Bir devrimcinin aptal kutusuyla imtihanı

Benim kuşağım televizyon kutusuyla 70’lerin başında tanıştı. Önceleri ilkel bir merakla “nedir ulan bunun aslı?” kıvamında bir süre takıldıktan sonra damarlarımızdaki solcu kan ve genetiğimize yazılmış “bol bol kitap okuma geni” sayesinde bu aptal kutusundan rahatça uzaklaştık. Bir yandan solculuk, bir yandan bünyede dolup taşan kitabî bilgiler bizi hızla bilime yöneltti. Sosyalizmi yedik yuttuk da, bilim yanını ihmal edecek değildik ya? Bilimsel sosyalizm diye bir şey var herhalde.

Şimdilerde hadronda atomları çarpıştırıp duruyoruz arkadaşlarla. Hatta Higgs diye bir bozon bile bulduk da ne yapacağımızı kestirmekte zorlandık. Herkes evine bir tane aldı ve incelemelerimizi sürdürüyoruz.

Ev hali; bizler gibi bilim ve devrimin hizmetinde bulunmaktan hoşlanmayıp dünyevî işlere kendini kaptırmış zavallı aile üyelerimiz bu TV denilen kutuyu hiç kapatmadıklarından zamanla bende konsantrasyon diye bir şey kalmadı. Gözüm hep o aptal kutusunun ışıklı ekranına kayıyor ve haliyle konuşmalar, programlar beynimize bir virüs gibi girip yerleşiyor. Pek umursamıyordum önceleri ama bu TV virüsü ne belâ bir şeymiş arkadaş. Meğer o da içeride durmadan çalışmış ve o kıymetli beynimizin bir bölümünü ele geçirmemiş mi? Geçirmiş. Bunu, “Dün gece Survivor’dan kim elendi, Sabriye mi Sadin mi?” diye anneme istem dışı meş’um soruyu sorduğumu fark ettiğim anda acı bir biçimde öğrendim ve haliyle yıkıldım. Bu travmayı çabucak atlattım atlatmasına da tekrarını önlemek adına bir çözüm şart oldu. Minik Higgs bozonum orada kimlik bunalımı yaşamaktayken benim, İlhan Mansız topu o deliğe nasıl atamadı, yuh Tarık Mengüç yüzme bilmiyormuş, ulan bu Erdi de ne cins bir herifmiş arkadaş kıvamında bir kirlenmişlik içerisinde çırpındığımı anlamak beni acil çözüm aramaya yöneltti.

Psikoloji, korkularınızın üzerine gidin demiş. Halkımız da bunu “çivi çiviyi söker” diye tercüme etmiş. Vardır bir bildikleri diye ben de oturup Survivor izlemeye başladım. Yetinmedim ve dozu artırarak O ses Türkiye’ye daldım. Baktım bünye konuyu özümsemeye ve alışkanlık yapmaya başladı altın vuruş yapmaya karar verdim. O günden beri İşte Benim Stilim izliyorum. Artık stiletto nedir, buti nasıl bir şeydir, ne giyersen bacak boyunu keser, dore kumaşa ne renk çanta uyar vs her şeyi biliyorum.


İŞTE BENİM STİLİM!

Eski çevrem, facebooktaki 1500 arkadaşım ısrarla atom altı parçacıkların hızlarını artırıp artırıp nerede nasıl çarpıştıklarını gözlemekte, kahve-kitap-sotf pack sarı camel üçlüsüyle şezlonglarına gömülüp kendilerini geliştirmekte ve ayaklarının fotoğrafını çekmekte ya da devrim üzerine devrim yapmaktayken ben kendimi hepten bu kutuya kaptırmış durumdayım yoldaşlar. Artık günlük hayatlarında hanımefendi beyefendi bildiğimiz insanların bir lokma Hindistan cevizi için nasıl kavgalar edip, üç dal kızarmış patates ya da pis bir gofret için kendilerini nasıl paraladıklarını; takım arkadaşlarını nasıl gözlerini kırpmadan satıverdiklerini zevkle izlemekteyim. Oradan O Ses Türkiye’ye geçip ünlü olmak sevdasıyla yanıp tutuşan genç genç insanların karşılarındaki “büyük sanat insanlarına” söyledikleri şarkının hissini geçirmek için kendilerini nasıl paraladıklarını gözlemliyor, İşte Benim Stilim’de kızların bacaklarına orasına burasına değil, ucundan kestikleri çorabı nasıl eldiven yapabildiklerini çözmeye çalışıyorum. Bazen bir silkinesim gelmiyor değil. “Yeter ulan” deyip açıyorum bir haber kanalı ki bakalım memleket ne halde görelim diyesim oluyor, bir uzun adam her gün birilerini toplayıp “eyyyy!…” diye başlayan cümleler kurup duruyor. Biter diye bekliyorum bir abi(dik) çıkıyor “ehhi ehhi..” diye bir şeyler anlatıyor. Başka haber kanalı?..  Hepsi ortak yayında arkadaş. Kaçayım ulusal kanallara diyorum sinirli sinirli kadınlar, adamlar birbirlerine bağırıp çağırıyor ya da ağlıyorlar. Dönüveriyorum kendi acunuma.

Yaa işte böyle dostlar. Geçende tam Adem Serhat’a çakar mı lan bir sol kroşe diye merakla ekrana odaklanmıştım ki içeriden annem seslendi. “Oğlum senin bu kutudaki hep yanan ışık artık yanmıyor!..”

Ne kutusu, ne ışığı derken uyandım, bir koşu baktım ki minik Higgs bozonum artık bizimle değil. Kaybettik rahmetliyi.

  • HAKAN KİREZCİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here