlemesine yayılmasına paralel olarak, yerli tekelci-burjuvazi de oligarşi içinde emperyalizmin temel dayanağı olmuştur.”

İşte Amerikan sermayesinin taşeronluğunu yapan Türkiye burjuvazisi böyle palazlanıyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here