Gazete REDBorçlu olduğumuz yengeçler…

Borçlu olduğumuz yengeçler…

“1977’den beri dünya üzerinde yaşayan tüm tavşanlar ile aşı ya da damardan serum veya ilaç alan, ameliyat olan, kalp pili ya da protez taşıyan herkes bir şekilde bu zavallı hayvanlara teşekkür borçlu…”

  • T. AKMAN

445 milyon yıldır, yani dinozorlardan 200 milyon yıl önce yaşamına başlamış, Japon kültürüne göre Samuray ruhlu, bir canlı yaşar okyanusların derinliklerinde: At Nalı Yengeci (Horseshoe Crab)…

Adı yengeç olsa da ortalama bir tava büyüklüğünde olan bu kuyruklu kabuklar, yengeçlere hiç benzemedikleri için 2019’da gerçek akrabaları olan örümcekgiller familyasına eklendi.

Genellikle “yaşayan fosil” olarak biliniyorlar ve kanları, tüm omurgalılarda kana kırmızı rengini veren demir bağlayan hemoglobinin yerine, bakır bağlayan hemosiyanin içerdiği için mavi renkte.

Kan rengi gibi dolaşım sistemleri de çok farklı ve damarları yok. Kan hücre içinde değil vücutlarında, plazmada serbest olarak dolaştığı için her tür bakteri saldırısına tamamen açık olduğundan, çok güçlü bir bağışıklık sistemi geliştirmişler. Zaten bu bağışıklık sistemi de yarım milyar yıl boyunca evrimleşmeyi gerektirmeyecek kadar güçlü olduğundan bu kadar dikkat çekmiş.

Bizdeki beyaz kan hücreleri yerine amebosit adı verilen özel bağışıklık hücreleri, vücutlarına giren her bakteriyi anında pıhtılaşma ile zararsız hale getiriyor. Bu amebositler öyle güçlü ve rafine ki, 1 trilyon parçacığın içindeki 1 adet bakteriyi bile derhal tespit edebiliyor ve insan kanında 2 günde olan pıhtılaşmayı 45 dakika içinde tamamlayabiliyor!

AT NALI YENGECİNE BORÇLUYUZ

1977’den beri dünya üzerinde yaşayan tüm tavşanlar ile aşı ya da damardan serum veya ilaç alan, ameliyat olan, kalp pili ya da protez taşıyan herkes bir şekilde bu zavallı hayvanlara teşekkür borçlu. Çünkü tüm aşı ve ilaç üreticileri, zorunlu olarak, aşıları bakterilerden ve bakteri toksinlerinden temiz tutabilmek için bu hayvanlardan “sağılan” kandan sentezlenen LAL adlı maddeyi kullanıyor.

Zoraki “donör” yengeçler, Batı Atlantik ve Güneydoğu Asya kıyılarında, giderek daralan bir alanda elektronik izleme ile takip ediliyor. Her yıl yaklaşık 500 bin yengeç sağılmak için yakalanıyor, kanlarının üçte biri vücutlarından alındıktan sonra geri bırakılıyorlar.

Tabii bu işlemden sonra hayvanların dörtte biri yaşamlarına devam edemiyor, bir kısmı da hareketleri yavaşladığı için normal yaşayamıyor.

Bu hayvana ilk işkencemiz de bu değil, ne yazık ki. 20. yüzyılın başlarında zavallı hayvanlar ABD’de yaygın olarak gübre yerine kullanılıyordu; o zaman değersizken tehlikedeydi, şimdi değerliyken tehlikede.

Son dönemde artan baskılar ve gelişen teknoloji ile sentezlenen alternatif ürünlerin gelişmesi ile daha önce bu işler için kobay olarak kullanılan milyarlarca tavşanı kurtaran bu zavallı canlıları rahat bırakacağımız günler de gelecek ama bugün aşılarımızda güvenlik sağlayan, litresi 15 bin dolarlık LAL için At Nalı Yengecine teşekkür etmeliyiz. (Ayrıca ters yüzen bu dost canlının farklı ışık dalga boylarını görebilen, geceleri ışığa 1 milyon kat daha duyarlı olan ve tüm vücuda yayılmış 4 ayrı işlevdeki 9 gözü, tıbbın görme mekanizmalarını anlamasında çok büyük rol oynamıştır.)

