Gazete REDBir ‘Kanal İstanbul’ romanı!

Bir ‘Kanal İstanbul’ romanı!

Yazar Selim Erdoğan’ın 2019’da yayınladığı ‘distopya’, yayınlandıktan sonra çok tesadüfi bir biçimde ‘Kanal İstanbul’ tartışmasıyla örtüştü.

İthaki Yayınları‘ndan yayımlanan Kurbağa Adası, adım adım yaklaşan bir felaketin ve bu felaketin tam ortasında kalan bir ailenin romanı… Selim Erdoğan, yarattığı atmosfer ve kanlı canlı karakterlerle Büyük İstanbul Depremi’nin çoktan yaşandığı, sıcaklıkların dayanılamayacak derecelere ulaştığı, kum fırtınalarının yapılan kanalla bir adaya dönüşen şehri mütemadiyen kamçıladığı ve demografik yapının bütünüyle değiştiği bir gelecekte geçen baş döndürücü bir İstanbul distopyası kaleme almış.

Roman öyle bir tesadüfle “İstanbul’a kanal” tartışmalarıyla örtüşüyor ki, adeta tartışmalarda yükselen bilimsel itirazları da içeren bir felaket senaryosu haline geliyor.

Roman özetle şöyle ilerliyor:

İstanbul’da yaşanan büyük depremden kırk yıl kadar sonrasıdır. Kanal inşa edilmiş Avrupa yakası pratikte bir ada haline gelmiştir. Dünyada iklim değişikliğiyle birlikte yaşanan gıda krizi göçleri hızlandırmış, Anadolu’da pek çok göçmen rezervasyonu kurulmak durumunda kalınmıştır. İstanbul’da yapılaşma Karadeniz’e kadar kesintisizce, bir kanser gibi yayılmıştır. Havada hiç geçmeyen organik bozunma işareti olan putresin kokusu vardır. Deprem ve fırtınalarla darbe yiyen İstanbul Havaalanı çöp toplama alanı olarak kullanılmaktadır. Şiddetli rüzgarlar şehri sürekli kamçılamakta, fırtınalar Anadolu ve Kuzey Afrika’dan çöl tozu taşımakta, yoğun yağışlar sonrası oluşan seller hem yer üstü hem yer altı erozyonlarına neden olmaktadır. Şehrin kimi yerlerinde sokaklar sellere karşı ızgaralarla yükseltilmiştir. Yer altında hızlanan su döngüsü örneğin Dikilitaş’da büyük bir yüzey çöküntüsüne neden olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiştir.

İstanbul, nüfus anlamında tam kapasitede çalışan, herhangi bir bileşeninin bozulmasına toleransı olmayan bir makine gibidir. Ancak bu bir denge durumu değildir. Sosyal ve iklimsel basınç her geçen gün artmakta, İstanbul’u ve Dünya’nın başka büyük şehirlerini patlamaya hazır bombalar haline getirmektedir.

Romanın asıl kişisi Ozan, zengin ve hayatta kalma teknolojilerine meraklı kardeşinin uyarılarına kulak asmayan, iyimser karakterde bir enerji mühendisidir. Etrafında gözlemlediği her değişikliğin geçici ya da önemsiz olduğuna, böylesi daha konforlu olduğu için kendini inandırır. Yaşadıkları site, semt ve şehirde şartlar her geçen gün kötüleşmesine rağmen bunu görmezden gelir. Yaşadıkları bir fiziksel saldırı ve sonra bir sel sırasında tek çocuklarını kaybetme riskiyle karşılaşmak, karısı Sibel’i kızıyla birlikte daha güvenli, ancak kişilik kültü bir tarikat kontrolündeki uzak bir siteye taşınmaya ikna eder. Ozan buna karşıdır ancak karşı çıkacak gücü de yoktur. Sibel’in güvenli bir ortam ihtiyacı onu tarikat bünyesine iterken kocasından uzaklaştırır. Bu arada yaz aylarına doğru şehirde sıcaklıklar kırk derecelere yaklaşırken daha çok çalışan havalandırma sistemleri kendi ürettikleri ısıyı dışarı atarak toplam sıcaklığı artırmakta, sıcaklık artışını kendi kendini besleyen bir döngüye sokmaktadır. İstanbul, Kahire, Mexico City, Dhaka gibi şehirler kardeşinin bahsettiği süper sıcaklık adasına dönüşmek üzeredir. Elektrik sistemi sık sık çökmeye, şehir rutini bozulmaya başlar. Elektrik yükü ve yüksek sıcaklık yüzünden birbirinden bağımsız noktalarda yangınlar çıkmakta, organik çürüme işareti putresin kokusuna artık is kokusu da karışmaktadır. Toplumsal düzen yayılan panikle ortadan kalkarken Ozan Sibel ve kızlarıyla birlikte milyonlarca insan Karadeniz, Marmara, boğaz ve kanal arasındaki sıkışmış adadan çıkmak için yollar aramaya başlar…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

RED Sosyal

24,556BeğenenlerBeğen
17,805TakipçilerTakip Et
1,390AboneAbone Ol

Çöküş…

Kapitalizmle birlikte burjuva siyaseti de çöküyor… FİKRET BAŞKAYA “Bu ancak şu anlama gelebilir: Oradan çıkmak için yol yok değil ama artık vakit, bugüne kadar...

Menzil, Köy ve Cemaat -5-

Devleti adım adım ele geçiren tarikatın ibretlik öyküsü... Beşinci bölüm... YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN (Ön not: Yazının ilk beş bölümünün bağlantılarına yazının sonundan ulaşabilirsiniz.) Muhammed Raşid Erol’un...

Yaşasın çocuklar!

Tedavisi olan hastalıktan çocukların öldüğü ülkede, vatandaşın vergisi saray yapımına harcanıyor. SMA gerçeğini en yalın biçimiyle ancak böyle anlatabiliriz. DİDEM BERKES Arel, Erkan, Eymen, Hasan,...

Bir devrin sonu

Beyinciğin biri Cumhuriyet’e reklam arası demişti hani. Aslında farkında olmadan gerçeği on ikiden vurdu! CEM ASLAN Kanal İstanbul’un Trakya’daki birliklerin ikmalini zorlaştıracağı için Trakya’nın...

RED Arşiv