Gazete REDBitmeyen imtihan

Bitmeyen imtihan

Türk milleti olarak imtihan olayına alışık bir topluluk olduğumuz aşikar. Türkün Ateşle İmtihanı, Türkün Uzayla İmtihanı vs derken son 1 yıldır Türkün Aşıyla İmtihanı devresini yaşamaktayız.

  • BURAK SÖNMEZER

Bildiğiniz gibi Corona morona derken aşı lafı açılır açılmaz bizde de “yerli ve milli” aşı gündeme geldi. Hatta Ercüment Bey adlı bir kimse “Aşıyı yaptık yapacaz, fazları fazlattık fazlatacaz” gibi açıklamalar yapmış, herhalde buna güvenen AKP genel başkanı da Cumhurbaşkanı sıfatıyla şahsi olarak dünya liderleriyle yaptığı toplantılardan birinde, “Hadi yine iyisiniz, biz veriyoz aşıyı… Al götür… para mara da istemiyoruz” mealinde laflar etmişti.

Şimdi konuyu saptırmak istemiyorum ama söylemeden de geçmeyeyim. Bu “yerli ve milli” sıfatı var ya; büyük bir anlam kaymasına uğramış vaziyettedir. Artık önüne geldiği şeyin uydurma olduğunu göstermek için kullanılan tuhaf bir sıfat halindedir.

Misal yerli ve milli araba (uyduruk araba), misal yerli ve milli uçak (uyduruk uçak), misal yerli ve milli uçan araba (uyduruk uçan araba) gibi… Saymakla bitmez…

İşte bizim yerli ve milli aşı da aynı şekilde uyduruk aşı olarak anlam dünyamızdaki yerini almıştı ki… Almanya’dan gurur verici bir haberle karşılaştık. Basına, estetik dünyamızı altüst eden cansız akisleriyle yansıyan ‘iki Türk’ün başında olduğu ilaç şirketi BioNTech, Corona 19 için aşıyı geliştirmiş, Amerikan ilaç devi Pfizer ile anlaşarak dünyayı kurtarma yoluna fuleli adımlarla çıkmıştı.

Gerçi bu “dünyayı kurtarma işi” kısa zamanda şekil değiştirdi. Aşıyı bulan iki Türk’ün şimdilerde daha çok şirketlerinin borsa değerini artırmaya yönelik faaliyetlere ağırlık verdiği yazılıp çizilmeye başlandı.

Tabii bu anlamda mesela dünyada çocuk felci denen lanet hastalığın kökünü kurutan aşıyı bularak insanlığın hizmetine sunan ve bu işten dolayı tek kuruş para almayan Jonas Salk’la karşılaştırıldığında, gurur kaynağımız iki Türk’ü daha çok Vahşi Batı’da posta arabalarını “ya canını ya paranı” diyerek soyan çete liderlerine benzetmek daha doğru olacaktır.

Ama ben “gurur duyma” meselesine takmış vaziyetteyim…

Nihayet Almanya’da yaşayan ve şirket kuran söz konusu Türk kökenli tıbbiyeciler, muhtemelen “bulursak parayı vururuz” motivasyonuyla çalışmışlar, bulmuşlar, parayı da vurmuşlar… Sen neden gurur duyuyorsun ki? Ya da mahallendeki fırıncıyla, bakkalla, manavla da gurur duyuyor musun mesela? Onların ne suçu var; onlar da çalışıp çabalayıp senin zaruri ihtiyaçlarını karşılayıp para kazanmıyorlar mı?

Hadi onu bırak. Avrupa’da dünya kadar Türk fırıncı var. Bir Allahlın kulu yok mu kardeşim “Almanya’daki Türk fırıncılarla gurur duyuyorum” diyecek?

Yok maalesef. Türk’ün dikenle imtihanı diyebileceğimiz şey budur…

Tüm bu sürecin sonunda “Ercüment Bey’e ne oldu?” sorusu akla geliyor tabii.

Bakınız kendisi, “Yerli ve milli aşı yaptım, fazları fazlattım” falan derken koronavirüse yakalanarak yataklara düştü. Tam bir bahtsız bedevi görüntüsü veren Ercüment Bey, en son “Aşı ne ki, zaten mutasyon olacak aşı işe yaramayacak” diyerek ilaç işine girdi ve yerli ve milli Corona ilacını bulduğunu açıkladı. Gerçi ilacın daha adı sanı yok ama bulduğu ilaç sayesinde 72 saat içinde hastalığı yendiğini söylüyor… Sanki arabayla sağdan giderken caddenin ortasında cüzdan bulmuş; içinde kimlik bulunmayan cüzdandan temiz para çıkmış gibi…

Neyse ki aşı problemini yine, kendisi de bir hekim olan Sağlık Bakanımız çözdü. Allah razı olsun; 3 milyon doz Çin aşısını memleketimize getirtti.

Tabii sıkıntılı bir süreç oldu.

Başta, bir “finansman yöntemi olarak veresiye” metoduyla alınmaya çalışılan aşı, Çin’in geri kalmış (“komünist”?) finans literatüründe tam bilinmediği için alınamamıştı.

Ancak sonradan “devreye giren” Keymen adlı kuruluş 3 milyon doz aşıyı memleketimize getirdi.

İlk açıklamalarında Sağlık Bakanımızın “Devlet olarak biz getiriyoruz, aracı bir şirket yok” dese de pek zeki olmayan bir AA muhabiri farkında olmadan bir habercilik yaparak aşının Keymen adlı firma tarafından getirildiğini açık ediverdi. Bununla da yetinmeyip aşıların önüne geçip abuk sabuk hareketlerde bulundu.

Hiç kuşkusuz Bakanlıkta ve Saray çevrelerinde o sıra, “Seni Çin’e gönderenin…” diye başlayan cümleler sıkça duyulmuş olmalıdır.

Burada tüm bu sürecin fasit daire biçiminde geri döndüğünü belirtmem gerekiyor. Zira Sağlık Bakanımız, önceki gün yaptığı açıklamada yine yerli ve milli aşı için tüm olanakların seferber edileceğini duyurdu.

Yani dedi ki, “Aşı maşı yok. 3 milyon getirdik; gerisini biz üreteceğiz…”

Şimdi akıllara gelen soru şu: Söz konusu yerli ve milli aşı üretme sürecinde konuyla ilgili derin bilgi ve tecrübe sahibi Ercüment Bey’in konumu ne olacak? Benim tahminim 3 milyon doz aşıyı, bir yöntemini bulup kulağımıza damlatarak 90 milyon doza çıkartmasıdır.

Bu arada, arkadaşlar Ercüment Bey dediysek, Ercüment Menemen…

Allah şifa versin…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,393BeğenenlerBeğen
17,560TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol