BOP Turizm’in sayın yolcuları!

ABD ile yaptığı 13 maddelik anlaşma sonrası Soçi’de Rusya ile oturduğu masadan 10 maddelik bir anlaşma daha imzalayıp kalkan Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı ile istediğini almış oldu mu?

Barış Pınarı Harekatı neydi ve hangi bütünün parçasıydı?

Tüm taraflar sonuçtan memnun mu?

Saray medyası sever, alengirli manşetlerin altında toplaşıp meşrebine göre başta Erdoğan olmak üzere bölge aktörlerine paye biçmeyi, akşam müttefiklik ilişkileri inşa edip sabah yıkmayı, tam stratejik derinlikte boğulmak üzereyken karşı kampa tutunup soluklanmayı.

Aslında sorular daha çok ve kapsamlı tabii. Ancak, yukarıdaki üç soruya Saray medyasında verilen yanıtları levyeyle olabildiği kadar düzelterek gündemden gidelim.

Etrafındaki çemberin iyice daraldığını hisseden ve bu yüzden iç siyasete daha çok ağırlık vermesi beklenen, dış siyaset hamlesi gibi görünen adımları da tıpkı Erdoğan gibi daha çok iç siyasette yürümek için atan Trump yolcu, Pentagon hancıdır. ABD açısından Suriye’deki gelişmelerin yönü hususunda Trump’ın memnuniyeti değil, Pentagon’un memnuniyetsizliği belirleyici olacaktır. Karşı kamptaki herkesi “Amerikancı” sayan bizim “sol”un ezberini sarsar mı bilmem ama ABD yerleşik kurumlarının tersine Trump’ın “Putinciliği” sırıtmakta ve Trump ile bu kurumların arası açılmakta, azil süreci de üstüne tuz biber ekmektedir.

Anlaşmanın üzerinden geçen şu kısa süre içinde, Pentagon’un Suriye petrolünün korunmasına odaklanmış görünmesi, Irak’a geçen ABD askerlerinin bir kısmının Suriye’ye geri dönmesi, Trump’ın bu gelişmeyi hemen sahiplenerek ABD askerlerini görünür kılmaktan çok birinci derecede Kürtlere rol biçmesi ve Türkiye’yi yedekte tuttuğunu söylemesi ipleri elinde tutma gayretinin bir sonucudur ve aynı zamanda Türkiye açısından genel gidişatın yönü hakkında ciddi işaretler vermektedir. Durum vahimdir.

Çevre ülkelerin üretim kapasiteleriyle kıyaslandığında 2,5 milyar varil gibi ufak bir miktarı temsil etse de, petrole sahip çıkmanın ve kontrol etmenin memnuniyet verici bir sonuç olduğunu hemen iç siyasete servis eden Trump’ın bir tüccar kafasıyla getirdiği sınırlı perspektifi “stratejik gerekçelerle” genişletmek, bunu aynı zamanda Suriye’deki varlığını sürdürülebilir kılma niyetine dayanak sayan Pentagon’a düşmüş görünüyor.

Suriye’nin tamamıyla Rusya’ya bırakıldığı görüntüsü sorunluydu. Başından beri ABD’nin gerçek müttefiki konumundaki Kürtlerin Rusya tarafından 5. Kolordu olarak Suriye Ordusu’na entegre edilmesi ve böylelikle bir dayanak olmaktan çıkarılması olasılığı, ABD’nin uzun vadeli çıkarları açısından elde edildiği varsayılan ticari kazanımlara indirgenemeyecek kadar ciddi boşluklar oluşabileceğine işarettir. ABD ile Rusya’nın çatışması ihtimali de hesaba dahildir.

AKP, ABD’den sonra Rusya ile oturduğu masada da söz dinleyerek gösterdiği iyi halden, şimdilik kısa süreliğine denetimli serbestlik hakkı kazanmış oldu. Buradan bir zafer ve kahramanlık hikayesi çıkarabilecek tek kişi Burhan Kuzu’dur. Bölge için Erdoğan’ın hayalini kurduğu TOKİ projeleri ise artık bir espri konusu olduğundan biz bu meseleye hiç girmeyelim. Muhtemelen, Putin bu mevzuyu Erdoğan’ın gözünü boyamak için kullanacağından sonuçları pek de eğlenceli olmayabilir.

Erdoğan’ın amacı, BOP Eş Başkanlığı görevini üstlendiği günden beri Esad’ı indirmekti. ABD vazgeçtiyse de, iktidarının devamını buna endeksli gördüğünden Erdoğan son ana kadar bu amaçtan sapmadı ve bölgedeki güçler açısından zorlayıcı oldu. Şimdi, eğitip donatıp bölgeye sevk ettiği, zaman zaman kontrol etmekte güçlük çektiği, zaman zaman da yaratacakları kaosa gönül indirip başıboş bıraktığı ve son olarak Suriye Milli Ordusu adıyla meşruiyet kazandırmaya çalıştığı cihatçı çetelerle beraber sınırlı bir alanda kalakaldı. ABD, yaptığı anlaşma ile Türkiye’ye IŞİD bekçiliği biçmiş gibi görünse de, işin esası IŞİD’in kalan unsurları YPG tarafından kontrol altında tutulacak ve nihai olarak Suriye Ordusu ve Rusya desteğiyle yok edilecektir. Türkiye’nin ise gerçekte IŞİD’e değil, Suriye Milli Ordusu adı altında toplanan cihatçı çetelere bekçilik edeceği, oyunun yaklaşan son evresinde de onları otobüslere doldurup eve döneceği gerçeği uç vermektedir. “BOP Turizm’in sayın yolcuları, otobüsünüzün hareket saati gelmiştir!” anonsu da yapılmak üzeredir.

Bu sıkışmışlığın vereceği sancıyla, Türkiye’de uyuyan IŞİD hücrelerinin harekete geçmesi olasılığı, AKP’nin dahiyane dış politikalarının memlekete hediyesidir.

ABD’den Rusya’ya, Suriye’den Türkiye’ye, AB’den Kürtlere kadar herkesin mutlu göründüğü fotoğrafı albüme kaldırıp, bütün oyuncular sahne arkasında maskelerini çıkardıktan sonra bir fotoğraf çekip bakmak lazım. BOP ortadan ikiye ayrılmış ve bir parçası ABD’nin, diğer parçası Türkiye’nin eline verilmiştir. Büyük Ortadoğu Projesi’ni başlatmak için ABD’nin sadık müttefiki olmak üzere hazırlanmış bir diğer alt proje olan AKP ve lideri Erdoğan miadını doldurmuştur. Mülteci tehdidi karşısında AB’nin gözü yaşlıdır.

Yapılan iki anlaşma ile, ABD’nin virgül koyduğu Barış Pınarı Harekatı’na Rusya’nın koyduğu nokta ilk kez Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov tarafından duyuruldu. Bu, Erdoğan’ın Suriye topraklarına dair hayallerine konmuş bir noktadır. Suriye Milli Ordusu adı altında toplanan cihatçı artıklarıyla birlikte yürütülen “hem sahada hem masada, oyundayız” müsameresi bitti. BOP, ABD ve müttefiklerinin elinde patlarken, Erdoğan’ın Esad’ı indirme ısrarına ilişkin bütün hamleleri suya düştü. Esad, varlığını bir kez daha ilan etmiş oldu.

Önümüzdeki dönem, sadece Türkiye’nin dış ilişkileri açısından bölgede değil, tekrar yürürlüğe konan Halkbank dosyası ve mal varlığı araştırmasının yanı sıra savaş suçları ve insan hakları ihlallerine ilişkin dosyalar üzerinden Türkiye’de de önemli değişikliklerin arifesinde olduğumuzu söyleyebiliriz.

Bağdadi ve yardımcısının üstelik İdlib’den, Türkiye’nin kontrolündeki bir bölgeden -alınarak veya öldürülerek- oyunun dışına çıkarılmasıyla, artık ibrenin Erdoğan’a dönmesi kaçınılmazdır. Hem bir süredir yeraltı örgütüne dönüşmüş olan ve arşivlerinin de ele geçirildiği iddia edilen IŞİD’in hamisi hem İhvan’ın uzantısı olarak değerlendirilen mevcut iktidarın, YPG’yi terörist olarak kabul ettirme çabasına gösterilen iltimasın nasıl aniden son bulduğunu ve YPG liderliğinin Erdoğan’la eşit statüde değerlendirildiğini izliyoruz şu günlerde. İleride, “evet, o günlerde şaşılacak biçimde öyle olmuştu” diyeceğimiz her şeyin gerçekleştiği günlerden geçiyoruz.

