Biliyordum, çünkü…

Unutmayın, ilaç firmalarının hiçbiri sizi iyileştirmek istemiyor, sadece ilaçlarını düzenli kullanmanızı istiyor.

  • T. AKMAN

Doğru, gerçek, hakikat, göz boyama, propaganda, algı yönetimi… Bunları anlatmaya çalıştım son iki yazıdır, geleceğe ışık tutmaya çalıştım.

Bugün ise Pfizer-BioNTech aşısının kapsamlı bir teknik analizini yapmaya çalışacağım (gerekli uzunluk için şimdiden özürler) ve tablo tümüyle önünüzde olacak, neye inanıp inanmayacağınıza siz karar vereceksiniz

Vücudun zararlı mikroorganizmalara karşı doğuştan sahip olduğu evrimleşmiş bağışıklık mekanizmalarının yetersiz kaldığı durumlarda kazanılmış (edinilmiş) bağışıklık sistemi devreye girer.

Ek bağışıklıklar zaman içinde gerek görüldükçe vücut tarafından geliştirilebildiği gibi aşı gibi doğal olmayan yöntemlerle de edinilebilir. Aşı yarışında başı çeken adaylar, süreçleri çok kısaltan yeni bir teknoloji kullanıyor: mRNA, yani “haberci RNA” sentezlenecek bir proteinin amino asit dizisine karşılık gelen kimyasal şifreyi taşıyan molekülün adı.

Bu molekülün vücuda verilmesi ile bağışıklık kazanmak istenilen mikroorganizmaya ait belirli bir kimyasal bilgi zinciri vücutta herhangi bir enfeksiyona yol açmadan bağışıklık sistemine tanıtabiliyor. Bu sayede bağışıklık sistemi derhal virüse karşı antikor üretimine geçiyor ve kendini hazırlıyor.

Ancak antikorlar erken dönemde etki gösteriyor ve sadece o anlık enfeksiyonun gelişmesini önlüyor. İyi bir aşının antikor üretimini sağlayan B hücre yanıtının yanı sıra, bunu hatırlamasını sağlayacak olan T hücre yanıtını da tetiklemesi gerekiyor.

Günümüzde aktif bağışıklık için kullanılan aşılar ya canlı ama zayıflatılmış (atenüe; örn. BCG, kızamık, kızamıkçık, kabakulak), ya inaktif (ölü; örn. çocuk felci, hepatit A, grip, kuduz) ya da inaktif toksin (toksoit; örn. difteri, tetanoz) halde canlı organizmayı kullanıyor ve hem antikor üretimini, hem de T hücre yanıtını tetikliyor.

Günümüzde kobaylar yerine embriyolu tavuk yumurtası kullanılarak üretilen aşıların üretim zorluklarına (yetersiz besleme, yüksek üretim maliyeti ve yumurtanın bileşenlerindeki potansiyel alerjik kısıtlamalar) karşın mRNA teknolojisi organizma bağımsız olarak sadece kimyasal şifreyi kullandığı için teoride çok daha emniyetli, hızlı ve ucuz bir aşı geliştirme yöntemi olsa da T hücre yanıtının nasıl oluştuğunun şifresi henüz tam olarak çözülemediği için bu konudaki başarısı hakkında bir gözlem ya da kanıt yok.

Ayrıca bugün CoVID-19 geçiren hastaların yüzde 50’sinde çok düşük antikor oluştuğunu ya da hiç antikor gelişmediğini de salgının başından beri ikinci hatta üçüncü tur hastalanan insanlardan gözlüyoruz.

Yani bırakın uzun süre koruyuculuğu, hastalıktan kalkar kalkmaz yeniden hastalığın pençesine düşme riskimiz dahi yüzde 30.

Dolayısı ile pandemiyi gerçekten durdurabilecek bir aşının hem kısa, hem de uzun vadede koruyuculuğu olmak zorunda. mRNA teknolojisi çok da uzak olmayan bir süreçte insanlığın en büyük dertlerinden biri olan kansere karşı geliştirilmiş ilk gerçek tedavi olabilecek gibi görünüyor (bkz. BioNTech’in kuruluş amacı ve misyonu). Bazı araştırmacılar mRNA teknolojisine kanseri tümüyle yok edeceğini iddia edecek kadar çok güveniyor.

Dolayısı ile virüsümüze karşı bir savaşta herkes bu teknolojinin bir mucize üreteceğine inanmak istiyor.

Ama istemek her zaman yetmeyebiliyor ve görünen o ki mRNA aşıları pandemiyi bitirmekten ziyade ilaç firmaları için mükemmel ve sonsuz bir gelir kaynağı olmayı hedefliyor. Yine görünen o ki her yıl en az 39, idealde 78 dolarınıza daha göz diktiler.

Unutmayın, ilaç firmalarının hiçbiri sizi iyileştirmek istemiyor, sadece ilaçlarını düzenli kullanmanızı istiyor.

Deselerdi ki, “ilk 5 milyar dozu ücretsiz dağıtacağız, önce pandeminin başını ezeceğiz” o zaman farklı düşünebilirdim.

Ama neredeyse bedavaya üretilen bir aşının bu kadar yüksek bir fiyata piyasaya sürülmesinin amacı pandemiyi bitirmek filan değil.

Peki aşı ne kadar gerçek?

1. Aşının hızlandırılmış testleri henüz bitmedi, bağımsız bilim insanlarının değerlendireceği bilimsel bir raporu dahi yok.

2. Aşı hiçbir yerden, hiçbir kurumdan onay almadı, çünkü henüz uygulanması zorunlu olan ve gerekliliği tecrübeyle sabit olan aşı geliştirme prosedür ve süreçlerini bırakın, sadece politikacıların hızlı çözüm hayalleri ve ihtirasları doğrultusunda hızlandırılmış, köşeleri yuvarlanmış acil durum prosedürlerine uygun süreçler dahi tamamlanmadı.

3. Yüzde 90 başarılı lafı tümüyle havada duran bir rakamdan ibaret. Hiçbir bilimselliği yok, sadece bir basın bülteninde yer alan bir pazarlama söylemi. Aşı yarışında ikinci sırada görünen, diğer mRNA aşı üreticisi Moderna daha 29 Ekim’de bir rakam sallayıp yüzde 74 koruyuculuğumuz var demişti, önümüzdeki hafta faz 3 sonuçlarını açıklarken, o rakamın Pfizer seviyelerinde, hatta az üzerinde açıklanacağına eminim.

4. Asıl ölümcüllüğü ve hasarı büyük oranda belirleyen “virüs yükü”nün hiçbir şekilde faktör olarak kabul edilmediği bir denek/y havuzu var.

5. Aşı 21 gün arayla iki doz halinde yapılıyor ve bağışıklığın kazanılmasının beklendiği 28. güne kadar zaman zaman fiziksel olarak sıkıntılı bir süreç yaşanıyor. Yan etkilere ilişkin detaylı bir veri sağlanmamış, ancak basına sızan röportajlarda oldukça şiddetli kısa süren sıkıntılar (yüksek ateş, titreme, uykusuzluk, vb.) var.

6. Aşının tutturulması sürecinde gerçek virüsle temas durumunda ne olacağına ilişkin bir veri yok. Hasta olunacağı kesin ama normalden daha olumsuz bir süreç yaşanıp yaşanmayacağı bilinmiyor ve muhtemel asla bilinemeyecek. Aşı yaptırmak için bir sağlık kurumuna iki kez gidilmesi gerekliliği bile başlı başına bir risk aslında.

7. Aşı tuttuğu durumda bağışıklığın ne kadar süreceği hakkında hiçbir fikir ve bilgi yok. Veri kırıntıları şimdilik ancak iki üç aya işaret ediyor. Zaten şu kadar süre bağışıklık sağlıyor diyebilmek için testlerin başlangıcından beri geçen sadece 4 ay yeterli olamaz. Bekleyip göreceğiz diyorlar; Alman-Türk ortak havaya bir süre salladı ama arkasını dolduramıyor: “1 yıllık koruma sağlayacak.” Nereden biliyorsun kardeş? Virüsü kapmış, hastalığı geçirmiş olan insanlarda bile çok uzun bağışıklık yanıtı oluşmuyorken böyle küstah bir söylemin altında yatan zayıf teori inandırıcılıktan çok uzak.

8. Tüm raporlarda hep antikordan bahsediliyor. Ünlü yüzde 90 oranı da antikorlara işaret ediyor. Ancak şu ana kadar soruların hepsinde ortak payda olan en önemli konu aşının antikor oluşturmasının yanı sıra T hücre yanıtı da geliştirip geliştirmediği. Şirketin Alman-Türk patronu diyor ki: “Mükemmel bir aşının, vücutta hem yeterli düzeyde antikor, hem de T hücre (hafıza hücresi) yanıtı oluşturması gerekiyor. Ancak bu iki kombinasyonu bir arada bulundurabilen bir aşı, bu pandemiyi durdurmakta etkili olacak. Aksi takdirde biz, aşıyla sadece insanların hastalığı şiddetli geçirmesinin önüne geçebiliriz; ama enfeksiyonu durduramayız.” Bunun ölçülmesi için de çok uzun zaman gerekiyor; inşallah çok başarılı olur, zira pandeminin makul bir sürede bitirilebilmesi için en az 2 yıllık bir koruma ideal olurdu.

9. Varsayalım aşı başarılı bulundu (başarı kriterinde T hücre yanıtına kesinlikle bakılmayacak; FDA en az yüzde 50 antikor üretimini kriter alıyor), onaylandı ve acilen üretime başlandı. 2020 zaten bitti artık, belki yılın son iki haftası siyasi şov amaçlı, öncelikli sağlık personeline filan yılbaşı aşısı yapılır. 2021’de Pfizer tüm gücümü kullanıp 1,3 milyar doz aşı üretebilirim diyor. Yani bizim sıkıntı yaşayacağımız kesin olan önümüzdeki kış döneminde tüm dünyaya 400 milyon doz belki. O da eşittir 200 milyon kişi için aşı demek. O 200 milyon kişi kim olacak bilmiyorum ama benim o grupta olmayacağım kesin. Pandeminin kırılabilmesi için nüfusun yüzde 60-65’inin bağışıklık geliştirmesi (sürü bağışıklığı) gerekiyor. 5 milyar insanın aşılanması ve sürü bağışıklığı elde edilmesi en az 5 yıllık bir süreç; ki bu da yüzde 60-65’in düzenli dağıldığı durumda; yoksa toplumda aşılanma oranının yüzde 99 olması gerekiyor. Diğer firmaların hiçbiri şimdilik Pfizer kadar büyük bir üretim kapasitesine sahip olmadığı için, her şey yolunda gittiğinde dahi bu aşılanma oranlara gelinmesi için tahminen 10 yıla ihtiyacımız olacak.

10. Aşının dağıtımı için her daim -75 dereceye yakın bir ısıda tutulması gerekiyor, uygulanma ısısı da 2-8 derece. İki üç gün bu süper soğuk zincirin dışında kalınca ya da herhangi bir anda ortam ısısı 5 derece üzerine çıktığında aşı etkisini yitiriyor. Moderna aşısı ise -20 derecede dağıtılabilecek, yani iyi bir derin dondurucuda saklanabilecek. İleride bu konuda gelişmeler olacaktır ancak kısa vadede aşının lojistiği, özellikle bizim gibi sıcak iklimlerde ve eksik altyapılarda tam bir kâbus.

11. Tam 21 gün arayla yapılması gereken aşının ilk dozunu yaptırıp ikinciyi yaptırmayacak insanların oranını da tahmin etmek çok zor, ama ben muhtelif nedenlerle çift basamaklı sayılarda bir oran olacağını tahmin ediyorum.

12. Farklı etnik gruplarda ne tür bir etki göstereceği belli değil. Her ne kadar ön rapor denek çeşitliliğinden söz etse de Alman-Türk ortak bu konuda da net konuşamıyor.

13. Gözardı edilen bir nokta daha var ki, beni en çok korkutan konulardan biri bu. Bu tür aşılar başarılı olursa (tekrar tekrar umarım), yapısı gereği insanları hasta olmaktan kurtarsa dahi, virüsü kapmasını ve BULAŞTIRMASINI ENGELLEMİYOR! Yani siz korunuyor olsanız da virüs size bulaşabiliyor ve bulaşıcılık sürecinde başkalarına bulaştırıyorsunuz. Sadece siz hasta olmuyorsunuz. Aşı yaptıran insanların nasılsa korunuyorum diyerek gevşek davranmaya başlamasının etkileri çok daha olumsuz olabilir.

14. Aşının uzun vadeli sakıncaları hakkında ise hiçbir açıklama yok ve olması da çok mümkün değil. Gen aşılarının ilk kez kullanılacak olmasından kaynaklanan kaygılar hakkında da Alman-Türk der ki: “mRNA, virüsün genetik bilgisini içerir. Bu genetik bilgi, nükleik asit yani RNA‘ya dayanır. Bu da insan genine entegre olmaz; yani mRNA hücre çekirdeğine hiç ulaşmaz. Bu da bilimsel olarak çok güvenli bir yoldur. Çünkü sonra mRNA ile hücreye gönderilen mesaj birkaç gün içinde tamamen silinir ve insan vücudunda hiçbir genetik değişim oluşmaz. Genetik bilginin insan hücresine taşındığı DNA yaklaşımlarından farklı olarak, mRNA sadece insan hücresine entegre oluyor; hücreye genetik bilgi girmiyor.” İnsan inanmak istiyor olsa da umarım FDA ve diğer onay kurumları burada politik emellere kurban etmezler insanlığı.

Çalışmadaki gariplikler de uzun bir liste.

1. Örneğin Faz 1’deki her denek grubunda 15 kişi var, 12’sine aşı 3’üne plasebo (aşı yerine serum) veriliyor. Bunun bir açıklaması yok. Normalde bu oranın 1’e 1 olması gerekir.

2. Daha sonra “dengelenen” oranla yaklaşık 44 bin kişiden 22 binine aşı yapılmış, sadece 100 civarı denek hastalanmış. Dikkat ediniz, bu insanlara aşı sonrası virüs verilmiyor. Virüse kaç kişinin maruz kalıp aşı sayesinde korunduğuna ilişkin bir bilgi ya da veri yok. Hasta olanların kaçı plasebo grubu, kaçına aşı yapıldı bu da açıklanmıyor. Aşı yapılan insanlara virüs verildiğinde, hele yüklü bir virüs karşısında ne olacağı hakkında hiçbir fikir ve veri yok. Başarı oranı olarak açıklanan yüzde 90 virüse karşı gerçek başarının göstergesi değil, kalıcılığı ve gücü belli olmayan bir antikorun varlık oranı. Bunun herkesin farklı olan bağışıklık sistemleriyle ilişkisini detaylandıran bir veri de yok.

3. Hastalığın en çok vurduğu 65 yaş üzerinin deneylerdeki varlığı gerçeklerden çok düşük oranlarda. Bu konuda soru sorulduğunda “o grupta daha düşük” cevabı beni ya da bilim çevrelerini tatmin etmiyor.

Yazıyı daha da fazla uzatmadan bir kez daha saygıdeğer Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a kulak verelim:

“Burada yanlış anlaşılan şey şu oldu; dediğim gibi insanlar aşıyı yaptırınca önlemsiz bir hayata geri dönüleceğini sandı. Ancak unutulmamalı ki kısıtlamalar ve bireysel önlemler, maske ve mesafe önlemi aşı bulunsa da devam edecek.”

Gerçek: CoVID-19 öldürüyor ve bu aşıyla bir yere gitmeyecek.

Gerçek: Hayatlarımız asla bir daha 1984’teki ya da 2019’daki gibi olmayacak.

Hakikat: CoVID-19 ile yaşamaya yani yeni normale alışacağız.

Doğru: Hayatlarımızı CoVID-19 gerçeğine göre yeniden düzenleyip, yeni gerçekler doğrultusunda yeni hayatlar kurmalıyız.

Ben oradaydım; biliyorum.

Önceki İçerikMaaş kayması
Sonraki İçerik‘Bir Başkadır’ bitti…

Son Haberler

Fransa camileri kapatıyor

Fransa: 76 cami kapatılıyor, 66 göçmen sınır dışı edildi. RED haber - Fransız hükümeti, "dini aşırılıkçılık" olarak adlandırdığı "düşman"la mücadele etmek için "bölücülük" yaptığından şüphelenilen...

Otelde çatışma!

Maraş'ta bir otelde, hakkında arama kararı olan bir şahısla polisler arasında çatışma çıktı, bir polis öldü. RED haber - Antalya'da cinayet şüphelisi olarak hakkında yakalama...

Çakıcı’nın dostu hâlâ CHP’de

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit edip küfürler sallayan Çakıcı'yı Mustafa Kemal Atatürk'ün odasında ağırlayıp ona hediye veren Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, utanmadan...

Kürtaj mücadelesi büyüyor

Kadın hareketi, kürtaj kısıtlamalarını gevşetmek için Latin Amerika'yı kasıp kavuruyor. RED haber -Latin Amerikalı kadınlar kürtaj hakkı için mücadele ediyor. Mücadele tüm kıtaya yayılıyor. Bazı kadınları...

Kölelik geri geldi!

ABD Yüksek Mahkeme yargıçları Nestle ve Cargill aleyhindeki insan hakları ve 'kölelik' iddialarını sorguluyor. RED haber - ABD’de yayımlanan rapor günümüzde kakao üretiminin her aşamasında...