Konumuz aşı ve bağışıklık…

BAĞIŞIKLIK ÜZERİNE KISA BİR ÖZET

Çoğumuzun lise biyoloji dersi bilgileri ile hatırladığı bağışıklık ile ilgili konular özellikle siyasi polemiğe çok müsait olduğu için biraz netliğe ihtiyacımız var.

Önce bazı terimleri inceleyelim: Seroloji, serumbilim veya serum bilimi, belirli bir mikroorganizmaya karşı üretilmiş antikorların varlığını saptayan bir tıbbi kan incelemesine verilen addır. Serolojinin parçası olan iki terimi de bağışıklığı tam anlamak için anlamamız gerekiyor: Seropozitiflik (kanda antikor bulunması) ve seroproteksiyon (bağışıklık kazanılmış olması).

Eğer kan serumunda antikor bulunuyorsa ya virüse ya da bir aşıya maruz kalmışsınız ve vücudunuz bunu hatırlıyor ise seropozitifsiniz demektir. Ancak seropozifitlik, bağışıklık yani seroproteksiyonunuz olduğu anlamına gelmiyor.

Virüslerle savaşmak için önemli olan seropozitif bir kişinin, kan serumunda gelişen antikorların etkin ve sayılarının yeterli olmasıdır. Antikorlar vücudun içinde sürekli yanlış giden bir şeyler var mı diye devriye gezer.

Mesela bir virüsün vücudunuzun bir bölgesindeki hücrelere saldırması bir alarm verse de, virüsler hücrelerin içinde rahatlıkla saklanabildiği için devriyelerden saklanabilir. Ancak vücudunuz virüsü göremese de bir sıkıntı olduğunun farkındadır. Bu nedenle de tüm bağışıklık sistemi teyakkuza geçerek sıkıntının görüldüğü yere saldırır. Normal şartlarda seroproteksiyonu oluşmuş bir vücutta antikorlar sorunlu hücrelere ya da virüse yapışarak bağışıklık sistemine nokta hedef gösterirler ve sorun hızla çözülür.

Ancak seroproteksiyon oluşmamışsa o zaman bağışıklık sistemi, o bölgede önüne gelen her hücreye saldırmaya başlar. Bu topyekün ve bilinçsiz saldırının sonuçları, şu an COVID-19 ile tecrübe ettiğimiz gibi, çeşitli doku ve organ zararları, hatta bazen ölümle dahi sonuçlanabilir.

Ölümcül MERS ve SARS mutasyonları haricinde, bugüne kadar konuyu soğuk algınlığından daha ötesine götürmeyen dört farklı Coronavirüs ile yaşamayı öğrenen insanoğlunun, daha önceki mutasyonlara bakarak, COVID-19’a yakalandıktan sonra bir tür bağışıklık geliştireceğini söylemek mümkün, ancak bu bağışıklığın ne kadar süreyle ve ne kadar koruyucu olduğunu söylemek çok zor.

Henüz hastalığı atlatan kişilerin bazıları hariç, COVID-19’a karşı bağışıklık kazanmış değiliz. Antikor geliştirmek için tabii illa hasta olmamız gerekmiyor. Aşılar, virulansı azaltılmış ya da öldürülmüş mikroorganizmaların doğrudan kendisinden ya da belli bölümlerinden hazırlanan süspansiyonlar ile bağışıklık sistemini uyararak bağışıklık yanıtı oluşturur.

Keza vücuda doğrudan seropozitif serum vererek kısa süreli pasif bağışıklık ve iyileşme sağlamak da mümkün olabilir. Dolayısı ile COVID-19’a karşı bağışıklık kazanabilmenin iki yolu var: Virüse maruz kalmak ve yenmek ya da aşı olmak.

SALGINDA ÖĞRENDİĞİMİZ YEDİ DERS

Aşı olmadığı için de virüsten tecrit yöntemi ile kaçmak tek alternatif. Şu ana kadar salgında öğrenilen şeyler arasında şunları sıralayabiliriz.

1. Tam yaygın bir aşı için en iyimser tahminler 2021 yazında. 2020 içinde, sadece birinci seviye hastalık mücadelesi yapan ya da farklı gruplarda denenebilecek bir aşının kullanımı mümkün. Ama bu genel toplum için kullanılacak bir aşı olmayacak.

2. COVID-19 testleri oldukça hatalı sonuçlar veriyor. Çünkü genel kullanılan testler tüm koronavirüs testleri ve Türkiye’de her sene dolaşan salgınların yüzde 5-6 sebebi diğer coronavirüsler. Şu anda dahi COVID-19 harici coronavirüslerden hastalık yaşayanlar var ve testler bunları da algılıyor.

3. Grip aşısı olanların coronavirüse ilişkin bir korunmaları yok; yıllık aşıların içerisinde de coronavirüsler yok, hiç olmadı. Dolayısıyla grip aşısı sizi korumaz ya da testlerde hatalı sonuca yol açmaz. Tek yararı aynı anda griple birlikte COVID-19’a yakalanırsanız, sonuçlar daha farklı olabilecekken, gribin etkilerini yaşamazsanız daha hızlı iyileşebilirsiniz.

4. COVID-19’u atlattıktan sonra vücudun tüm virüs parçacıklarını vücuttan atması 3-4 ay sürebiliyor. Bu dönemde yapılacak testler pozitif çıkacaktır, ancak virüsün savaşı kaybettikten sonra vücutta yeniden canlanıp sizi hasta edeceği senaryosu mümkün değildir.

5. Hastalığı hastanede geçirenlerin üçte birinde neredeyse hiç etken antikor oluşmamış. Seropositiflik var ama seroproteksiyon yok; dolayısı ile bu insanlar virüsle yeniden temas ettiklerinde, benzer şekilde hasta olma riskini taşımaktalar. Yine üçte birinde zayıf bir seroproteksiyon var, tahminlere göre 5-6 aylık bir koruma sağlayabiliyor. Nihayet son üçte bir tamamen bağışıklanmış, ancak bunun da etkinlik süresi kabaca 1 yıl. Bu oranları virüsün bulaştığı tüm nüfusa uyarlamak doğru olmayabilir. İyi bir haber; 2001’deki SARS salgını sonrasında yapılan bir araştırmada tam bağışıklanmış bir grup hasta takip edilmiş ve yüzde 9’unun 6 yıl boyunca bağışıklığı sürdürdüğü görülmüş. COVID-19’a karşı bunun nasıl olacağını izleyeceğiz.

6. Aşısı geliştirildikten sonra her yıl grip aşısı ya da pnömoni aşısı gibi, düzenli aşı takvimine coronavirüs aşıları da girecek. Bugün grip aşısında yakalanan ortalama yüzde 45 oranından daha yüksek başarı yakalanabilir mi halen bilinmiyor ancak coronavirüsün gripten daha yavaş hareket ettiği ve daha yavaş mutasyon geçireceği beklentisi ile bu oran yüzde 70’lere kadar çıkabilir umudu var.

7. Sürü bağışıklığı teorisi güzel ama rakamlara bakılırsa dünyada bu seviyelere gelebilmek için 5-6 yıl gibi bir süreye ihtiyaç olacak, kaldı ki nasıl gripler bitmiyorsa, coronavirüsler de bitmeyecek. Bu kriz günleri geçtikten 2-3 yıl sonra kimse dönüp bugün yaşananları ve korkuları hatırlamayacak ve bir kez daha eski alışkanlıklarına dönme isteği ile, bir sonraki musibete kadar, konuyu rafa kaldıracak.

Evet genel olarak bilinenler bunlar…

Tabii her şey aşı, her şey siyah beyaz değil. Daha B hücreleri, yardımcı T hücreleri, immünoglobinler, binlerce konu var anlaşılması gereken ama onlar tıbbın konusu.

Ben genelde bilmemiz gerekenleri -boyumu aşsa da- anladığım kadarı ile yazmaya çalıştım…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,069BeğenenlerBeğen
17,011TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol