Gazete REDBiz kimin Azizliğine uğradık?

Biz kimin Azizliğine uğradık?

Yalnız, demiş en çakalı, elbette kadınlar da olsun ama bizim heriflerin kadınlardan yana yüzü hiç gülmesin.

  • FİGEN ŞAKACI

Azizliğe uğramak deyiminin, şakayla aldatmak anlamına gelmesinden tutun da, gücünü kötüye kullananın yaptığı ve karşısındakini zor duruma sokan ama yine de üstesinden gelinen, onu da geçtim bir olayın istenmeyen sebeplerle kötü bitmesinden sonra buna maruz kalan kişinin yaşadığı hüsranı ifade eden bir anlamı var.

Şimdi bu anlamları aklınızda tutun ve üç kafadar er kişinin bir araya gelerek bir senaryo yazdığını düşünün.

Malum her hikâyenin bir teması vardır. Bunlarınki yalnızlık ve yabancılaşma

Biri çıkmış hikayemizde üç adet (bir de sessiz sessiz arkada duran buçuk bir karakter) erkek olsun, bunların üçü de yalnız ama zengin olsun, hayatta da hiçbir şeyden zevk alamasınlar, böyle durmadan birbirlerine ve dünyaya müzmin bir mide ekşimesi ifadesiyle baksınlar…

Nasıl fikir ama? Hah demiş diğerleri, harika fikir.

İşte tema dediğin budur, mesele bundan ibarettir.

Yalnız, demiş en çakalı, elbette kadınlar da olsun ama bizim heriflerin kadınlardan yana yüzü hiç gülmesin. Hemen kadehler tokuşturulmuş, birbirlerine gaz verilmiş ve en ‘usta’sı oturmuş yazmaya başlamış.

Reklam ajansında geçiyormuş hikâye. Yeni çağın dijital alem hızına uygun ultra modern dekore edilmiş bir ajansta çalışan ve dahi gözüyle bakılan Aziz var karşımızda; fakat evinde eşofmanlı enişte mangal yelliyor, bir yandan da sahne boş kalmasın diye herhalde ateşe ana avrat küfrediyor, bir yandan da boyundan büyük laflar eden bir çocuk “komiklik unsuru” olarak dayısına dayılanıyor.

Sonradan anlıyoruz ki, çocuk diğer baş karakterler hiç öyle değilmiş gibi “denyoymuş”, hem de önde gideni. Yani diyor senarist, bakın büyüyünce bu velet de dayısıgillerden olacak, aman çok güldük, epey rahatladık.

Fakat rahat battı, gözümüz kadınlara erişti…

Senarist hızını alamamış ve çok belli ki kadınları, kadın dünyasını da zerre kadar anlamamış; öyle ki mizojinizmin nasıl da iliğine kadar işlediğinden bihaber; o yüzden 90’lı yıllardan bize, küflü küflü seslenmek istiyor. Uzaklık birimi olarak “anasının ..’nı, zenginlik ölçüsü olarak “geceliği 100 dolarlık Rus kadınları”, sevgili olarak “kolyem nerde, nerde” diye tutturanı, yası tutulan olarak buzdolabının üstünden bir magnet figür olarak çemkireni kullanalım, millet çok güler diyor ve ha babam yazıyor.

Partiye parayla getirttiği Rus kadınlar yeterince ilgi görmezse diye düşünmüş olmalı ki, bir de kadın hemşire kullanalım ama öyle beyaz önlüklü falan olmasın, şöyle manken gibi huri gibi olsun, o da girsin, çıksın ve sonra ortadan kaybolsun.

Fakat erkekler yine ortada; karakterler havada asılı, olaylar bir türlü gelişmiyor ama biz izlemeye devam ediyoruz. Belki bu bağlamsız senaryo bir yere oturur, ortalarda dolaşan naylon karakterler nihayet hakikatli bir laf eder ya da o ucube çocukta herhangi bir dönüşüm falan görebiliriz umuduyla.

Geçti bir buçuk saat…

Seyirci de bu yalnızlık ve yabancılaşmadan ziyadesiyle aldı payını. Anlatılan kimin hikâyesi, o yetenekli oyuncu kadınların orada işi ne? Bu adamlar ne yapıyor?..

Elbette her yazarın kötü bir kitap yazma, her yönetmenin de pek tutmayan filmler çekme hakkı var. Fakat kötüyle vasat arasındaki çizgi çok ince.

Keşke, diyor insan, filmi ortaya çıkarmadan önce daha uzaktan bakan bir göze danışsalardı, özellikle kadınların hikayeye ne kattıklarını hiç olmazsa yazan çizen kadınlara sorsalardı. Ama maalesef tipik bir ünlü hastalığıdır; yazdığınıza, çektiğinize önce siz taparsınız; sizi övenleri yanınızda tutar, ego cilasına kapılır gidersiniz.

Hasbelkader geçmişten getirdiğiniz bir dostunuz varsa, ağzını açıp acaba şuraları bir daha mı düşünsen dese, önce ondan vazgeçersiniz. Sonuç: Jenerikte ünlü isimler var mı var, bastıralım parayı, koyalım ekrana nasılsa millet güler.

İşte buna yekten “şakayla aldatmak” yani azizliğe uğratmak diyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol