Gazete RED‘Böl-Parçala-Yönet’e HAYIR!

‘Böl-Parçala-Yönet’e HAYIR!

Alain Daniélou bir müzikolog ama ölümünden 23 yıl sonra bugün daha çok Hindolojiye katkılarıyla anılıyor. 1971 yılında yayımlanan L’Histoire de l’Inde (Hindistan Tarihi) adlı kitabı 1972 yılında Fransız Akademisinin Broquette-Gonin Ödülünü alıyor. Yazarınız da şimdilerde bu kitabın İngilizce çevirisini okuyor. Daniélou diğer yazarlardan farklı olarak, genellikle Hindistan’ın başına her nasılsa gelen şeyler olarak algılanan, sonuncusu İngilizlerinki olmak üzere yabancı istilalarının Hindistan üzerindeki yıkıcı etkilerinden söz ediyor.

Bugün hâlâ hayret ediyoruz. Koskoca bir “alt kıta” Hayber Geçidi’ni aşan Müslüman atlılara, önceleri Doğu Hindistan Kumpanyası emrindeki ve bu toprakları neredeyse hiç tanımayan bir avuç İngiliz’e nasıl da boyun eğmiş. Oysa tarih boyunca yabancı bir öykü değil bu. Toplumlar, kültürler kendi iç çatışmalarına dalmışken, dışarıdan gelen beklenmedik, çoğu kez servet ve nüfus açısından daha geri konumda bir güç bu bölünmüşlüğü çok iyi kullanarak, kimi sefer rakiplerden bir kısmını kendi yanına çekerek o toplumu ele geçirivermiş. Herhalde boyutları ve etkileriyle en çarpıcı örneği Cengiz Han’ın imparatorluğudur.

***

Yıllar boyunca İslamcılığı esas olarak bir tür akıldışılığın, “karanlığın” temsilcisi olarak gördük. Öyle ki esasen soyut, ahlaki tepki verdiğimiz bir simge olarak “yobazlık” ve örgütlü bir politik hareket olarak siyasal İslam’ı bir görmekte dahi tereddüt etmedik. İslamcıların iktidara gelmesinin ya da en azından iktidardan pay almasının Türkiye’nin normalleştirmesini sağlayacağını savunan görüşlere girmiyorum. Bu görüşleri yıllar boyu savunanların şimdi nerelerde olduklarına ise hiç girmiyorum. Ancak bu tutumun dışında kalan çoğunluk için siyasal İslam kâh gülünç, kâh korkutucu ama bir türlü anlaşılamayan meçhul olarak kaldı.

Tüm bu bilinmezliğe karşı yargılarımız çok rahat, çok sarsılmazdı. Bir kere ne kadar kitleselleşseler de tek başlarına iktidara gelmeleri mümkün değildi. Her şeyden önce, toplumda akılcılıktan yoksun, hurafelere dayalı bir yaşam kültürünün üzerine oturuyorlardı. Bununla bağlantılı olarak, edebiyle adabıyla devlet yönetecek eğitime, kültüre sahip kadrolardan büyük ölçüde yoksunlardı. Bu yüzden ancak sağın bir eklentisi olarak ya da “yeşil kuşak” projeleri çerçevesinde Amerikan himayesiyle palazlanabilirlerdi. Dolayısıyla, eleştirinin veya politik karşıtlığın merkezine oturtulmaları anlamsızdı, hatta vakit kaybıydı.

İşte bu yüzden solun büyük kısmı siyasal İslam’ı Kanlı Pazar’da Amerikan donanmasına teveccüh edip namaz kılan eli kanlılarla Milliyetçi Cephe’nin sempatik, hatta Metin Akpınar’ın taklitleriyle komikleşen ortağı Necmettin Erbakan arasında bir yerlerde algılamakta ısrar etti. Refah Partisi’nin 1991 seçimlerinde rüştünü ispat etmesi, 1994’teki yerel seçimler zaferi, 1995’te iktidarın büyük ortağı olması pek çok kişide alarm zillerini çaldı. Ancak onlar da bu muazzam yükselişin dayandığı dinamiklere, onların doğuracağı gelecek olası etkilere kayıtsız kaldılar. O yüzdendir ki 28 Şubat’ın ve Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun “bin yıl sürecek” vaadinin bu derde derman olacağını sandılar.

Oysa siyasal İslam ya da en azından onun kitlesel ana gövdesi 28 Şubat’ı bir son değil, bir başlangıç olarak gördü. Özellikle 1980’lerde ve 1990’larda biriktirdikleri, yedekledikleri toplumsal, ekonomik dinamikleri uygun zamanda uygun politik mecralara akıtmayı başardılar. Bu başarının adı ise Recep Tayyip Erdoğan oldu.

Erdoğan’ın başarısının pek çok unsuru, gözden kaçırma lüksümüz olmayan çok sayıda yönü var. Ancak bunlardan en önemlisi nüfuz etmeyi amaçladığı denklemde rakip olarak görülmeyen, dışsal bir güçken o denklemin iç çatışmalarına, kamplaşmalarına oynamasıdır. Nitekim Erdoğan iktidara geldiğinden beri Türkiye siyasi coğrafyasında temas etmediği, karıştırmadığı, altını üstüne getirmediği hiçbir temel fay hattı kalmadı. Bu yönde taktik ittifaklar kurmaktan, dönemsel dizilimleri koordine etmekten asla geri durmadı. Bunlardan belki en trajikomiği Yetmez Ama Evet’tir ama o da maalesef yalnızca bir tanesidir.

Kısacası, Erdoğan bu siyasi tabloya dışarıdan dâhil oldu ve Hindistan’daki İngilizlere parmak ısırtan bir böl, parçala, yönet stratejisini yıllarca başarıyla uyguladı. Muhalefetin, daha doğrusu Erdoğan iktidar blokunun dışında kalanların en büyük zaafı da önce Erdoğan’ın bu stratejisinin farkına varmamaları, farkına varınca da iktidar hedefinden yoksun şekilde, bu stratejiden belki bir habbe ekmek kapacaklarını düşünmeleri oldu. Somut olarak ise bu tutum Erdoğan iktidarının daha da oturmasına, yetkinleşmesine katkı sağlamaktan başka işe yaramadı.

***

Pazar günü sandığa gidiyoruz. Erdoğan’ın Başyücelik Devleti ile Körfez monarşileri sentezi rejim projesinin bir etabı daha oylanacak. Elbette sandık her şeyi değiştirir demiyorum ama yapmamız gerekeni sandıkta dahi yapmazsak değiştirmemiz gerekeni asgari düzeyde dahi değiştiremeyiz. Güçsüzlüğümüz kadar gücümüzün de farkında olmalıyız.

Ancak bundan da önemlisi, “Eski Türkiye”nin saflaşmalarının, politik etiketlerinin günümüzde ne anlama geldiğini, ne gibi bir politik etkiyi ifade ettiğini ön yargısız, dinamik şekilde sorgulamamız, anlamamız gerekiyor. Tıpkı 28 Şubat’ta İslamcıların yaptığı gibi, bizim de 16 Nisan’ı sonuç her ne olursa olsun, bir son değil bir başlangıç olarak görebilmemiz şart. Bunun için ise öncelikle böl, parçala, yönete boyun eğmememiz gerekiyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,156BeğenenlerBeğen
17,024TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol