Gazete REDBir Nazi cinayeti…

Bir Nazi cinayeti…

Iraklı bir mültecinin canını yok sayan Alman hukuku, aynı kişi bir valiyi öldürünce titiz bir biçimde işleyebiliyor. Elbette suikastin münferit olduğunu, Nazi örgütlenmesiyle bağlantısı olmadığını ispat etmek için de…

  • SERDAR KAZAK

RED için geçmişte yazmıştım. Naziler 2 Haziran 2019 tarihinde benim de ikamet ettiğim Kassel kentinin valisi Walter Lübcke’yi bir suikastle öldürmüştü.

Cinayet sonrasında maktulün giysisi üzerinde bulunan yaklaşık iki milimetre boyutundaki bir deri parçacığına gen analizi yapıldı. Bu analiz sonucunda Stefan Ernst adlı katil kolayca yakalandı.

Sorgusu sırasında cinayet silahını Markus H. adlı Nazi’den aldığını itiraf etti. Operasyonlar derinleştirildi, azmettirici Markus H.’nın sadece silah sağlamakla kalmadığı, cinayet sırasında bizzat suç mahallinde bulunduğu tanık ve zanlıların kendi ifadeleriyle kesinleşti.

Bu arada katil Stefan Ernst’in evinin kilerinde yapılan arama sırasında tesadüfen üzerinde kan lekeleri bulunan bir komando bıçağı ele geçti. Yapılan analiz sonucunda kan lekelerinin bir süre önce bıçakla yaralanmış Ahmet I. adlı Iraklı bir mülteciye ait olduğu anlaşıldı.

Ahmet bir süre önce bilinmeyen bir kişinin saldırısına uğramış, sırtından bıçaklanmış ve ölümden kılpayı kurtulmuştu. Ahmet’i ağır yaralayan bıçağın sapında ise Stefan Ernst adlı neo naziden başka kimsenin parmak izi mevcut değildi.

En amatör polisiye yazarının bile bir bakışta görebileceği gibi, ortada iki zanlıyı da çok uzun sürelerle hapste tutmaya yetecek kadar delil vardı.

Sonra yargılama süreci başladı…

Mahkeme süresince savcılık sürekli olarak cinayeti silah fetişisti münferit bir katilin işlemiş olması tezine yoğunlaştı.

Bu arada hangi yöntemle sağlandı bilinmez, Stefan Ernst kendisini azmettiren Markus H.’nın cinayet sırasında cinayet mahallinde olduğunu içeren ifadesini hiçbir gerekçe göstermeksizin geri aldı. Markus H.’nın kendisine sadece para karşılığı silah temin ettiği, bu silahla ne yapılacağını bilmediği, cinayetle bir ilişkisinin olmadığı, valiyi kendisinin tek başına öldürdüğü yönünde ifadeler verdi.

Öte yandan, kulislerde Markus H.’nın bir takım gizli servis elemanlarıyla ilişkisi olduğuna dair söylentiler dolaştı.

Bir noktadan sonra dava sadece hakim, savcı ve avukatların anlayabildiği bir hukuksal kavramlar labirentine dönüştü. Kimin kimi ne ile suçladığı anlaşılamaz hale geldi. Bu arada örneğin Irak’lı Ahmet’in adı tamamıyla unutuldu.

Geçtiğimiz günlerde bu dava sonuçlandı. Tetiği çekmiş olan katil Stefan Ernst vali Walter Lübcke’yi öldürmek suçundan müebbet hapse mahkum oldu. Ona silah sağlamış olan ve cinayetteki gerçek rolü adeta bilinçli bir şekilde karartılan Markus H.’ya ise sadece silah ticareti yapmaktan birbuçuk yıl hapis cezası verildi; o ceza da aynı suçu bir daha işlememesi koşuluyla tecil edildi.

Bütün karar metinlerinde Stefan Ernst’in tek başına takılan münferit bir katil olduğu özellikle altı çizilerek belirtildi.

Bu noktada kendi kişisel görüşümü de belirtmek amacıyla konudan bir an uzaklaşmak isterim…

Bundan birkaç ay önce Alman birinci kanalı benimle bu cinayete dair bir söyleşi yaptı. Bu söyleşide söz “münferit cinayet” kavramına geldi. Benim yanıtım ise son derece basitti:

“Eğer devletin kendi elemanları bir cinayeti haklı görüyor, özendiriyor ya da en azından mazur görüyorsa o cinayet münferit falan değildir. Münferit olan tetiğin çekildiği andır. Münferit cinayet kavramı, devlet görevlilerinin rolünü gizlemek ve toplumun vicdanını ferahlatmak amacıyla uydurulmuş bir yalandır.”

En ilkel diktatörlükten en demokratik devlete kadar bütün hukuk sistemlerinde değişmeyen bir kural vardır: Her hukuksal metin ve her mahkeme kararı aslında toplumu eğitmek amacıyla verilen dolaylı bir mesajdır.

Bir örnek olarak söylersek, bunun tarihteki en iyi örneklerinden birisi belki de 12 Eylül generallerinin Erdal Eren’e verdikleri idam cezasıdır.

Erdal’ın yaşını büyütüp asan darbeciler bir cinayeti cezalandırıyor değildi. Askeri öldüren merminin hangi açıdan geldiğine bakılmadı bile, balistik özellikleri doğru dürüst incelenmedi, Erdal’ın o anda hangi noktada bulunduğu ve askeri vurabilmesinin mümkün olup olmadığı gibi detaylarla hiç ilgilenilmedi. Amaç topluma dolaylı bir mesaj vermekti:

“Bu çocuğun cinayeti işlemiş olup olmamasının bizim için hiç bir önemi yoktur. Askere silah sıkmış olduğunu bizim varsaydığımız bir kişi yaşı henüz onyedi bile olsa biz onu asarız.”

Türkiye’nin 12 Eylül döneminde geçerli olan bu kural biraz inceltilmiş olsa bile, günümüz Avrupa’sında da özünde çok farklı değildir. Hukuksal bir karar açıklanırken dolaylı olarak yapılan iş, topluma neyi nasıl yapabileceğini söylemektir.

Walter Lübcke cinayetini masaya yatıran Hessen eyalet mahkemesi de bu son kararıyla topluma son derece net ve berrak bir mesaj vermiştir. Alman hukuk dilinden anlaşılabilir bir dile çevirirsek:

“Her kapitalist devlet gibi bizim de faşist bir potansiyele ihtiyacımız var. Bu nedenle Nazilere karşı hoşgörülüyüz. Ama bunun da belli sınırları vardır.

Bu ülkeye ulaşamaması için önüne tuzaklar ve engeller dizdiğimiz, varlığından bizim de rahatsız olduğumuz Iraklı mülteci Ahmet’i yaralayabilir hatta öldürebilirsiniz. Bu eyleminizde yapacağınız aptallıklar sonucu ele geçecek delilleri karartma işini bize bırakın. Kanlı bıçakları, parmak izlerini biz bir şekilde görünmez ya da anlaşılmaz hale getiririz.

Ama Walter adlı bir valiye silah sıktığınız anda iş değişir. Tetiği çeken piyon ağırlaştırılmış müebbeti alır oturur yerine. Ayrıca cinayet bir Walter’e karşı işlendiğinde bile, eğer bizim bir adamımız bu işe bulaşmışsa, bu durumdan hoşlanmasak dahi onu koruruz.

Siz siz olun, Walter’lere bulaşmayın. Mülteci kampları gereksinim duyacağınız Ahmet’lerle doludur.”

Ahmet’lerin kendilerini koruması giderek zorlaşıyor. Her geçen gün kötüleşen bir dönemden geçiyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Salgın vurgunculuğu

90 yaşına kadar günü olan adam 60'ında ölüdüğünde 30 yıl boyunca devletler bu masraflardan kurtulmuş olacak. Edilen kârı hesaplayın! ...

Menzil, köy ve cemaat – 6

Menzil tarikatının hikayesi altıncı bölümle devam ediyor... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN Abdülbaki Erol’un 1993’te başlayan şeyhliğiyle, Menzil cemaati bugün de sürdürdüğü...

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına...

RED Arşiv

RED Sosyal

24,152BeğenenlerBeğen
17,023TakipçilerTakip Et
1,360AboneAbone Ol