Ele geçirildiği iddia edilen IŞİD arşivlerinde, istihbarat servislerinin ve bölge aktörlerinin bilmediği bir şey olamaz. Peki, arşivlerin ele geçirildiği bilgisi neden medya ile paylaşıldı? Elbette, bölge aktörleri “kısa çöpü kimin çektiğini” kendi aralarında belirledikten sonra, açılacak uluslararası soruşturmalarda “delil” teşkil etmesi ve “yeterli, ikna edici kanıtlarla” kimin ne olduğunu kamuoyuna göstermesi için. Kısa çöpü çeken bellidir!

Dolayısıyla, artık bölgede kartların yeniden karılacağı, dağıtılacağı zannıyla Türkiye lehine büyük gelişmeler beklemek ve Erdoğan’a yeni zaferler biçmek ancak AKP yandaşlarınca üretilecek komplo teorilerinin konusu olur. Hele ki AKP, attığı iki imzadan sonra bugün halen Mazlum Kobane için kırmızı bültenle arama kararı çıkarıp ABD’ye gitmesi halinde iadesini istemek, Suriye Geçici Hükümet Başkanı’nı TV’ye çıkarmak gibi girişimlerden medet umarken.

Rusya’nın, Suriye’de oluşturulacak anayasaya Kürtleri dahil etmesi ve Erdoğan’ın buna razı edilmesi sonrasında açılacak beyaz sayfada ise, Türkiye’nin evet ama Erdoğan ve AKP’nin isminin geçmesi pek olası görünmüyor. Bunun da doğrudan Rusya etkisiyle değil, Rusya’nın yarattığı kaygan zeminde tarihsel olarak bir kez daha ABD efekti ile yaşanacak bir değişimin sonucu olması muhtemeldir. Sır değil; Siyasal İslamcılığın seçimle iktidardan vazgeçmeyeceğini başından beri söylüyoruz ve 7 Haziran 2015’den beri tecrübe ediyoruz. ABD’nin, durum sıkıştığında kendi adamını kendi adamına aldırdığı klasik yöntemini de sadece Mısır’dan, Irak’tan vb değil, Türkiye’nin son yetmiş yıllık tarihinden biliyoruz.

Ekonominin tamamen dibe vurduğu şu günlerde, AKP’nin iç siyaseti konsolide etmek üzere en pratik araç olarak gördüğü savaşın maliyeti halkın sırtına yüklenirken, diktatörlükler için bunun böyle olduğu apaçık bilindiği halde Meclis’e koşup tezkereye “evet” diyenler de bu efektin etkilerinden paylarına düşeni alacaklar şüphesiz. Kazan-kazan formülünün diğer yüzü: Kaybet-kaybet!

Bu, emperyalizmden medet ummak, emperyalizmin bu ülkeye demokrasi, insan hakları, refah getireceği türünden bomboş beklentilerin sonucu değil, elinde patlayan BOP’la beraber ABD’nin de, ABD tarafından eşbaşkanlık bahşedilen AKP iktidarının da, esasen AKP’ye payanda olma misyonuyla yıllardır ayak sürüyen düzen muhalefetinin de bu oyunu kaybettiğinin mütevazı tespitidir.

Bugün Türkiye’nin asıl sorunu ise, içeride yürütülen sınırsız talanda ve pert olan dış siyasetten sonra ekonominin iflasıyla beraber kopacak kavgaya halk adına halkla beraber girebilecek bir sol muhalefetin inşa edilip edilemeyeceği meselesidir hâlâ.

Not: Yazıyı tamamladığım 29 Ekim Salı gününün ilk saatlerinde, Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelerde IŞİD’e yönelik “faili meçhul” operasyonların devam ettiği ve IŞİD’in etkili isimlerinin “etkisiz hale getirildiği” haberleri gelmeye devam ediyordu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here