Bir Müslüman ülke hikayesi…

Putri’nin hayatının belki de hiç tanışmayacağı bir virüs tarafından nasıl altüst edildiğinden bahsediyorduk…

  • T. AKMAN

(Dünkü yazıdan devam…)

Endonezya’nın CoVID-19 ile dansı resmi olarak bizden bir hafta kadar önce, 2 Mart’ta başladı. Okulların kapanması, seyahatlerin engellenmesi gibi ilk şokun etkisiyle bilinçli bilinçsiz tüm tedbirler alındı ve karantinanın etkisinde her şey güzel giderken çoğunluğu Müslüman olan ülkede dini bayramlar geldi çattı…

Her tür yasağı çiğneyen din kardeşlerimiz, tıpkı bizdeki gibi Jakarta ve Java eyaletleri başta olmak üzere, akıl almaz bir inatlaşma gösterisi ile sakin bir seyir izleyen virüsü coşturmayı başardı.

Hükümet süreçteki hatalarını gördü ve harekete geçti; ekonomi için gayet güzel düşünülmüş bir paket açıkladı, tüm sınırları kapattı (ve henüz açmadı), hatta 2020’de Hac seferlerini yapmayacağını açıklayan ilk ülke oldu (biz kotasına talip olmaya çalışıyorduk ki Suudlar hac seferlerini iptal etti).

Ancak Haziran başından itibaren iç ekonominin canlanması için, Müslüman liginin ileri görüşlü “meddeniyyet” lideri (!) Türkiye’den de cesaretlenerek, hatamız tekrarlandı ve Jakarta başta olmak üzere çok erken normalleşme adımları atıldı.

Sonuçta gevşek bir yaz sonrası yeniden bilinçlenme tazelenmesi, Türkiye’nin hatalarından ders alma ile nihayet bu hafta başında yeniden konulan sokağa çıkma yasaklarına kadar geldi.

Okullar açılmadı ve Jakarta’da salgın kontrolden çıktığı için şehir bir kez daha, şimdilik 15 gün boyunca kapatıldı.

Jakarta’yı İstanbul ve Ankara’nın toplamı gibi düşünebilirsiniz; merkezi 10 milyon, büyükşehir ise 35 milyon nüfuslu ve müthiş bir kaos hâkim.

Bu nedenle Jakarta, yerel virüslerin önemli bir bölümüne ev sahipliği yapmakla birlikte, Bali gibi turizm cennetlerine sürekli yurtdışından ithal edilen yeni virüsler ülkeye yayılmaya devam ederek, bugüne kadar 230 bin kişiye bulaştı ve 9 bin can aldı; ki baştan beri bildirilen tüm vaka/vefat rakamları dünya geneli ile tutarlı.

Tek problemleri test sayısında; ülkenin genişliği ve lojistik sorunları nedeni ile testler hem çok az hem de Jakarta ve Java’da yoğunlaşmış durumda.

BAKAN BEY’İN ‘KREDİ NOTU’

Bizde dünya istatistiklerini hoplatan rakamlar 300 bin bulaş ve 7 bin 500 vefat dese de buna Bakan Bey dahil kimse inanmıyor artık.

Bizdeki test sayılarının yüksek görünme sebepleri de 1. kendilerini ayrıcalıklı ilan eden bir zümrenin, kendilerine ve çevrelerine neredeyse her gün test yaptırmaları ve 2. yurtdışına çıkmak için parasıyla test yaptırmak zorunda kalanların yoğunluğu ve bunlara üç kuruşluk testleri 250 TL’den “çakmanın” dayanılmaz hafifliği.

Yoksa hastalara, hasta yakınlarına ya da temaslılara test yapılmadığını biliyoruz. Yapılıyor diyen bakanlık mensubu varsa, kimsenin kendilerini tanımayacağı ve torpil yaptıramayacakları bir yerde, sıradan bir vatandaşın kimliği ile başvurup test yaptırmaya çalışsınlar ondan sonra konuşalım.

Mesela Konya’da, İskenderun’da, Mersin’de, Bodrum’da, Erzurum’da, Ankara’da, İstanbul’da ya da köylerde gitsinler herhangi bir devlet hastanesine, sağlık ocağına, bakalım nasıl bir hizmet alacaklar!

Her akşam turkuaz Excel tablosu üzerinden atıp tutmak kolay; gerçekler hiç öyle değil.

Neyse şimdi sabah sabah; ama bakan beyin dün akşamki açıklamaları benim kendisine neredeyse sıfır olan güvenimi Türkiye’nin uluslararası kredi notuna çevirdi. “Testi pozitif çıkan kişileri evine araçla bırakıyoruz. Temaslıların taramasını 15 saat içinde yapıyoruz. İzole edilen taşıyıcıyı arıyor, semptom gelişmişse 112 Acille hastaneye getiriyoruz. Bu sistem tüm illerde uygulanıyor. Dünyada böyle bir uygulama söz konusu değil.”

İnsaf!!!

Eh bunu söyleyebilen şahsın “Başkasına bulaştırmadığı sürece, semptomu olmayan, sadece taşıyıcı olan kişi sayısının önemi yok. Önemli olan hastane ortamında tedavi edilmesi gereken hastalar ve bunların sayısıdır” demesi de normaldir. Ama şiddetle ayıptır.

Bizim de acilen Güneydoğu Anadolu bölgesi, Konya, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok ilde ekonomiyi kapatamıyorsak en azından AVM’leri, eğlence merkezlerini, toplu ibadet ve spor mekanlarını acilen kapatmamız, marketler gibi zorunlu uğranan mekanlardaki kontrolleri sıklaştırmamız ve yasakları istisnasız uygulamamız gerekiyor.

ADADA NASIL BAŞARDILAR?

Endonezya’ya dönersek Sumba gibi sakin bölgelerde hayat durmuş gibi, bazı yerlerde zaten elektrik yok, altyapı eksik ve insanlar televizyonsuz ve internetsiz bir şekilde dünyadan ayrı yaşıyor.

Jakarta’dan birkaç kez virüs girişi olsa da önü tutuldu ve adada bugün herhangi bir vaka yok, zira virüs adada yayılırsa sağlık hizmetleri yeterli olamayacağı için yerel sağlık görevlileri gidebilecekleri tek yolu izleyerek, halkı sürekli olarak, hayatın her alanında virüse karşı eğitmeye devam etti.

Bugün kırsaldaki en cahil insanlar dahi birebir CoVID-19 eğitimi almış, üç korunma yöntemini içselleştirmiş ve bir şekilde virüsten uzak durmayı başarmış durumda.

Putri insan temasını kurarken çok dikkatli ve bölge valisi Viktor’un “ne olursa olsun hiç kimse aç kalmayacak” sözüne inanmakla takılarını rehin vermek arasında bocalıyorken, bir sınır tanımayan gönüllü Kevin’in “altınlarınızı sakın satmayın; şu tür tasarruflar ve bazı alışkanlıklarınızı değiştirerek bu süreci sıkıntıyla olsa da atlatabilirsiniz” eğitiminde kararını verdi.

Şimdi Ndelu ile enerjilerini yönlendirecekleri yeni gelir kaynakları üzerine çalışıyorlar.

Putri ilkokul mezunu, Ndelu hiç okuma şansı bulamamış. Bilinçliler, devlete güveniyorlar zira merkezi yönetimi izlemiyorlar, bakanlar, başkanlar onları ilgilendirmiyor; yerel sağlıkçılar ile onların yanına gidebilen Viktor ve yerel yönetimin ne dediği ile ilgileniyorlar.

Doğru bilgiye erişim için her akşam televizyonda elli ayrı gerzeği dinlemek zorunda değiller; köy meydanında her gün bilgilendirme toplantıları yapılıyor, gönüllüler evlerine kadar geliyor ve ücretsiz maske dağıtılıyor. Adada son 45 gündür yeni vaka görülmediği ve virüse hiç kayıp vermedikleri için içleri rahat ama yine de temkinliler.

Bizde kimin içi rahat acaba?

Bu işin çözümünün merkezi yönetimde ve hastanelerde olmadığı apaçık ortadayken, toplum sağlıkçılarının dediklerinin uygulanması ve salgın kesinlikle şeffaf yönetilmesi gerekirken, ülkemizdeki rezaleti içimiz acıyarak izliyoruz.

Bu konuda söyleyeceklerim uzadığı ve Türkiye ekonomisi kısaldığı için bir arkası yarın ile hikâyeyi daha kısa ve okunabilir kılarken, hepinize sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum…

“Ancak sevginin gücü, güce olan sevgiye üstün geldiğinde, dünyamız barışı tanıyacaktır.” – Jimi Hendrix (27 Kasım 1942 – 18 Eylül 1970)

Son Haberler

“Ya canımızı alacaksınız, ya hakkımızı vereceksiniz!”

Karaman Ermenek’te ödenmeyen maaş ve tazminat hakları için Ankara^’ya yürüyüş başlatan maden işçilerinin direnişi büyüyor. İşçiler haykırıyor: Ölmek var, dönmek yok! RED Haber - Soma’dan...

İstanbul’da müthiş “çay keyfi”!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul’da pandeminin ekonomiye olan etkilerini değerlendiren bir rapor hazırladı. Veriler, ülkeyi “şirket gibi” yöneteceğini iddia eden iktidarın “çayları bile şirketten"...

İskenderun’da çatışma ve patlama

Hatay İskenderun'da kent merkezinde şüpheli iki şahıstan biri kendini patlattı, diğerinin ise polis tarafından öldürüldü. Şüphelilerin kimlikleri henüz belli değil. RED haber - İskenderun kent merkezindeki...

“Avrupa’yı dürbünle görürsünüz!..”

Avusturya ve İtalya'dan Tayyip Erdoğan'a sert tepki geldi: "Hakaret etmeden konuş, ortak dünyamızdan iyice uzaklaştınız..." RED haber - Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip...

‘Canlı bombalar’ geri mi döndü?

Hatay'ın İskenderun ilçesinde büyük bir patlama gerçekleşti. Bir 'canlı bomba'nın kendisini patlattığı öne sürülüyor. RED haber - İskenderun kent merkezindeki Fener Caddesi’nde bu akşam büyük...