‘Bir Başkadır’ bitti…

Yerli “sanat filmi” peşindeki Netflix aboneleri objektif olarak “beyaz Türk” olduğu için, hem suçluluk duygusuna, hem de “ben sürüden ayrıyım” çığlığına oynamak çok garantili.

  • YUNUS BAKİHAN ÇAMURDAN

Fırtınalar koparan Bir Başkadır’ı seyretmeye koyuldum. Hani atla deve değildi beklediğim. 2000’ler sonrası Türk “sanat sineması”nın az çok sündürülmüş, ekrana uydurulmuş bir örneğini seyretmeyi umuyordum. Bu beklentimde yanılmadım. Ancak, karşımdaki öylesine zor seyredilir bir yapım çıktı ki ilk bölümü zar zor bitirdim ve benim için Bir Başkadır bitti.

Bir Başkadır gerçekten türünün nadir örneklerinden. Ancak beğenenler bitirebiliyor ve ancak bitirebilenler beğeniyor. Ortalıkta gezinen değerlendirmelerin ezici çoğunlukla ve hatta abartılı ölçüde olumlu olmasına şaşmamak lazım. Bir Başkadır inisiyasyon ayini, bir çeşit seçkinler mahfiline kabul seremonisi gibi. Bu seçkinler mahfiline ister sanatsal seçiciliğinizle, ister vicdanınızla, duyarlılığınızla dâhil olun, bunu yedi düvele duyurma hakkını da elde etmiş oluyorsunuz.

Sanatsal seçicilik kısmına gelelim. Belirli bir izleyicinin artık iyice oturmuş bir görsel ezberi, anlatı üslûbu var. Zeki Demirkubuz artık “out” olduğu için, en üst düzeyde Nuri Bilge Ceylan’la özdeşleştiğini söyleyebiliriz. Bu yüzden, Bir Başkadır’dan övgüyle bahseden pek çok kişinin “aynı NBC” demesine şaşırmamak gerek. Sinema yönünden “NBC” ile benzerlikleri su götürür olsa da Berkun Oya’nın bu ezberi diriltmesi önemli. Nitekim pek çok izleyici Netflix’in tüketim mantığına uygun şekilde, “Super Sized NBC” beklentisiyle ekran başına oturdu ve istediğini aldı.

Şimdi de işin duyarlılık kısmı. Ülkedeki gidişattan hoşnutsuzsunuz. Sizi ve çevrenizdeki insanları ve illa ki tüm toplumu mutsuz ettiğini düşünüyorsunuz. Bunun temel nedeni ise toplumdaki kutuplaşma ve diyalog eksikliği. Her iki kutupta suyun başını tutanlar (“Akit’le Sözcü’nün ne farkı var abi?”) olmasa toplum birbirini tanıyacak ve olumlu değişim buradan başlayacak. Ekran başına bu dogmalarla oturursanız Bir Başkadır yine istediğinizi verebilecek.

Oya’nın takdire şayan başarısı da burada yatıyor. Alıcı kitlesini çok iyi tanıyor. Üstelik bu iki öbeğin birbiriyle önemli ölçüde örtüştüğünün de farkında. Bu nedenle, bir yandan en bilindik “festival filmi” numaralarını kullanarak anlatıya bir ağırlık, ufunet vermekle yetinmemiş, izleyicinin sosyo-politik kabullerini mantıksal sonucuna ulaştırarak parmağını “beyaz Türkler”e doğrultmaktan çekinmemiş. Tabii Marvel filmleri değil, yerli “sanat filmi” peşindeki Netflix aboneleri objektif olarak “beyaz Türk” olduğu için, hem suçluluk duygusuna, hem de “ben sürüden ayrıyım” çığlığına oynamak çok garantili.

Dizinin tazelediği ve dibine kadar sömürmeyi başardığı bir diğer ezber ise Issız Adam’daki başarısından bu yana Türk sinemasının gözdesi olan nostaljik şarkıcı iliştirmesi. Geçmişin sevilen ve bugün hayatta olmayan bir şarkıcısını buluyoruz. Fakat bugün pek dinlenmeyen, hani tabir-i caizse magandalıkla, hanzolukla da anılmayan birisi olması lazım. Biraz “niş” bir zevk olmalı onu dinlemek. Seçkinlik duygusunu beslemeli. Allah geçinden versin, Erkin Koray öldüğünde onun da birkaç yapımda bu şekilde kullanılabileceğini düşünüyorum.

Oya tüketicisini çok iyi tanıyor, doğru. Belki kendisi de o sosyo-kültürel ortama ait olduğu için. Fakat anlatmaya yeltendiği insanları pek de iyi tanımıyor. Özellikle “muhafazakârlar”ı. Dizinin iki temel ve karşıt karakterinin bize sunulduğu terapi sahnesine bakalım. Öncelikle, bunun monotonlaşmış (çünkü ortada gerçek bir diyalog yok) ve ister istemez tavsamış (çünkü genel anlatı henüz oturmadı) bir “muhtar sahnesi” olduğunu görmek kolay. Öykü Karayel’e “sen çok iyi şive taklidi yapıyorsun” denilmiş ve o da güzel rol kesmiş. Fakat ne zaman bayıldığı sorulduğunda “Ramazan’ın son ayı” demesi “acaba senarist ne yazdığını biliyor mu?” diye sorduruyor.

Öte yandan, Peri arkadaşının ayahuasca ayinini anlatırken, detaylarıyla, duygulanımıyla, “hah senarist bu dünyayı biliyor” diyoruz. Fakat sorun Oya’nın “muhafazakârlar”ın dünyasına tamamen uzak olması, o insanların hayatlarına politik dertlerle salça olması değil sadece. “Mahalle”si hangisi olursa olsun, karakterlerin hepsi klişe ve gerçekçilikten uzak. Bunun nedeni tam da senaryonun zayıflığı. Yine anlatıya ancak karakterler birleştirilerek bütünlük verilebilmesinin nedeni de bu zayıflık. Mızrak çuvala sığmış mı? Bence sığmamış.

Oyunculuklar ile senaryo arasında ciddi bir açı olduğunu da vurgulamak lazım. Settar Tanrıöğen’e bakalım. Duruşu, ses rengi, tonlaması, bıyığı ve hatta dişlerine kadar hoca olmuş Tanrıöğen. Ancak, konuşmaya başladığında, inandırıcılık namına araya serpiştirilmiş, kör gözüm parmağına İslami kelimeler haricinde, daha çok Alan Watts kitaplarından fırlamış gibi konuşuyor. İşte oyunculuğun sınırı bu. Size yazılan şey karikatür ise ne kadar çabalasanız onu karaktere dönüştüremiyorsunuz. Dizinin sonunda (sezon finali?), hocanın uğradığı gerçeküstü dönüşüm de bu karikatürü tamamlıyor. Tanrıöğen’in hocasına sorsanız kızına iki şefkat tokadı aşk edecekken, Oya hocayı süngüsü düşmüş, dağlara vurduruyor.

Bir Başkadır’ın en çok dikkat çeken yönlerinden birisi, Oya’nın sözümona saygı duyduğu, empati yaratmak istediği “muhafazakârlar”ı bir grup duyarlı “beyaz Türk”ün ağırbaşlı eğlencesi haline getirmiş olması. O insanların objektif varoluşları, acısıyla ve (Oya’nın hiç ilgisini çekmeyen) tatlısıyla hayatları önemli değil. Onlar yalnızca duyarlı camianın günahlarını akladığı, ancak kendileri gibi izole, atomize hallerini gördükçe “anlamaya” yeltendiği bir nesne, bir tema. Tam da bu yüzden Oya o hayatlar hakkında dersini çalışmaya gerek duymamış.

Dizinin başarılı PR atağına da değinmek gerekiyor. Daha önce tanıtımı pek yapılmamış, sekiz bölümlük bir diziyi daha akşamında bitirip Twitter’a koşan, allayıp pullayan, kimisi meslekten reklamcı, ”sol renkli” sosyal medya fenomenlerine ve onların takipçilerine mansiyon vermesek olmaz. Ne diyelim, memleketin başında çete bir değil, iki değil.

Önceki İçerikBiliyordum, çünkü…
Sonraki İçerikDünya düz olsaydı -2-

Son Haberler

Fransa camileri kapatıyor

Fransa: 76 cami kapatılıyor, 66 göçmen sınır dışı edildi. RED haber - Fransız hükümeti, "dini aşırılıkçılık" olarak adlandırdığı "düşman"la mücadele etmek için "bölücülük" yaptığından şüphelenilen...

Otelde çatışma!

Maraş'ta bir otelde, hakkında arama kararı olan bir şahısla polisler arasında çatışma çıktı, bir polis öldü. RED haber - Antalya'da cinayet şüphelisi olarak hakkında yakalama...

Çakıcı’nın dostu hâlâ CHP’de

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit edip küfürler sallayan Çakıcı'yı Mustafa Kemal Atatürk'ün odasında ağırlayıp ona hediye veren Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, utanmadan...

Kürtaj mücadelesi büyüyor

Kadın hareketi, kürtaj kısıtlamalarını gevşetmek için Latin Amerika'yı kasıp kavuruyor. RED haber -Latin Amerikalı kadınlar kürtaj hakkı için mücadele ediyor. Mücadele tüm kıtaya yayılıyor. Bazı kadınları...

Kölelik geri geldi!

ABD Yüksek Mahkeme yargıçları Nestle ve Cargill aleyhindeki insan hakları ve 'kölelik' iddialarını sorguluyor. RED haber - ABD’de yayımlanan rapor günümüzde kakao üretiminin her aşamasında...